<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-23425005</id><updated>2012-01-21T21:03:12.025Z</updated><title type='text'>Leipzig Günlüğüm</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>ebru</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>55</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23425005.post-2556563745556370677</id><published>2010-03-19T10:55:00.003Z</published><updated>2010-03-19T11:09:21.046Z</updated><title type='text'>Son yazı</title><content type='html'>Bonn'da günler televizyon izlemekle geçti. Sadece bir gün Köln'e gezintiye gittim, birkaç kez Bonn'un merkezinde dolandım, o kadar. Onun dışında hiç ama hiçbir şey yapmadım. Televizyon da öyle alman kanalı filan değil, bizim türk kanallarının avrupa versiyonu. Programlar aynı. Sabah mesela kuzen İris le başlıyoruz doktorum programıyla, çok faydalı bir programmış, ondan sonra 321 pişir, buradaki tarifler tam bana göre, ve sıkı durun sonra da Esra ceyhan ile evlen benimle. En eğlenceli program bu tabi ki. Esra ceyhan sunucuların sunucusu ilan ediyorum! Konuklar hayatının aşkını arayan insanlar, ama gerçekten çok komikler. Öyle her talibi beğenmezler, karşılıklı heyecandan ne konuşacaklarını bilemezler, tuhaf istek ve talepleri olanlar, illa pronoviastan gelinlik giycem gibi, muhafazar olmalı mutlaka eşim gibi. Fazla bağımlılık yapmadan kurtuldum sanırım. Bir başladınız mı kopamıyorsunuz çünkü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim kanalların avrupa versiyonlarında en çok reklamlar dikkatimi çekti. Bizdeki reklamlar gösterilmiyor tabi doğal olarak. Çoğunlukla avrupa'da yatırım yapan türklerin reklamları, türk marketleri reklamları, beyaz peynir, bakliyat, mobilya vs. vs. En çok dikkatimi çeken ise o kadar çok estetik ameliyat merkezi reklamı var ki, şaştım kaldım. Sonra zayıflama ilaç ot acaiberrymix gibi abuk subuk yuttum zayıfladım reklamları. Sonra Avrupanın dört bir yanındaki türk disko ve türkü evlerinin reklamları. Mesela Yıldız tilbe ve ferdi tayfur konseri vardı. Öyle konser salonu filan değil, düğün salonu benzeri yerlerde. En bomba reklamlardan biri de Doğuş ve ne üdüğü belirsiz almancı bir türk şarkıcının sunduğu gelin bize birlikte para kazanalım reklamı. Öyle bir çekmişler ki reklamı, Doğuş ekranın ortasında duruyor, öteki şarkıcı ise, güneş gözlüğü takmış böyle siyahlar giymiş biri, ekranın solunda duruyor, konuşurken de ekranın ortasına doğru kaykılıyor. Nasıl bir çekimse, hiç mi göz nizam yok anlamadım. İşte bu da herhalde üye kazandırma yoluyla para vaat eden uyanıkların kurduğu bir şirket sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle kendi çapımda eğlendim. Teyzem beni bayağı bir besledi. Zaten Almanyaya geldim geleli bayağı bi kilo almıştım. Hazır yaz da geliyorken sahile inip spor yapmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben burada kapıyorum Leipzig günlüğümü. Bir tane daha blog açayım yazayım da ismini ne koyacağıma karar veremedim. önerisi olan var mı?? :PP&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23425005-2556563745556370677?l=leipziggunlugum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/feeds/2556563745556370677/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2010/03/son-yaz.html#comment-form' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/2556563745556370677'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/2556563745556370677'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2010/03/son-yaz.html' title='Son yazı'/><author><name>ebru</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23425005.post-5976743281028136968</id><published>2010-03-18T13:54:00.009Z</published><updated>2010-03-18T14:31:21.516Z</updated><title type='text'>Almanyada son günler...</title><content type='html'>Leipzig'ten ayrılışım ile İstanbul'a varışım arasında uzun bir zaman oldu ve ben hiç yazamadım. Ne Leipzig'e veda yazısı yazabildim, ne de İstanbul seni çok özledim bekle beni yazısı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efendim ben 26 Şubat Cuma günü bir öğleden sonra Leipzig'ten ayrılıverdim. Öyle pek duygulanmadım. Zaten koşuşturmacayla geçti. Anahtarı teslim et, kağıdı al, Studentenwerk'e götür, depozitonu al. Bir de üstüne üstlük Deutsche Bank'ta hesabımı kapadığım halde, hesabınızı kapatınız yazan mektubun ne anlama geldiğini kavramak için bankanın yolunu, bavullarla birlikte tut. Koştura koştura istasyona git, kahvaltı yapılmadığı için ve akşama kadar aç olunacağı için Mcdonalds ye. Tren gelsin, vagon yanlış yerde dursun, bir de vagonunu ara koştura koştura, bin, ve bir dakika sonra kalksın. İşte böyle terk ettim Leipzig'i. Aklımda Almanya'da geçireceğim günler ve İstanbul, kalbimde anılarım, Leipzig'te tanıdığım ve bıraktığım dostlarım, oda arkadaşım Monja, kuzularım Sezgi ve Ezgi, yoldaş Gökhan, nijeryalı komşum, diğer Erasmus dostları. Kimbilir bir daha görecek miyim bilemediğim insanlar... En azından Monja'nın yazın mutlaka eşiyle birlikte beni ziyarete geleceğini, komşumun Nijeryadaki sülalesi için alışveriş yapmaya geleceğini, kuzularımı mutlaka ve mutlaka göreceğimi biliyorum en azından. Belki de ömür boyu sürecek dostluklar... Kimbilir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte böyle arkamda bıraktım Leipzig'i, Bonn'un yolunu tuttum. Teyzeme vardığımda o kadar yorgundum ki, bir türlü hiçbir şeyi sığdıramadığım iki bavul, iki sırt çantası, bir torba vs. elimde kolumda belimde dünya kadar ağırlık yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki hafta Bonn'da geçirdim. O kadar uzun geldi ki, keşke dedim önceye alsaydım bileti. Çünkü planlar böyle değildi. Bir hafta Hollanda, Brüksel filan takılırım, bir hafta da teyzemle geçiririm dedim. Ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Param suyunu çekti ve ben Benelüks gezisinin sadece "ne" kısmını yapabildim. O da Amsterdam ile sınırlı kaldı. Bir Cumartesi ve Pazarımı Amsterdam'da geçirdim. Sağolsun beni &lt;a href="http://amsterdamcliches.blogspot.com/"&gt;Dudu&lt;/a&gt; ağırladı. Davet etti, seve seve kabul ettim. Bir kez daha teşekkür ederim Duducum. Sizi tanımak büyük zevkti. :))&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki günümü de şehrin her bir yanını yürüyerek geçirdim. Öyle coffee shop a gir de takıl biraz di mi. Yok dedim, kim beni toplıycak sonra. Öyle avare avare gezdim. Elimde harita olmasına ve navigasyonum çok iyi olmasına rağmen yol bulmakta çok zorlandım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amsterdam'a da gittikten sonra artık dedim ki buraya kadar! Buraya kadar, artık yalnız başıma gezmeyeceğim. Eskiden hep yalnız yola çıkardım. Ama artık hiç keyif alamıyorum. Böyle yanımda biri olacak, sevgilim, dostum, beraber olmaktan keyif aldığım ya da ne bileyim yeni insanlar da olabilir. Öyle çok konuşmıycaz, ayaklarımız bizi nereye götürürse oraya gidicez, yalnız kalmak isteyen ben bi takiliyim diycek, özgür olacaz. Öyle bir şey istiyorum işte. Şimdiye kadar düşündüm ki insanlarla seyahat etmek zor, o yüzden hep kaçtım. Ama artık vakit geldi. :))&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazıyı burada sonlandırıp yarın da Bonn'da geçirdiğim günleri anlatırım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23425005-5976743281028136968?l=leipziggunlugum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/feeds/5976743281028136968/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2010/03/almanyada-son-gunler.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/5976743281028136968'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/5976743281028136968'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2010/03/almanyada-son-gunler.html' title='Almanyada son günler...'/><author><name>ebru</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23425005.post-2607545128137100839</id><published>2010-03-17T08:09:00.003Z</published><updated>2010-03-17T08:15:51.480Z</updated><title type='text'>kedi beni itti</title><content type='html'>ya bunu nasıl yazmayı unuttum istanbul dönüş yazıma :)) şimdi Eminin evine geldim. Bizim kedi var ya Çarşamba onu da deli özlemişim. Böyle sıkıp mıncıklamak, kafamı koca tüylerinin arasına gömmek koklamak filan istiyorum. Ama fareye benzemiş, çünkü traş edilmiş. Tüy müy kalmamış. Şimdi aldım ben bunu kucağıma, illa babasına gidecek her zamanki gibi, fazla mıncıklattırmadı kendini. Verdim Emine. Bu kez onun kucağındayken sevmek istedim. Ve ne yaptı küçük şıllık biliyor musunuz, patisiyle itti beni! Resmen patisiyle direndi bana. Artık Eminden uzaklaşıyim diye mi, kendi kucağıma almiyim diye mi, bilmiyorum? Küçük fare!!!!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23425005-2607545128137100839?l=leipziggunlugum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/feeds/2607545128137100839/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2010/03/kedi-beni-itti.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/2607545128137100839'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/2607545128137100839'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2010/03/kedi-beni-itti.html' title='kedi beni itti'/><author><name>ebru</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23425005.post-6844517034771602462</id><published>2010-03-16T15:54:00.003Z</published><updated>2010-03-16T16:16:21.852Z</updated><title type='text'>Sonunda İstanbul</title><content type='html'>Sonunda İstanbul'dayım. Pazar sabah 1.35 teydi uçağım. Köln/Bonn havalimanından bindim. Teyzemin evi Bonn'da, havalimanına otobüsle 15 dakika. O yüzden ulaşmak çok zor olmadı. Çantalarım konusunda stres yaşadım biraz. Pegasus'un bagaj hakkı 30 kiloydu, evdeki tartıda tarttım tam 30 kilo. Kesin dedim bunların tartıları hassastır, daha fazla çıkacak. Paket paket çikolata götürücem diye teyzemde bazı giyisilerimi bıraktım. Aman zaten giysiden başka bol birşey yok bizde. Dünya kadar! Hiçbir yere sığdıramıyoruz. Neyse işte, bavullar da toplam 34 filan geldi ama bir şey demediler. Fazla gecikmeden kalktık. Emine demiştim, 4 te orda olcam diye ama Avrupa saatiyle söylemişim, o da havalimanına gittiğinde fark etmiş, o yüzden 1.5 saat beklemiş beni. Huyudur gerçi, erkenden gitmese olmaz. İndiğimde 5.30 filandı, zaten yolculuk boyunca uyudum, bir açtım gözümü istanbuldayım. Sonra eve gidip biraz uyuduk, öğlen de Emin beni anamın evine bıraktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Odam tahmin ettiğim gibi. Bizim eşyaların yanı sıra evdeki ıvır zıvırlar da odayı işgal etmiş. Anam börekler, zeytinyağlı dolmalar yapmış. Yapacak çok şey var, biraz stres de oldum tabi. Dolap ve kütüphane alınması lazımdı. Gittik dün Eminle aldık, dolabı kurduk. Eşyaları yerleştirmeye başladım. Ama bu işler çok el oyalıyor, bir hafta filan sürer herhalde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okula evraklarımı teslim etmeye gittim. Bir evrağım eksik çıktı. Erasmus koordinatörü hasta olduğu için benimle ilgilenmedi ve vereceği evrağı vermemiş oldu. Ben de almadan gelmiş oldum. Yine sinir stres bende. Mail attım imzala, gönder diye. Dallama bu Almanların hepsi!!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eve girmek için anahtarım yoktu. Özel anahtar, öyle gidip de kopyalanamıyor. Bu duruma da uyuz oldum ayrıca. Neyse işte otu boku şu anda stres yapıyorum. Alışmam zaman alacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hocamı görmeye gittim. Biraz moralim düzeldi. Bitirelim tezini hazirana kadar, sonra seni doktoraya hazırlayalım dedi. Peki dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi Leipzig macerası bitti de ben bu blogu yazmayı sürdürsem mi bilemedim. Ne yazıcam, istanbul maceralarımı mı? Yazıcak elbet bi şeyler bulur muyum acep?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23425005-6844517034771602462?l=leipziggunlugum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/feeds/6844517034771602462/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2010/03/sonunda-istanbul.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/6844517034771602462'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/6844517034771602462'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2010/03/sonunda-istanbul.html' title='Sonunda İstanbul'/><author><name>ebru</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23425005.post-7887877081776251601</id><published>2010-02-25T19:11:00.002Z</published><updated>2010-02-25T19:30:19.392Z</updated><title type='text'>Karl Marx İstanbul'a yola çıktı</title><content type='html'>Ben bu bisiklete ne ad koyacağımı bir türlü bilemedim. Dişi mi erkek mi onu da bilemedim. Kızım belledim ama bugün dedim madem üzerinde Karl Marx yazıyor, adı da Karl Marx olsun. Ya bisiklete niye ad koyuyorsam?!??&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse bugün Studentenwerk'in bir bisiklet tamircisi (Adres:Rossplatz) var. Öğrenciler oraya gelip, kendi tamirlerini kendisi yapıyor, para da ödemiyor. İşte biz de bugün Nijeryalı komşumla beraber oraya gittik. Görevli bir saat sonra gelin dedi. Bir saat bekledik, sonra gittik, dedi kendiniz yapıcaksınız. Haydaa dedik ama ne ile demonte edeceğimiz öğrendik, meğersi çekiç yetiyormuş, bizde vardı halbuki. Çekiçle pedalı çıkardık, direksiyonu çıkardık. Sonra yakında başka bir bisikletçi daha var, oraya gittik belki daha iyi bir karton buluruz diye. Gerçekten de cuk oturan bir karton vardı, aldık, eve dönüp paketledik. Komşu dedi, içine başka bir şeyler daha koyabilirsin. Dedim yorganımı koyayım, hem bisiklet içinde hareket etmemiş olur. Yorganı da koyduk, bantladık. Sonra Deutsche Post'un yolunu tuttuk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bu postanedeki hatunlar bana demişlerdi ki 20 kilo 45 euro, 20 kiloyu geçerse 19 euro. Maksimum boy da 1.5 metre. Bizimkinin boyu o kadar da yok. Ama bir gittik, kadın bunun boyutları uymuyor, alamayız. Nasıl uymuyor dedik, bal gibi uyuyor, bana verdiğiniz kağıtta öyle yazıyor. Yok öyle değilmiş efendim. Eni uzun gelmiş. 20 kiloyu da geçmemesi lazımmış, bizimkisi 21.6 kiloymuş alamazlarmış. Şimdi de ki di mi adam gibi, adam olan der yani, iki kiloyu çıkarın içinden, alalım. Boyutu yüzünden alamayız demeleri de yalan! Boyutu büyük olduğu için 20 euro fazladan vermek gerekiyor sadece. Yani karılar sorun çıkarmak için ellerinden geleni yaptılar, çıkardık içinden 2.5 kilo, alın böyle dedik, bal gibi de aldılar. Bir de orası aynı zamanda DHL ofisi. DHL taa eve kadar servis yapıyor gerektiğinde. Bu memur karılarında bir afra tafra. Doldurulması için form veriyorlar, doğru düzgün anlatmıyorlar neresinin doldurulacağını. Neyse ki komşu Afrikalı olmasının da getirdiği rahatlıkla bu karıların asık suratını sallamadan her işimizi yaptırdı. Benim sinirden elim ayağım titredi. Gerçekten bu Almanların kıt beynine katlanamıyorum. Neyse sonunda gönderebildik. Umarım başka bir sorun çıkmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bavullarımı sonunda doldurdum. Ama tabi birçok eşyamı da burada bırakarak, bazılarını atarak. Yarın sabah Hausmeister gelecek, anahtarı teslim edeceğim, gidip depozitomu alacağım. Tren de öğlen kalkıyor işte. Bonn'a gidiyorum, teyzemin yanına. Köln'de biraz vakit geçireceğim. Planda bir hafta sonunu Amsterdam'da geçirmek var. Param yeterse Belçika'ya uzayacağım. Hedef Brugge, ama ne olur ne biter bilmiyorum. Hele bir buradan ayrılayım da artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok soğuk bir Leipzig yazısı oldu. Aslında hüzünlüyüm az biraz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23425005-7887877081776251601?l=leipziggunlugum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/feeds/7887877081776251601/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2010/02/karl-marx-istanbula-yola-ckt.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/7887877081776251601'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/7887877081776251601'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2010/02/karl-marx-istanbula-yola-ckt.html' title='Karl Marx İstanbul&apos;a yola çıktı'/><author><name>ebru</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23425005.post-5190028543385285867</id><published>2010-02-24T21:30:00.008Z</published><updated>2010-02-24T22:30:30.542Z</updated><title type='text'>Ayrılık hazırlıkları</title><content type='html'>&lt;div&gt;Leipzig'de son iki günüm. Ya da bir buçuk mu? Öyle bir şey işte. Şu anda Çarşamba akşamı saat 23.00. Cuma sabah 12.11'de trenim Leipzig'den ayrılıyor. Değil günleri saatleri sayıyorum. Vakti eşyaları toplama, paketleme işleriyle geçiriyorum. Üç bavulla gelip iki bavulla dönünce bayağı bir sorun oluyor tabi. Giysilerim, yorgan, yastık bavula sıkışmayı bekliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yorgan ve yastık için vakumlu torba aldım. Bizde çok pahalı da bu torbalar, burada 1.5 euroya buldum. Bir deneme yapayım dedim, sabah bıraktım, akşamı geldiğimde havası çoktan kaçmış, şişmişti torba. Aynı şeyin bavulun içinde olmasından, bavulun orta yerinden çatlamasından korkuyorum. Trende pek hoş bir görüntü olmaz sanırım. :))&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Niye bu yorgan yastık götürmek için ısrar ediyorsam? Göya yanımda getirdiğim eski giysilerimi bile atacaktım. Yorganı yastığı satarım dedim, herkes öyle yapıyor burada. Ama yok ne bir şeyi atmaya içim elverdi, ne yorganımı satmaya. Nedense bu Almanların cimriliğinden tasarrufluğundan mıdır nedir, her şey pek bir kıymetli oldu. Türkiye'de ne kadar savurgan olduğumuzu, ne kadar çok tükettiğimizi, ne kadar lüks içinde yaşadığımızı anladım. Üstüne üstlük buradaki gibi geri dönüşüm filan da yapmıyoruz. Pek bir hoş hayat!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asıl büyük sorunum, başıma dert olan ise bisikletim oldu. Herkes gibi sen de sat di mi? Yok illa Türkiye'ye göndericem. Israrımın altında taa çocukluktan gelen bir pişmanlık yatıyor. Bana böyle eflatun rengi bir bisiklet almışlardı da, ben onunla bisiklete binmeyi öğrendikten sonra, yeni eve taşınırken, eski apartmanın bodrumunda yalnızlığa terk etmiştim. Nakliye kamyonuna girmemiş miydi, neydi, sonra gelir alırız demiştim. Bir daha da gitmedim. Hayatım boyunca pişmanlık duydum. İşte bu yüzdendir ki, üzerinde Karl Marx yazan, -niye yazdığını çözemedim, sanırım Karl Marx Stadt diye bir yer vardı, oradan alınmıştı- mavi, taaa Doğu Almanya zamanından kalma, en az 25 yaşında, burada elini sallasan herkesin altında bir tane görebileceğin, Diamant marka gözümün nuru canım bisikletimi, burada terk edemiyorum işte öyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gittim sordum, Deutsche Post ile gönderiliyor. Ama paketlemek lazım ve boyunun 1.50 yi geçmemesi lazım. Paketlemek için demonte etmek lazım. Bugün Nijeryalı komşumun da yardımıyla bayağı bir söktük. Daha doğrusu o söktü ben baktım. Yok bu kadın milletinin eli tornavida işlerine filan yatkın değil. O yapmasaydı ben hayatta yapamazdım. Ben tüm vidaları elimle sökebileceğimi düşünürken, o her vida için gitti arkadaşlarından tonlarca alet aldı. Daha tam anlamıyla sökülmüş de değil, ihtiyacımız olan bir alet daha var, onunla direksiyonu sökebileceğiz. Paketlemek için de dev boyutlarda bir karton bulduk. Şimdi bizde herhangi bir eşyayı nasıl paketlersen paketle istediğin her yere gönderirsin. Ama bu Almanlar kıl, kartonda bombe görür mesela almazlar filan diye korkuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En mantıklısı uçakla benimle gelmesiydi. Spor ekipmanlarını verdiğiniz ayrı bir bölüm var çünkü ve sanırım paketlemek filan da gerekmiyor. Ama gel gör ki, bisikleti uçağa götüremiyorum. Uçağa Bonn'dan bineceğim. Buradan Bonn'a götüremiyorum. Çünkü Deutsche Bahn her trene bisikletleri almıyor. Bileti alırken sormama rağmen gerizekalı memur hangi trenle nasıl götüreceğimi söyleseydi, ben de ona göre ayarlardım her şeyi. Ama artık olan oldu. Olmadı bunu da terk edeceğim yalnızlığa, içim kan ağlayarak. :((&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5441940932443442610" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 225px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/S4WocgbzDbI/AAAAAAAAAK4/qm0L6ZRcSAA/s400/DSC03632.JPG" border="0" /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23425005-5190028543385285867?l=leipziggunlugum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/feeds/5190028543385285867/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2010/02/ayrlk-hazrlklar.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/5190028543385285867'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/5190028543385285867'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2010/02/ayrlk-hazrlklar.html' title='Ayrılık hazırlıkları'/><author><name>ebru</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/S4WocgbzDbI/AAAAAAAAAK4/qm0L6ZRcSAA/s72-c/DSC03632.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23425005.post-2028450470605974366</id><published>2010-02-22T23:24:00.006Z</published><updated>2010-02-23T10:05:10.875Z</updated><title type='text'>Çemkirmece</title><content type='html'>Sonunda banka hesabımı kapatabildim. Salı gel demişlerdi, uyuzluğuna Pazartesi gittim. Dedim kadına, hesabımın kapatılması için talimat vermiştim geçen hafta. Sisteme bi şeyler girdi, dedi sonrasında bankadan para çektiniz mi. Evet dedim, tabi ki çektim. Ahhh niye çektiniz dedi. Hafif sesimi yükselterek, "ama bana hesabımı kapamak istediğimde bunu söylemeliydiniz". "Ben mi söylemedim" dedi, niye kendi üzerine alınıyorsa salak. İyice sinirlendim, dedim "İngilizce konuşan birini istiyorum." O dedi "benim İngilizcem yok", ben de dedim "benim de Almancam yok." Kadın hissetti iyice sinirlendiğimi, hemen tavır değiştirdi. Pasaportumu istedi, yok pasaportum dedim, TC kimliğimi verdim. Studentenwerk'de depozitomu almam için teslim etmem gereken belgeyi onayladı, imzaladı, kartımı iptal etti, geriye kalan paramı verdi. Bunları yaparken de İngilizce şakımaya başladı. Biraz zaman aldı ama teşekkür ederim dedim. O da her şey gönlünce olsun gibi bir şey dedi. Almanların böyle bir deyişi var, "alles gute" mi ne boksa artık, iyi olsun işte her şey gibi. Ay bunu bile sindiremiyorum, samimiyetsiz geliyorlar artık bana.&lt;br /&gt;Her zaman değil tabi de bazen çemkirmek işe yarayabiliyor. Türkiye'de alışık olduğum için çemkirmeye pek zorlanmıyorum. Ama burada geldiğimden beri az çemkirdim gerçekten. Dili de bilmeyince bir güzel saydıramıyorsun. Yabancısın filan diye susup kalıyorsun öyle. Geçen gün H&amp;amp;M'de yine başıma geldi. Bir şey alıcam, üzerinde 3 euro etiketi var, gittim kasaya bekliyorum. Kadın aldı elimden, yavşak yavşak yaptığı telefon görüşmesinden sonra bu 3 euro değil dedi. Nasıl yani dedim, üzerinde 3 euro yazıyor. Ayrıca sırf o değil, onunla aynı olan tüm ürünlerin üzerinde 3 euro var. Anlamıyorum dedim yine uyuzluğuna ingilizce. Kadın bu kez sinirli sinirli ingilizce anlattı ve yine sinirli sinirli hata yapmışız diyerek üstün körü özür diledi. Şimdi Türkiye'de bile etiket üzerindeki neyse onunla alma gibi bir hakkın olduğuna göre burada bu hakkın Allahı vardır da, ben yine kitlendim abuk subuk bir şeyler dedim, döndüm arkamı çıktım.&lt;br /&gt;Neyse siz siz olun hakkınızı arayın bu memlekette. Dil bilmediğinizi, yabancı olduğunuzu anlayınca üzerinize çıkıveriyorlar hemen. Unutmayın ki size hizmet vermek zorundalar, gerekirse müdürünle görüşmek istiyorum diyin, hemen siniverirler. Almanca bilmiyorsanız İngilizce konuşun, siz niye kasasınız, bırakın onlar kassınlar iki kelimeyi biraraya getirmek için!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23425005-2028450470605974366?l=leipziggunlugum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/feeds/2028450470605974366/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2010/02/cemkirmece.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/2028450470605974366'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/2028450470605974366'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2010/02/cemkirmece.html' title='Çemkirmece'/><author><name>ebru</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23425005.post-4789206397512735504</id><published>2010-02-18T13:29:00.004Z</published><updated>2010-02-18T14:01:33.331Z</updated><title type='text'>Nefretlik Almanya</title><content type='html'>Çok sıkıntıdayım, daraldayım. Benim gibi oto boku püsürü kendisine dert eden, her işi anında olsun bitsin isteyen biri için Almanya'da yaşam kabus gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen haftadan beri kayıt silme işlemlerinin ne kadar meşakkatli olduğunu, ne kadar zaman aldığını şaşkınlıkla yaşıyorum. İlk önce bu işin hangi sırayla yapılacağını öğrendim ve kendime bir yol haritası çizdim. Bu yol haritasında önemli olan gidilecek yerlerin görüşme gün ve saatlerine denk getirip ardı ardına halletmek. Komik biliyorum, alt tarafı bir kayıt silme ama kendime bir yol haritası çizdim!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk yaptığım, buradan ayrılmadan üç hafta önce, Erasmus ofisine gidip neler yapmam gerektiğini öğrendim. Daha sonra ne zaman geliyim de sizden imza aliyim demek için Erasmus koordinatörüne gittim. Kadın iki hafta yokum diye kapıya not asınca ben de mail attım. Cevap vermesi bir hafta sürdü, ay sonuna kadar yokum direkt profesöre gidip imza al diye yazdı. Profesörün görüşme gün ve saatlerine baktım, haftada sadece bir gün bir saat. Ve ancak sekreterden randevu alınarak. Bitmedi, sekreterin de görüşme gün ve saatleri var, bu saatler dışında aradım belki ulaşırım diye, tabi ki yerinde bulamadım. Ben de kadına mail attım, ne zaman geliyim diye. Neyse ki cevap vermesi kısa sürdü, ertesi gün! Söylediği gün ve saatte gittim, profesörle konuşturmadı bile, imzalattı kağıtlarımı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kayıt silme için Erasmus ofisi bir belge veriyor. Bu belgeyi Bürgeramt ve Kütüphaneye gidip onaylatıyorsunuz. Yani Bürgeramt Leipzig'den çıkışınızı yapıyor gibi bir şey. Kütüphane de siliyor hesabınızı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yurt işleri çok daha meşakkatli. İlk önce çıkacağım tarihi bildirmek için gittim. Depozitunuzu geri almak için iki seçenek var, ya elden ya da iki ay sonra buradaki banka hesabınıza yatırılarak. Tabi ki elde almayı tercih ediyorum ama işin saçma ve çok ama çok saçma kısmı elden almak için banka hesabınızın kapalı olması. Size bir kağıt veriyorlar ve banka, hesabı kapatıp bu kağıdı onaylıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bankada hesap kapatmak! Allahım en az hesap açmak kadar zor! Deutsche Bank'ta sprerred (artık her ne boksa) konto hesabı açtırmış olduğum için, banka diyor ki git yabancılar ofisinden kağıt al, öyle gel hesabını kapatayım. Gittim yabancılar ofisine. Duyduğuma göre yabancılar ofisi bu kağıdı vermek için 20 euro para alıyormuş, benden almadılar. Yanında bir de sınırda vermek üzere başka bir kağıt daha verdiler. Sonra tekrar bu kağıtla Deutsche Bank'a gittim, hesabımı kapatmak istiyorum dedim, gayet kolay olacağını zannettim. İlk önce Hamburg genel merkeze faks çekeceğiz ancak öyle kapatabiliyoruz dediler. En az bir 4-5 gün sürermüş. Allah belanızı versin diye diye olay mahallini terk ettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu işlerin bende ne kadar stres yaptığını bilmem hissedebildiniz mi? Boğazımda her seferinde bir şey düğümleniyor, böğüre böğüre ağlamak, bu dallamalara bağırıp çağırmak istiyorum ama artık kocaman kız oldum yapamıyorum, yakışmıyor, ağlayamıyorum, bağıramıyorum bile. Halbuki ucunda kaybedebileceğim hiçbir şey yok. Alt tarafı 250 euro depozitomu alamam. Ama elimde değil işte. :(((&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben bu memleketten, gidişim yaklaştıkça daha çok nefret ediyorum. Ne kadar gerizekalı olduklarını tarif etmem bile zor. İşlerin ne kadar ama ne kadar yavaş işlediğini, ne kadar mantıksız olduğunu, ne kadar çok evrak işi olduğunu anlatamam size. Türkiye'de, o sürekli şikayet ettiğimiz ülkemizde, her şey o kadar hızlı yürüyor ki. Aksayan taraflar mutlaka var, ama burası kadar topal değil Türkiye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Senden nefret ediyorum Almanya. Umarım çektiğin acıların çok daha fazlasını çekersin. Travmanı hiçbir zaman atlatamazsın. Umarım ama umarım bir gün yabancılara çok daha muhtaç kalırsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Leipzig'e gelecek arkadaşlar,&lt;br /&gt;Siz bakmayın benim böyle moral bozukluğuma. Gençken bazı şeyleri kaldırmak çok daha kolay oluyor. Ben bu yaşımda artık Almanların ağız kokusunu çekemiyorum. Yukarıda yazdıklarım da size yol haritası olsun. Hiçbir yerde yazmaz, hiç kimse söylemez. Vakit gelince tekrar açın okuyun. Kolay gelsin, Allah sabır versin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23425005-4789206397512735504?l=leipziggunlugum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/feeds/4789206397512735504/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2010/02/nefretlik-almanya.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/4789206397512735504'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/4789206397512735504'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2010/02/nefretlik-almanya.html' title='Nefretlik Almanya'/><author><name>ebru</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23425005.post-5017563655992155070</id><published>2010-02-16T21:00:00.012Z</published><updated>2010-02-17T17:19:38.972Z</updated><title type='text'>Leipzig öğrencileri için ipuçları</title><content type='html'>İlkbaharda Leipzig'e gelecek değerli arkadaşlarım. Aşağıdaki ipuçlarını bir güzel okuyun, belleyin. Sadece tecrübe, gözlem, Allahın emri değil ;))&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Burada torba denen şey çok değerli. Sakın ola hor kullanmayın. Alışverişe giderken mutlaka yanınızda torba ya da çanta filan götürün. Yoksa para vermek durumunda kalırsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Pet ve cam şişelerinizi atmayın. Genelde su ve bira, şişe parası alınarak satılıyor. Dolayısıyla bu şişelere para veriyorsunuz. Kullandıktan sonra marketlerde makineler var, o makinelere atarak da paranızı geri alıyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Şarap şişelerinde ücret yok. Şarap şişesi, kavanoz vs gibi bu tarz cam şişeleri de beyaz, yeşil, kahverengi olmak üzere üç ayrı cam atık kutularına atıyorsunuz. Ayrıca Almanya'da çöp ayırmak gayet meşakkatli bir iş. Organik çöp kutuları var mesela, gerçi ben hiç kullanmadım ama, buraya sadece yiyecek atıkları giriyor. Hatta bu yiyecek atıklarını koyduğunuz torbayı bile bu çöpe atmıyorsunuz, çöpün kapağını güzelce açıp içine boşaltıyorsunuz. Kağıt atıkları da yine sadece kağıt kutusuna atıyorsunuz. Bir sürü çöp bidonları var ama ben kimsenin doğru düzgün bu kurallara uyarak kullandığını görmüyorum. Ama dikkatli olun, biri fark ederse ya da şikayet edilirse ceza yersiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ceza demişken tramvaya kaçak binmeyin. Biletinizi otomatlardan alın, tramvaya binince turuncu kutulara bastırın. Kontrol edilmez sanırsanız yanılıyorsunuz, biletsiz yakalanırsanız , 40 euro cezası var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Tramvay için mesela Einzelticket aldınız, 2 euro, sanırım 1.5 ya da 2 saat filan geçiyor, üzerinde yazar. Kurzstrecke bileti aldınız, bu 1.4 euro, sadece 4 durak için geçerli. Strasse des 18. oktober da mesela yurdunuz varsa, Hauptbahnhofa gitmek için kurzstrecke bilet yeterli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Size yurda vs. girişlerinde verdikleri kullanım talimatlarını, broşürlerini güzelce okuyun. Benim gibi, dışarıda duran bisikletin selesi çalındıktan sonra, her yurtta bisiklet odası olduğunu 5 ay sonra fark etme dallamalığını yapmayın. Bisikletleti odalara çıkarmak yasak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Çamaşır yıkama makinelerinde çamaşırlarınızı uzun süre bekletmeyin. Makine genelde bir saat içerisinde son buluyor. Acelesi filan oluyor, insanlar mal olabiliyor, tertemiz çamaşırlarınızı çıkarıp öyle ortada bırakabiliyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Burada her iş, görüşme gün ve saatlerine göre yürüyor. Görüşme gün ve saatlerini bilin. Birinden randevu almak için bile dıdısının dıdısının görüşme saatini takip edip randevu için randevu alabiliyorsunuz. Ya da şöyle bir ipucu da verebilirim, görüşme saatleri dışında bir uğrayıp "ay bilmiyodum, işim de acele, bi şey sorcaktım" diyip salak turist ayağına da yatabilirsiniz. Bazen işe yarıyor, bazen yaramıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Auslanderbehörde (Yabancılar ofisi) taşındı. Prager strasse üzerinde. Hauptbahnhof ya da Augustusplatzdan 15'e binin Technishes Rathaus durağında inin. Ofis, B binasında. Yapmak istediğiniz işlemler için görevliler yardımcı oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bürgeramt'a ikamet kaydı için gittiğinizde Zuzugbonus'u sorun. Hala devam ediyorsa, başvurun. 50 euro bonus veriyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Şimdi geldiniz, odanıza bir sürü şey almanız gerekecek. Tabaktır, çanaktır, çamaşır askısıdır vs. Önceki postlarımda nerede en ucuz ne var diye yazmıştım. O mağazalar gidin, fiyatları karşılaştırın. Benim gibi Rewe'de dünyanın parasını harcamayın. Migros gibi yerlere değil Bim gibi yerlere gidin. İnanın fiyatlar çok değişebiliyor. Üniversitenin hemen yan sokağına, Pfennig bir şey gibi adını bir türlü ezberleyemedim, ucuza bir dükkan daha açıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kendinize bir spor edinin. Spor yüksek okulunda çok uygun fiyatlara inanılmaz fazla seçeneğiniz var. Online başvuru yapıyorsunuz, sonra da bankaya parayı yatırıyorsunuz. Ancak yerler hızla doluyor, bahar sömestırı için program açıklanır açıklanmaz acele davranın. &lt;a href="http://www.hochschulsport-leipzig.de/"&gt;http://www.hochschulsport-leipzig.de/&lt;/a&gt; - internet adresi bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kendinize yabancı bir sevgili edinin. Ama sizin gibi yabancı öğrencilerle bile zor bu işler. Birçok kişinin size bir gecelik bakabileceğini aklınızdan çıkarmayın, ona göre davranın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benden abla tavsiyeleri bu kadar. En azından şimdilik. Kendinize iyi bakın, birbirinizi üzmeyin :P&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ezgi ve Sezgi yaza kadar burdalar. Sizlerle tanışmak isteyeceklerine eminim. Hem birçok konuda sorunuz olursa, yardımcı da olurlar. Hep birlikte toplaşıp buluşmanız için, bana mail gönderenlere Ezgi'nin mail adresini yazacağım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23425005-5017563655992155070?l=leipziggunlugum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/feeds/5017563655992155070/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2010/02/ilkbaharda-leipzige-gelecek-degerli.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/5017563655992155070'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/5017563655992155070'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2010/02/ilkbaharda-leipzige-gelecek-degerli.html' title='Leipzig öğrencileri için ipuçları'/><author><name>ebru</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23425005.post-1956877257594430383</id><published>2010-02-15T11:05:00.003Z</published><updated>2010-02-15T11:10:41.664Z</updated><title type='text'>Battaniye isteyen...</title><content type='html'>Leipzig'e ikinci dönem için gelecek arkadaşlara duyurulur...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birkaç kişi benimle iletişime geçti, en azından 7-8 Türk'ün burada olacağını biliyorum. :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazmıştım, yurt odalarında yorgan yastık çarşap niyetine hiçbir şey yok. Sadece yatak. Dolayısıyla buradan temin etmek durumundasınız. Uçakta kilo problemi olduğu için de getirmek çok kolay olmuyor, yer kaplıyor ayrıca.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gökhan giderken mis gibi yün battaniyesini bıraktı. Yorgan kılıfınızı geçirip yatarsınız, başka bir şeye gerek bile kalmaz, zaten önümüz bahar. Ayrıca yine temiz, yıkanmış yorgan kılıfı, çarşaf vs. de bıraktı. Eğer ilgilenen varsa, yorum bırakın, ilk yorum bırakana vereceğim. Ben giderken de Monja'ya bırakırım, gelir ondan alırsınız.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23425005-1956877257594430383?l=leipziggunlugum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/feeds/1956877257594430383/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2010/02/battaniye-isteyen.html#comment-form' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/1956877257594430383'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/1956877257594430383'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2010/02/battaniye-isteyen.html' title='Battaniye isteyen...'/><author><name>ebru</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23425005.post-8952345368382476593</id><published>2010-02-15T10:32:00.015Z</published><updated>2010-02-16T19:32:59.412Z</updated><title type='text'>Hamburg</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/S3rxa1EIuLI/AAAAAAAAAKw/K2_tBUepTgw/s1600-h/DSC06674.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5438924943226615986" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 225px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/S3rxa1EIuLI/AAAAAAAAAKw/K2_tBUepTgw/s400/DSC06674.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/S3rxQo3K2jI/AAAAAAAAAKo/zasQXtNBDd0/s1600-h/DSC06645.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5438924768152312370" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 225px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/S3rxQo3K2jI/AAAAAAAAAKo/zasQXtNBDd0/s400/DSC06645.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;em&gt;gece Hamburg&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/S3rw95RLoEI/AAAAAAAAAKY/6ilMgV0Xta8/s1600-h/DSC06677.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5438924446138867778" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 225px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/S3rw95RLoEI/AAAAAAAAAKY/6ilMgV0Xta8/s400/DSC06677.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/S3rwsJ8JQQI/AAAAAAAAAKI/OSefwc-fGkI/s1600-h/DSC06740.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5438924141376389378" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 225px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/S3rwsJ8JQQI/AAAAAAAAAKI/OSefwc-fGkI/s400/DSC06740.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;Geleli beş gün oldu ama elim bir türlü klavyeye gitmedi. Yazdım üç gün sonra, bu sefer fotoğrafları yüklemek iki gün sürdü. Aslında hiç aklımda yoktu Hamburg'a gitmek, bir arkadaşın doğum günü vardı ona katılacaktım. Ama son anda vazgeçtim ve kendimi benim kuzular ve Romenler'le birlikte Hamburg'a attım.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Onlar beş kişi olduğu için 5 kişilik bölge bileti almışlar kendilerine ve dolayısıyla bana yer yoktu. Ya 80 euro verip hızlı trenle 3 saatte gidecektim, ya 50 euro verip 7 saatte Regional Trenle gidecektim. Bir diğer alternatif de Mitfahrgelegenheit'dı. En uygun fiyata seyahat edebiliyorsunuz Almanyada bu sayede. Bu yazdığım kelimenin sonuna nokta de ekleyip, siteye giriş yapın, gitmek istediğiniz şehri ve tarihi girin. O tarihte arabasıyla giden biri yanına "Mitfahrer" mutlaka arıyor oluyor, 20 euro gibi fiyatlara bir yerden bir yere çok rahat gidebiliyorsunuz. Hatta Almanya dışına bile çok uygun fiyatlara seyahat etmek mümkün.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben de yola çıkacağımız Çarşamba sabahı için baktım, çok fazla alternatif yoktu. Sabahın 5'inde bir kız buldum. Hafif de tırsıyorum, o yüzden ilk seyahatimi bir kadınla yapayım dedim. Aradım kızı, sabah 4.30'da çıkıcam, Hamburg'ta 10'da havalimanında olucam dedi. İyi dedim hem erkenden şehre varmış olurum, gezerim dedim. Hauptbahnhof'un sağ tarafında otobüs park yeri var, orada buluşmayı kararlaştırdık. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sabah 4.30'ta bizim oradan Hauptbahnhof'a tramvay yok, mecburen gece otobüsüne binmem lazım. O saatte de bir gece otobüsü var ama istasyona 4.36'da varıyor. Şimdi dedim bu Almanlar dakiktir, kesin beklemez en iyisi erken gideyim ben dedim. 3.16'daki gece otobüsüne bindim, zaten beş dakikada istasyondaydım. Mcdonaldsa oturup bir saat bekledim. Saat 4.30 oldu yok ortada kız, aradım, mesaj attı 10 dakika geç kalıcam diye. Hava da soğuk, kar yağmaya başladı. Aradan 10 dakika geçti hala yok, koştura koştura bir çocuk geldi, o da bizimle geliyormuş, birlikte beklemeye başladık. Kız yarım saat gecikmeyle saat 5'te geldi. Tabi içimden bayağı küfür ettim 1.5 saat daha uyumadığım için. Hava soğuk, küçücük araba bir türlü ısınmıyor, yollar karlı ayaklarım donuyor, kız buhar yapmasın diye, ya da sigara içmek için ikide bir camı açıyor. Dondum resmen, bacaklarıma bir sürü şey sardım, ayağıma fazladan çoraplar geçirdim. Normalde yol 4 saat filan sürüyor, bizimkisi karlı yollardan dolayı tam 7 saat sürdü. Kızın da aklına şaştım, 10'daki uçağa hangi akla hizmet saat 5'te Leipzig'den çıkıyor! Dolayısıyla o uçağı kaçırdı, biz de saat 12.00 de şehre iniş yaptık. 20 euro tuttu. (Genelde hesap 100 kilometre başına 5 euro şeklinde yapılıyor.)&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Gittim hostele giriş yaptım, eşyalarımı bıraktım, biraz şehri gezdim. Göle gittim, buz tutmuştu, insanlar üstünde yürüyordu. 2 saat kadar dolaştıktan sonra o kadar yorgunum ki hostele gidip yattım, zaten öğleden sonra da bizimkiler geldiler. Bu arada Meininger hostelde kalıyoruz. Bu hostelin Almanya'nın çeşitli şehirlerinde şubeleri var. Hamburg'taki gerçekten güzeldi. Berlin'deki o kadar iyi değildi mesala. Ama yine de uygun fiyatlara temiz yatak, sıcak su, sıcak oda, daha ne ister insan.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5438923384100274498" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 225px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/S3rwAE3cwUI/AAAAAAAAAJg/lfGwwd-JA9U/s400/DSC06595.JPG" border="0" /&gt; &lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ertesi günü çocuklarla geçirdim. İlk durağımız Repperbahn oldu. Burası kulüplerin, striptiz ve seks kulüplerinin, seks şoplarının ve barların olduğu bir yer. Travesti şov bile izleyebilirsiniz. Fiyatlara baktık, giriş 15 euro. Tabi içki filan dahil değil ama yine de bu tarz şovlar çok kaliteli olabiliyor, değebilir. Hayatımda ilk kez seks şopa da giriş yapmış bulundum. Bu caddekiler öyle kapalı karanlık olmadığı için gayet davetkarlar, utanmanıza sıkılmanıza gerek kalmadan gezebilirsiniz. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5438923666187982402" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 225px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/S3rwQfuZlkI/AAAAAAAAAJw/RE709qczCbU/s400/DSC06654.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şehri dolaştık, limana gittik. Motora binip Elbe nehrinde tur attık. Bazı yerler buz tutmuştu, gerçekten güzel manzara! Hava gerçekten çok soğuk, gezmek için çok uygun bir zaman değildi ama yine de bayağı bir yürüdük. Akşamları dedik, hostelin yakınında Urfa kebapçısı var, bizim Romenlere bir güzel kebap yedirelim. İki akşam da orada aldık soluğu. Lahmacun çok iyi değil ama kebap güzeldi. Hele üstüne bir künefe söyledik, değme keyfimize. Künefenin tadını unutmuşum, yıllardır yemiyorum. Böyle çok az şerbetli, ağza peynir tadı çok yoğun geliyor, enfesti, herkes bayıldı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Cuma günü onlar erken yola çıktılar, benim de vaktim vardı, kanalların oradan yürüdüm, mağazalara girdim çıktım, sürekli kar yağıyordu, soğuktu, ben de kendimi devamlı starbucksa attım. Önemli mekanlara meraksız ama ota boka meraklı bir insan olarak, gezintim sırasında karşıma çıkan Scientology kilisesinin, artık tarikat mı kilise mi ne olduğu çok önemli değil, dükkanını gördüm. Tabi kaçmaz hemen içeri attım kendimi. Hemen biri geldi, hangi dilden en rahat konuştuğumu sordu. Türk olduğumu söyleyince bunların artık kutsal kitaplarımı yoksa artık ne olduğunu kavrayamadığım yaşamın temel kavramları tadında, kapak tasarımı bilim kurgu ya da korku filmi görüntüsünü hatırlatan Ron Hubbard denen adamın iki kitabını getirdi. Türkçe tercümesini! Zannettim herhalde şimdi bunlar bu din midir artık ne menem bir şeydir tüm dünyaya yaymaya çalışıyorlardır, kesin dedim bu kitaplar da ücretsizdir. Temel kitap 13 euroymuş!! Ya kardeşim versene bedava, belki bir mürit kazancan, belki kendi ülkemde çalışcam Ayşe ile birlikte. (TR'de Ayşe diye bir kız yapıyormuş bu işleri, sallamadıysa:)) Ben de birkaç ücretsiz dvd filan aldım, okuyim belleyim, belki Hollywood camiasına biraz yakın olurum filan diye. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5438924315763401042" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 225px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/S3rw2TlP4VI/AAAAAAAAAKQ/r5BR3EvGFP8/s400/DSC06794.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Dönüş günü, Cuma, mitfahr lara baktım, dünya kadar alternatif var. Cuma günü olduğu için herkes evine dönüyor. Yine bir kadını denedim, telefonunu sürekli meşgule aldı. Bir adamı aradım, doluyum dedi. Sonra saat 15.30 için bir kadını daha aradım, gayet yardımcı oldu, nerede bulaşacağımızı ayrıntılı anlattı. Gerçekten çok kibar bir kadındı, bir kız daha vardı arabada, yol boyunca sürekli sohbet ettiler. Araba sıcaktı, uyuyabildim bile. Dönüşte genelde Hauptbahnhofa bırakırlar, kadın yurda kadar bıraktı beni. Dönüşümüz bu kez 6 saat sürdü. Yollar karlı ve buzlu olduğu için kışın mitfahr ile gitmek çok akıl karı bir iş değil ama bundan daha iyi bir alternatif de yok.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23425005-8952345368382476593?l=leipziggunlugum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/feeds/8952345368382476593/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2010/02/hamburg.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/8952345368382476593'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/8952345368382476593'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2010/02/hamburg.html' title='Hamburg'/><author><name>ebru</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/S3rxa1EIuLI/AAAAAAAAAKw/K2_tBUepTgw/s72-c/DSC06674.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23425005.post-2700843356933146419</id><published>2010-02-04T11:50:00.005Z</published><updated>2010-02-04T12:36:52.037Z</updated><title type='text'>A Serious Woman?</title><content type='html'>Hastayım. Düsseldorf'un havasından mıdır nedir bilemedim, grip oldum. Çünkü orada hava biraz daha iyiydi. Cumartesi yaptığım uzun yürüyüş beni hasta etmiş olabilir. Çok sıkı giyinmemiştim sanırım. Sonra buraya geldim, hava sıcaklığı daha da düştü. İlk önce hapşırıkla ve burun akıntısıyla başladı, hissettim, bir tylol hot çakıverdim ama durduramadım. Ertesi gün hem kursun da son günü olduğu için mecburen dışarı çıktım ve iyice kötü oldum. Neyse ki, vücudumda titreme vs. yok. Boğazlarım şiş değil. En azından bunlar iyiye işaret. Burada doktora nasıl gidildiğini bilmediğim için de üşeniyorum. Tylol hot bitti şimdi, Theraflu forte'ye başladım. Birkaç güne kalmaz düzelirim gibime geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin kötüsü son ayım burada, kütüphaneden çıkmam, çalışırım diye hayal kuruyordum. Çok hoş bir hayal değildi tabi bu, sıkıntılı bir hayal. Ama şimdi yataktan çıkamıyorum. İki şey yapsam yorgun düşüyorum. Yattığım yerden bilgisayar elimde, internetten makale filan araştırıyorum. İyi mi oldu kötü mü oldu çalışmamak için bahane mi oldu bilemedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten şu tez olayı beni çok kasıyor. Bir de bunun doktorası var, kasıldıkça kasılıyorum sanki yapmak zorundaymışım gibi. Uzun vadeli işler hiç bana göre değil, bir işi başladım mı mutlaka hemen bitirmeliyim. Tez gibi bir senelik bir iş yeterince sıkıntı verici. Bir satır alıntı için, kitap kitap dolaşıyorsun... Gitmeden burada yapmam gereken imza, banka hesabı, bir sürü bürokratik iş de beni kasıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi vakit de yaklaştı ya, başka konularda da iyice kasılmaya başladım. İstanbula dönücem, her şey yeni gelecek bana. Annemler yeni eve taşındı, şimdi Emre ile güllük gülistanlık yaşıyorlar. Seda da yok, iyice zor olacak. Üstelik odamı yerleştirmemişler bile, öyle taşındığı hali ile duruyormuş. Gidince beni bir sürü yük bekliyor. Bir de artık kullanılmayan ama atmaya da kıyamadığım şeyler var ya, en çok onlar bana sıkıntı veriyor. Annem dedi ne çok çantanız varmış sizin. Alıyoruz, fermuarı gidiyor, 10 liraya fermuar yaptıracağıma gidiyorum 15e yenisini alıyorum, napiim. Artık kullanılmayan bir sürü hediyelikler, ıvır zıvırlar, çocukluğumuzdan kalma asla atmaya kıyamadığımız oyuncaklar, vermeye kıyamadığımız ama giymediğimiz bir sürü giyisi, eski defterler, rengi solmuş modası geçmiş eşarplar ve daha neler neler. Sadece benim olsa iyi, Seda'nın da bir sürü eşyasını toplamak da bana kaldı. Bir sürü yaşanmışlık, eskimişlik, hatıralar... Emre de tutturdu, bir daha gelmeyin, orada kalın, istemiyoruz sizi, odanızı da kiraya vericem diye. Zaten geldiğimizden beri "Alman domuzu" olduk çıktık. Kıskançlığından çatliycak yakında. :))&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beni kasan bir başka konu da iş. Piyasa düzeldi mi oralarda hiç bilmiyorum. İlk başlarda Haziran'a kadar tezi bitiririm, sonra iki ay dalış filan yapar yazın keyfini çıkarırım, yazın arada ders çalışır doktoraya hazırlanırım, Eylül'de de çalışmaya başlasam değme keyfime filan diye plan yapıyordum. Nerden geldiyse aklıma dönüşte iş bulmalıyım çalışmalıyım filan gibi telaşa kapıldım. Hatta dün kariyer.netten iş başvurusunda bile bulundum. Bir yandan kovuyorum bu kötü düşünceleri, bir yandan şu para denen illet neden bu kadar önemli diye yeni düşünceler beliriyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün Gökhan'la Cohen Kardeşler'in "A Serious Man" filmini izledik. Bence film çok komikti. Komedi filmi değil tabi. Ama Cohenlerin filmlerindeki tuhaf durumlar ve diyaloglar beni çok güldürüyor. Aslında "ufak" sorunları olan bir adam, filmin sonuna doğru çok daha büyük sorunlarla karşılaşıyor. "Küçük" soruları, kaderi için hep bir cevap arıyor ama sonunda kendisini bekleyen, her şeyi yalayıp yutan kasıp kavuran dev bir boşluk... Birçok sorunun cevabı bile yok. Cevap bulmak için uğraşmak, tasalanmak bile yeni sorulara, sorunlara yol açıyor. En iyisi hiç cevap aramamak. Keşke her şey matematik gibi olsa, her sorunun çözümü ve cevabı belli olsa... Matematik "olasılık sanatı" değil miydi, olasılık sanatı neydi o zaman diye soruyor "ciddi adam"?... İstatistik miydi olasılık sanatı? Bir torbada olan kırmızı, mavi ve sarı topları çektiğimizde hangisinin gelme olasılığını niye merak ediyoruz, ya da zar attığımızda, ya da piyango bileti aldığımızda... Keşke merak etmesek... Akıyor işte hayat. Biz  hayatımızla ilgili planlar kurarken, bir kasırganın gelip elimizdeki her şeyi alma olasılığı ne kadar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tamam artık kurmuyorum, kasılmıyorum, plan yapmıyorum, odam da kalsın öyle, iş miş de umrumda değil. Şu ana odaklandım. Leipzig, tezim, belki bir daha hiç göremeyeceğim dostlar ve ben... Rahatsız etmeyin...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23425005-2700843356933146419?l=leipziggunlugum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/feeds/2700843356933146419/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2010/02/serious-woman.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/2700843356933146419'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/2700843356933146419'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2010/02/serious-woman.html' title='A Serious Woman?'/><author><name>ebru</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23425005.post-7528282051460531605</id><published>2010-02-01T19:17:00.015Z</published><updated>2010-02-01T20:56:26.769Z</updated><title type='text'>Düsseldorf</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/S2c39cSQIHI/AAAAAAAAAJQ/oNp1D53aLHs/s1600-h/DSC06442.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5433373004150087794" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 225px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/S2c39cSQIHI/AAAAAAAAAJQ/oNp1D53aLHs/s400/DSC06442.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;Perşembe sabahı saat 4'te kalkarak 5.40 trenine bindim ve tuttum Düsseldorf'un yolunu. Aktarma yaparak 5 buçuk saatte gittim. Tren istasyonuna indiğimde sabah 11 filandı, hava güneşli ve çok güzeldi. Tren istasyonunun hemen karşısındaki turist information bürosundan harita ve metro haritası alarak otelin yerini işaretlettim. Yürüyerek 5 dakikaydı otel, eşyalarımı bırakıp dalış fuarının yolunu tuttum. Hayatımda bu kadar büyük bir fuar alanı görmedim. Halle 1'den girdim, 3'e gidicem, git git bitmiyor. Her bir halle kendi içinde bir fuar zaten. Uzun bir yürüyüşten sonra buldum ve kendimi sevgilimin kollarına attım. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Perşembe ve Cumayı fuarı gezmeye ayırdım. Dünyanın dört bir yanından gelen dalış merkezlerinin broşürlerine içlenerek baktım. 14 günlük yat konaklamalı dalışlar mı desem, Wakatopi mi desem, yemyeşil sular, bembeyaz kumsallar mı desem, köpekbalıkları mı desem mercanlar mı desem, herbiri birbirinden muhteşem. Fiyatlar da bir o kadar muhteşem tabi. İki kişilik iki hafta dalış tatiline 10-15 bin lira filan ayırın. İnce hesap için kulübümüze danışabilirsiniz. (Reklam da yapim :P) &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İşte iki gün boyunca akşama kadar fuar dolaştık, akşamları da kendimizi restoran, barlar, mağazaların olduğu Altstadt'a eskişehre attık. İlk akşam beni, bir önceki akşam da gittikleri Arjantin restoranına götürdüler. Diğer akşamlar da inanılmaz lezzetli ve çok uygun fiyatlı İtalyan restoranın yolunu tuttuk. Burdaki pizzacılar muhteşem. Hepsi gerçekten İtalyan ve çok güzel pizza yapıyorlar. Biraz daha küçüklerini, köşelerdeki mini pizzacılarda çok uygun fiyatlara yiyebilirsiniz. (Colopic) Biz İtalyan restoranda (Arlecchino) iki akşam da pizza ve domatesli ve kremalı midye yedik. Tek kelimeyle harikaydı. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5433371605177888882" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 225px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/S2c2sAtScHI/AAAAAAAAAIw/2odSS7TGzg8/s400/DSC06519.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yemekten sonra şehir merkezinde dolaşırken, içeride 40 yaş üstü insanların olduğu jaz barı görünce aklım başımdan gitti ve yalvar yakar Emin'le Murat'ı içeri sokmaya çalıştım. Yok efendim cazdan nefret ederlermiş, gençlerin olduğu barlar varken niye yaşlı barına gidiyormuşuz vs. diye bir sürü söylendiler. Fazla kalmama ve içki ısmarlama sözüyle bir süre bunları burada tuttum. Grup gerçekten muhteşemdi. Çok eğlenceli parçalar çalıyorlardı. Sonra mini etekli kızların bar üstünde dans ettiği bir kulüpte soluğu aldık. Buradaki barlar, kulüpler gerçekten çok iyi. Barına, kulübüne göre yaş ortalaması değişiyor, bu son gittiğimiz kulüpte bizim gibi orta yaş gençler vardı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ertesi akşam yemekten sonra bu sefer bunlar tutturdular, jaz bara gidelim, müzik süperdi diye. Yemekte yuvarladığımız iki şişe şarabın üstüne bir şişe de orada devirdik. Ben sürekli dans ediyorum. İki amca, muhteşemsin, türksün sen değil mi diye beni tebrik ettiler :P Kafalar da güzel, süper eğlendik.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5433374122206140258" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 225px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/S2c4-hXll2I/AAAAAAAAAJY/POJyykv3pBE/s400/DSC06554.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Cumartesi gününü şehir merkezini gezmeye ayırdım. Otelden vurdum kendimi, yürüyerek yarım saatte merkezdeydim. Tourist information küçük bir harita vermişti, ya böyle harita mı olur, bu kadar mı şehir yani diye söylenmiştim. Ama gerçekten de şehir merkezi denen yer, o kadar, bir A4 sayfasından daha küçük. Königsalle diye bir yer var, ortasında nehir geçiyor, sağlı sollu birbirinden ünlü markalar sıralanmış, Berlin'in Unter den Linden'i, Paris'in Şanzelize'si gibi burası. Nehre doğru giderken de arnavut kaldırımlı sokaklardan eskişehir'de olduğunuzu anlıyorsunuz. Burada bir çikolatacıya rastladım, aklım başımdan gitti. Pralin çikolata hastasıyım ben. Burada da böyle envai çeşit pralin vardı. 100 gramı 10 euro tuttu ama yok böyle bir lezzet! Gut &amp;amp; Gerne mağazanın adı, oturup bir şeyler de içebiliyorsunuz. Merak edenler için adresi: &lt;a href="http://www.schokoladenfachgeschaeft.de/index.php"&gt;http://www.schokoladenfachgeschaeft.de/index.php&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5433372239970233122" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 225px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/S2c3Q9fk6yI/AAAAAAAAAJI/9Av6nvisfyU/s400/DSC06475.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Merkezi dolaşırken birden Rhein nehri sizi karşılıyor. İki yakayı üç köprü ile bağlamışlar. Nehir kıyısında yürüyüş ve bisiklet yolları, parklar var. Yazın eminin kafelerle çok daha canlı ve renkli oluyordur burası. Ben yine de şanslıydım, hava çok soğuk değildi, güneşliydi, nehir boyunca çok uzun bir süre yürüdüm. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Düsseldorf gerçekten keyifli bir şehir. Almanya turu planlayanlara, bir gün bile olsa mutlaka tur planı içine almalarını öneririm. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5433372046939905778" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 225px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/S2c3FuZj3vI/AAAAAAAAAJA/yaOJv8DBECU/s400/DSC06498.JPG" border="0" /&gt; &lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23425005-7528282051460531605?l=leipziggunlugum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/feeds/7528282051460531605/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2010/02/dusseldorf.html#comment-form' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/7528282051460531605'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/7528282051460531605'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2010/02/dusseldorf.html' title='Düsseldorf'/><author><name>ebru</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/S2c39cSQIHI/AAAAAAAAAJQ/oNp1D53aLHs/s72-c/DSC06442.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23425005.post-5807659516633565545</id><published>2010-01-27T15:52:00.003Z</published><updated>2010-01-27T16:03:34.005Z</updated><title type='text'>Buruk</title><content type='html'>Kaç zamandır plan dahilinde ve sonunda gerçekleşiyor. Sevgilim Almanya'ya geliyor. Düsseldorf'ta dalış fuarı var. Dalış bahane aslında, asıl hedef beni görmek. Bugün Murat'la birlikte vardılar, ben de akşam Monjalara börek partisi sözü vermiş olduğum için yarın sabah erkenden Düsseldorf'a hareket ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hazır Emin gelmişken, birkaç parça eşyamı ona veriyim, İstanbul'a götürsün dedim. Küçük bavulumu doldurdum. Sığmadı tabi göndermek istediklerim, yanına bir de torba yaptım, Emin'in minik bavuluna sığıştırırım diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık neleri giymem, nelere ihtiyacım olmaz diye bu iki çantayı doldururken, bir buruk oldum. Günlerdir bu işe kafa yorduğum için günlerdir buruğum. Leipzig'den ayrılışımın ilk somut göstergesi olduğu için... İstanbul'u, dostlarımı, ailemi çok özlüyorum, o ayrı. Ama burası başka bir yaşam oldu sanki benim için. Bir yandan alıştım, bir yandan gideceğimi bildiğim için hiçbir zaman tam anlamıyla alışamadım. Çok özledim İstanbul'u, ama Leipzig'i de şimdiden özledim. Böyle içimde bir şey, boğazımda bir düğüm yumulu. Ağlayacağım ağlayamıyorum. Gözyaşlarımı gerçek ayrılığa saklıyorum...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23425005-5807659516633565545?l=leipziggunlugum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/feeds/5807659516633565545/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2010/01/buruk.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/5807659516633565545'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/5807659516633565545'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2010/01/buruk.html' title='Buruk'/><author><name>ebru</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23425005.post-8479799706628179109</id><published>2010-01-25T23:20:00.004Z</published><updated>2010-01-25T23:40:51.029Z</updated><title type='text'>Bu aralar buna taktım</title><content type='html'>İranlı kabusumdan sonra, İran'ı bu kadar merak edeceğim aklımın ucundan bile geçmezdi. İlk önce yeni keşfettiğim Özlem Pansiyon &lt;a href="http://ozlem-pansiyon.blogspot.com/"&gt;http://ozlem-pansiyon.blogspot.com/&lt;/a&gt; blogunda Özlem'in İran ile ilgili muhteşem videosunu izledim ve İranlı müzisyen Mohsen Namjoo ile bu vesile ile tanışmış oldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O gün bugündür Youtube'dan sürekli kendisini dinliyorum. O nasıl bir ses, o nasıl bir yakarıştır! Hayran oldum ve tutuldum bu adamın sesine, müziğine. Biraz isyan da sezdim ama ekşisözlük'te okuduğum "İran'da yasaklı olduğu ve Hollanda'da yaşadığı" dışında başka bir bilgi edinemedim. Birkaç şarkının sözlerini okudum, aşk temalı çoğu. Hiç öyle konser insanı olmamama, gelmiş geçmiş en iyi seslerin İstanbul konserlerini göz göre göre kaçıran biri olmama rağmen, kendisinin Avrupa'da konseri var mıdır diye bile araştırdım internetten. Hiçbir bilgiye erişemedim ama.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5430825324157549506" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 260px; CURSOR: hand; HEIGHT: 260px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/S14q28ubO8I/AAAAAAAAAIo/RAVkKdminc4/s400/mohsen-namjoo2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Acilen bir album almam lazım, zira İnternet limitim 20gb, bu kadar takık bir şekilde dinlemeye devam edersem her an bitebilir. Merak ederseniz buyrun, bu şarkının dışında Toranj'ı ve aslında hepsini öneririm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada dün akşam Gökhan ile daldığımız hayallere bir İran seyahati ekledik. Çok da içmedik ama bakalım hatırlayabilecek miyiz. :)) O değil de Farsça mı öğrensem?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Zolf Bar Bad&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=6rgt5hzMvCI"&gt;http://www.youtube.com/watch?v=6rgt5hzMvCI&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Let not the wind into your tresses or I will go into the wind&lt;br /&gt;Let not seduction be your way or I will loose mine&lt;br /&gt;Drink not with any old contender or I will drown in pain&lt;br /&gt;Savor not your wine or I will turn red in sobriety&lt;br /&gt;Lock not your hair or I will be locked in remorse&lt;br /&gt;Twist not your hair or I will get twisted&lt;br /&gt;Become not the rival's friend or I will become mad with rivalry&lt;br /&gt;Feel not for others or I will cease to feel&lt;br /&gt;Open your face and I won't need a flower&lt;br /&gt;Stand tall and I won't need the air of heights&lt;br /&gt;Paint not the town red or I will shed blood for tears&lt;br /&gt;Cherish not the other's company or I will perish&lt;br /&gt;Steal not the limelight or all light will leave me&lt;br /&gt;Ogle not or I will melt beneath your gaze&lt;br /&gt;Be kind to this poor suitor and come to my aid&lt;br /&gt;For me not to appeal to the Messenger&lt;br /&gt;Hafez will never turn away from...&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23425005-8479799706628179109?l=leipziggunlugum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/feeds/8479799706628179109/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2010/01/bu-aralar-buna-taktm.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/8479799706628179109'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/8479799706628179109'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2010/01/bu-aralar-buna-taktm.html' title='Bu aralar buna taktım'/><author><name>ebru</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/S14q28ubO8I/AAAAAAAAAIo/RAVkKdminc4/s72-c/mohsen-namjoo2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23425005.post-718896483256185839</id><published>2010-01-24T20:58:00.010Z</published><updated>2010-01-24T21:47:52.417Z</updated><title type='text'>Doğumgünü hazırlığı</title><content type='html'>Bugün Monja'nın doğumgünüydü. Yarın konserleri olduğu için çok içmeyelim, öğleden sonra bir beş çayı partisi verelim dedi. Okuldan arkadaşlarını çağıracaktık. Çoğu benim gibi Erasmus öğrencisi ya da uzun dönemli burada öğrenci. İlk başta burada yapalım dedik ama yine sandalye sorunu ortaya çıktı. Monja da bir arkadaşının evine bizi çağırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen gün Monja ile Eisenbahnstrasse'ye gittik. Burası Türk marketlerinin olduğu bir sokak. Ne ararsan var neredeyse. Ben de ilk kez gidiyorum. Monja hem çaydanlık ve Türk çay bardağı almak istiyor hem de Türk çayını o kadar çok seviyor ki, ona gösteriyim, öğrensin, ben döndükten sonra da alabilsin istedi. Girdiğimiz ilk bakkalda, -evet ya bakkal işte-ne güzel ya çok nostaljik oldum- aklım başımdan gitti. Monja dedi, biz doğum günlerinde sadece tatlı yeriz, dedim o zaman tuzlu bir şeyler yapayım da millet Türk işi bir şey görsün. Beş çayı doğum günü partisine ne yapabilirim diye düşünmeye başladım. Hazır üçgen şeklinde kesilmiş yufkaları gördüm, sigara böreği yaparım dedim, aldım, Pınar beyaz peynir gördüm aldım. Maydanozlar boylu poslu ve muhteşemdi, her halukarda bir şeylere katarım dedim aldım. Leblebi aldım. Tepsi tepsi baklavalar vardı, Monja ben bunları çok seviyorum dedi, ayak üstü 7-8 dilim aldık, akşama kadar bitirdik. Sonra dedi ki, doğumgünümde bana baklava getirir misin, tabi ki dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigara böreği ve kısır yapmaya karar verdim. Dün hem baklava hem kısır malzemesi için tekrar Türk marketinin yolunu tuttum. Kısır için biber salçası, domates salçası aldım. Aklımda nar ekşisi de vardı ama hem üşendim hem de dedim ne koyarsam koyayım millete yuttururum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün akşamdan beri de bir heyecan sardı beni. Ama kısırı ilk kez deneyeceğim, nasıl yapıldığı hakkında en ufak bir fikrim yok. Sigara böreği desen sadece anneme sararken yardım etmişliğim var. Hatta bir ara "ay yumurta konuluyo muydu bunlara" filan diye düşünmeye başladım. Neyse dedim illa ki yaparım ben bu sigara böreğini ama kısır nasıl olacak? Dün akşamdan bir tutam ince bulgurla deneme yapayım dedim. Bastım içine sıcak suyu ama sanki böyle sert sert oldu. Buradaki bulgurlara da pek güvenemiyorum, çünkü mesela pirinç hiçbir şekilde istediğim gibi pişmiyor. Bulgurdan şüphe ettim, en iyisi bir bilene danışayım dedim. İnterneti açtım baktım, tariflerde sanki böyle eksik anlatıyorlar. Sonra dedim anneme sorayım. Emre msn'deydi, annemi msn'ye çağırmasını istedim, her zamanki artisliğiyle çağırmadı bile. Kesin sen bilirsin anlat bakalım şu kısırı bana dedim. Emre yağda kavuracaksın önce dedi. "Ya bak Emrecim" dedim "canım kardeşim, hiçbir tarifte böyle bir şey yazmıyor, millet su koyuyor, bekletiyor, emin misin kavuracağıma?" "Üf saçmalama, salak mısın, kavurmadan olur mu, pişer mi hiç, pilav gibi yapacaksın" diye Emre bir dolu saydırdı bana. "Nar ekşisi koy dedi, nar ekşisiz hayatta olmaz, hiç yapma daha iyi" dedi. Hayda dedim, üşendim almadım bu nar ekşisini, şimdi almadan olmuyormuş dedim, çıktım baktım Rewe'ye haldır haldır nar ekşisi aradım. Millete sordum "nar sosu" diye, ne diyorsun diye baktılar bana. Sonuç olarak nar ekşisi filan yok, limon da olur dedim. Mecburen! Emre'ye güvenemediğim için, Özlem'den, Seda'nın Co'su, yardım istedim. Özlem üşenmedi sağolsun, ablasından tarifi alıp yazdı bana. Hep birlikte Emre'nin de benimle kafa bulduğu ve abla ile dalga geçtiği için taş olacağı sonucuna vardık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gece uyuyamadım yemin ederim. Böyle bir heyecan bir heyecan. Yetiştirebilecek miyim, becerebilecek miyim acaba diye. Sabah 9a saati kurdum. 12'den önce kalkamayan ben, pıt diye uyanıverdim. İlk önce yufkaları sardım. Ama yufkalar, bizim bildiğimiz yufkanın üç katı kalınlığında, ucu yapışmıyor bile böyle. Kesin dedim dağılacaklar. Neyse sonra kısırı ısladım ve inanamadım suyunun ayarını iyi yaptığıma, süper oldu. Malzemelerini koydum, limonladım filan mis gibi oldu. Sabahtan da benim kuzulara brunch sözü vermiştim, bir de misler gibi kahvaltı hazırladım onlara, krepler yaptım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5430424880473827730" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 225px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/S1y-qDwV6ZI/AAAAAAAAAIY/9IrDIj0QlEs/s400/DSC06198.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;Doğum günü partisine gitmeden yarım saat önce sigara böreklerini kızartmaya başladım. Neyse ki dağılmadılar ama içindeki peynirler dışarı büyük bir gürültüyle pörtlediler ve mutfakta duvar dahil her yer peynir oldu. Annem aklıma geldi. Çünkü hep derdi, az koy peynirleri diye. Hep cimrilik yapıyor diye düşünürdüm, ne güzel işte bol bol peynirli yiyelim derdim. Meğersi peynirler böyle taşmasın diye dermiş!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5430424650351761698" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 225px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/S1y-cqe92SI/AAAAAAAAAII/7PXfwz69VeI/s400/DSC06204.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigara börekleri anında bitti. Fransızı, Hollandalısı, Norveçlisi, Almanı, Güney Afrikalısı, İsraillisi herkes bayıldı. Tarifini sordular, parmaklarını yediler. Hatta sigara böreği partisi yapalım, bize de yapmasını öğret dediler. Ben gitmeden bir sigara böreği partisi yapmaya karar verdik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geriye de peynire bulanmış mutfak ve bir sürü bulaşık kaldı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5430425140908968354" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 225px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/S1y-5N86yaI/AAAAAAAAAIg/18WGv2xCVTM/s400/DSC06222.JPG" border="0" /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Prosecco içtik. İtalyan gazlı beyaz şarap.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23425005-718896483256185839?l=leipziggunlugum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/feeds/718896483256185839/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2010/01/dogumgunu-hazrlg.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/718896483256185839'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/718896483256185839'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2010/01/dogumgunu-hazrlg.html' title='Doğumgünü hazırlığı'/><author><name>ebru</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/S1y-qDwV6ZI/AAAAAAAAAIY/9IrDIj0QlEs/s72-c/DSC06198.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23425005.post-4617548077974043063</id><published>2010-01-22T20:53:00.014Z</published><updated>2010-01-23T22:14:03.032Z</updated><title type='text'>Sırasız düşünceler</title><content type='html'>Burada en uyuz olduğum olaylardan biri de sıra beklemek. Gayet tabi, medenice bir olay bu sıra beklemek. Türkiye'de beklemeyene uyuz olurum, çıkışırım hatta araya kaynayana. Ama burada bekleyemiyorum işte. Çünkü bu Almanlar yavaş! Mesela hani Türkiye'de bakkala girersiniz, sizden önce gelmişler vardır orada, ama bakkal abiye "abi bana iki marlbora versene ordan" diyebilirsiniz. Çünkü bakkal abi hem bir önceki müşterinin hesabını yapabilme, hem size marlbora verebilme ve parasını alıp verebilme, hatta o sırada telefonla bile konuşabilme yeteneğine sahip bir insandır. Ama burda işte o yetenekli abilerden yok. Bir dükkana girdiniz diyelim. Sizden önce insanlar var. O insanlar alacaklarını alıp, dükkandan ayrılıncaya kadar beklemek zorundasınız. Örneğin mesela kontör alacaksınız, sizden önceki telefon alıyor ve tüm detaylarını öğreniyor telefonun, bir kart kontor için bile bekliyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün bir mağazada, kasanın önünde bir müşteri var, ben de kasanın diğer yanında beklemeye başladım. Sonra benden sonra gelenler, kasanın öbür yanına geçtiler ve kuyruk olmaya başladı. Ben herkesten önce gelmeme rağmen, kasanın yanlış tarafında beklediğim için kasiyer beni almadı, taa sıranın en sonuna gittim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ezgi anlattı. Bir gün alışveriş yapmış, almış torbayı eline çıkmış dışarı. Bakmış torba yırtık, torbayı değiştirmek için tekrar geri dönmüş. Sıraya gir demişler!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada bir bar var. Ne zaman gitsem barın önünde sıra var. Çünkü koca bara bir kişi, iki kişi filan bakıyor. İnsanlar da gayet "medeni" oldukları için sıraya giriyor. Bir gün girdim bekliyorum, benden önceki kişilerin önüne birileri kaynayarak alacağını aldı, ses çıkarmadılar. Sonra tam sıra bana geldi, sarhoş çocuğun teki geldi, önüme girdi, siparişini verdi. Tam o sırada ben çıkıştım. Arkamda da böyle uzun boylu yapılı abiler var, 10 kişilik filan sıra var. Çocuğa dedim, sıra var burda, sıraya girsene. "Barda sıraya girilmez" dedi, döndü kıçını. Şimdi bir Osmanlı çocuğu olarak, tepesine binmem gerekirdi, arkama baktım, kimseden çıt çıkmıyor. Çok terbiyesizsin filan dedim ve hiçbir şey almadan çıktım sıradan. Hakları yenince sesini çıkaramayan Almanların bu kadar mal olabileceklerine inanamayarak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yok ya, var bu millette bir mallık, henüz çözemedim. Gerçekten derinlemesine incelenmesi gereken bir toplum. Üzerlerine tez yazılır. O kadar dar görüşlüler ve at gözlüğüyle bakıyorlar ki her şeye, yeni bir şey üretmeleri, çizginin dışına çıkmaları zor. Sıra kasanın sağından olursa hep sağındadır, solundan gitmez. Sanırım onlardan istenen de bu. Çizgileri aşmamak, biri sırayı bozduğunda sorun çıkarmamak. Her şey olması gerektiği gibi. Farklı bir şeye yer yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanırım hepsi ikinci dünya savaşı travmasının sonucu. Ve daha sonra yaşadıklarının... İşte o yüzdendir belki de hep hatırlamak, bir daha yaşamamak için Nazi Almanyası ve DDR'i ağızlarına sakız etmişler. Örneğin daha çocukken, okuldayken toplama kamplarına geziler düzenleniyormuş. Aslında bu güzel bir şey ama, Monja küçük çocuklara "Sizin büyükbabalarınız yahudileri işte burada yaktı" diye söylediklerini ya da bilmiyorum, ima ettiklerini anlattı. Yaa toplama kampına niye gezi düzenlenir ki, ben bunu bile anlamakta zorluk çekiyorum, niye bu kadar çok Nazi Almanyasından ve DDR'den bahsettiklerini hiç anlamıyorum. Tamam biz de birçok şeyi konuşmuyoruz, hatta ve hatta dile getirmemiz bile yasak ama Almanlar da biraz abartıyor gibi geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin ilginç kısmı, Berlin Duvarını yıkan da bu millet, Soğuk Savaşı sona ermesinde itici güç olan da. O nasıl bir isyandır ki, Doğu Almanya'da daha demokratik bir hükümet ve yabancı ülkelere gitme hakkı gibi basit haklar için Leipzig'de başlayan gösteriler, iki ay boyunca her Pazartesi sürmüş, duvar yıkılana kadar. Başka şehirlerden Leipzig'e insanlar geliyormuş, her Pazartesi! Merak ediyorsanız wikipedia'da Monday demostrations diye aratabilirsiniz. Berlin Duvarını yıkan bu halk mı, sırası alınınca sesini çıkarmayan bu çocuklar kimin çocukları?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5430057945282486226" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 296px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/S1tw7npZn9I/AAAAAAAAAIA/ExIlSlUvv-Q/s400/Montagsdemonstration_in_Leipzig.jpg" border="0" /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Fotoğraf kaynak: wikipedia&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sıraya girmek dedim, nereden nereye geldim. Sadece biraz şikayet etmek, kaç zamandır aklımda olanları yazmak istedim. Hassas konu dedim, çok konuşmiyim dedim ama onlar benden çok konuşuyorlar. Sosyolog değilim, siyaset bilimci değilim. Gözlemlerimde ve tespitlerimde yanılmış olabilirim. Bu yazdıklarım sadece ve sadece beni bağlar, ama görüş bildirmek serbest, hem de sıraya girmeden...&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23425005-4617548077974043063?l=leipziggunlugum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/feeds/4617548077974043063/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2010/01/srasz-dusunceler.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/4617548077974043063'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/4617548077974043063'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2010/01/srasz-dusunceler.html' title='Sırasız düşünceler'/><author><name>ebru</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/S1tw7npZn9I/AAAAAAAAAIA/ExIlSlUvv-Q/s72-c/Montagsdemonstration_in_Leipzig.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23425005.post-4111469440667522241</id><published>2010-01-21T13:29:00.003Z</published><updated>2010-01-21T14:10:10.835Z</updated><title type='text'>Bebekli öğrencilik</title><content type='html'>Ben bir okulda, bir üniversitede bu kadar çocuk olabileceğini aklımın ucuna bile getirmedim. Anam her yer bebe kaynıyor ya. Herkesin elinde bir çocuk arabası. Yemekhanede, girişte, çıkışta, kafede. Etrafta karnı burnunda daha yaşı kardeşimden bile küçük kızlar görüyorum. Almanlar, Asyalılar herkesin kucağında bir bebek. Mensa'da bebekler için oyun alanı var. Bu oyun alanlarının yanında bebekli anne babaların yemek yiyeceği yerler ayrılmış, gidip oraya oturamıyorsunuz boş olsa da. Etrafta afişler var, hem ebeveyn hem öğrenci nasıl olunur seminerleri vs. Merak ediyordum kaç zamandır, bu çocuklarla derslere giriyorlar mı diye. Derslere de girilebiliyormuş. Bebek ağlarsa çıkıyorsunuz ya da derste emzirebiliyorsunuz bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi kesin bilmiyorum tabi, tamamen gözlemlerimi, duyduklarımı yazıyorum. Leipzig Üniversitesi Almanya'da en çok çocuklu öğrencinin olduğu üniversiteymiş. Devlet de bu çocuklu öğrencileri destekliyormuş. İşte çocuk için aylık bir para alıyorsunuz, sonra yol, yemek vs. parası filan veriyorlar. Hatta ve hatta evli değilseniz hem anne hem baba ayrı ayrı alıyorlarmış bu parayı. Evlendiğinizde o kadar fazla para alamıyormuşsunuz. Duyduğuma göre boşanmak da masraflı bir iş olduğu için kimse evlenmiyormuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben bunları Almanca dersinde öğrendim. Konu Almanya'daki aile yapılarıyla ilgiliydi. Hoca böyle bir şema dağıttı, Almanyadaki aile yapılarının nasıl olduğunu gösteriyor. Geleneksel aile yapısı var tabi. Ama bir de yanında mesela "Hafta sonu ailesi", "hafta sonu birlikteliği: bu resim bir erkek bir kadının ve yanında yatağın olduğu bir resimdi!!", "patchwork ailesi", "lezbiyen aile", "gay aile", "çalışan anne baba", "çalışan anne, ev erkeği". Patchwork aile mesela, biriyle birliktesiniz ondan çocuğunuz oluyor, sonra ayrılıyorsunuz başka biriyle birlikte oluyorsunuz ondan da çocuğunuz oluyor, sonra eski eşiniz de başka birinden çocuk yapıyor, yani ortada bir sürü ana baba ve bir sürü üvey kardeşli dev bir aile var. Hafta sonu ailesi mesela erkek şehir dışında çalışıyor, sadece hafta sonu evine geliyor. Sadece kadının çalıştığı ve erkeğin ev işlerini yaptığı ve çocuklara baktığı bir aile tipi daha var. Lezbiyen ve gay aile resimlerinin yanında da iki erkeğin yanında çocuk, iki kadının yanında çocuk filan vardı! Kadınların çocukla yaşamasına izin veriliyormuş ama iki gay erkeğin çocukla yaşamasına izin verilmiyormuş. Böyle bir sürü bir sürü varyasyon işte, artık hayal dünyanızı çalıştırıp farklı varyasyonlar da düşünebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tandemimin anlattığına göre erkekler iyice şaşkın durumdaymış. Modern aile yapısı dolayısıyla aldıkları rol konusunda biraz kafaları karışıkmış. Ayrıca kadınlara yaklaşma, iletişim ve ilişki kurma konusunda buradaki erkeklerin çok pısırık olduğunu da söyledi. Telefon numarası istemekten bile korktuklarından, hatta böyle çıkarken "seni öpmeme izin verir misin" gibi gerizekalı cümleler kurduklarından, bir yerlere gitme gezme konusunda hiçbir öneri getiremediklerinden ve her şeyi kız tarafına filan bıraktıklarından bahsetti. Yalnız burası Doğu Almanya, Batı'da durum daha farklı olabilir. Ama komik yani!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O değil de ben de hem doktoramı hem bebeyi aynı sırada çıkarabilir miyim diye düşünüyorum. Düşünsenize İstanbul Üniversitesi kampüsünde çocuk arabasıyla bir tip geziyor oradan oraya, derse giriyor filan. Neden olmasın ya neden!! :))&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23425005-4111469440667522241?l=leipziggunlugum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/feeds/4111469440667522241/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2010/01/bebekli-ogrencilik.html#comment-form' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/4111469440667522241'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/4111469440667522241'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2010/01/bebekli-ogrencilik.html' title='Bebekli öğrencilik'/><author><name>ebru</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23425005.post-1485336494840734334</id><published>2010-01-16T12:37:00.007Z</published><updated>2010-01-16T13:12:41.614Z</updated><title type='text'>Yumurta kapıda</title><content type='html'>Yazıcam yazıcam diyorum kaç gündür, bir yandan ne yazsam ne yazsam diye düşünüyorum bir türlü karara sonuca varamadım. Ben de çektim klavyeyi ellerime başlıyorum işte şundan bundan bahsetmeye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gökyüzünden inen beyaz şey var ya, hani altıgen, biri diğerine benzemiyor, çok güzel romantik olan şey, onun fotolarını koymam Magissa (ya bi link vermeyi öğrenemedim, buraya bakın: &lt;a href="http://kedilicadi.blogspot.com/2010/01/bugun-sinirlerime-dokunan-bloglar.html"&gt;http://kedilicadi.blogspot.com/2010/01/bugun-sinirlerime-dokunan-bloglar.html&lt;/a&gt; ) tarafından yasaklandı. Şimdi en azından istanbula bu beyaz şeyden yağar bu arada, onun siniri geçer, beni belki tekrar bağrına basar diye foto koymuyorum, Magissa'nın gazabından korktuğum için o beyaz şeyin ismini de geçirmemeye karar verdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca hayatımızın kabus olduğunu da tekrar söylemeden geçemeyeceğim. Ana yollar yeni yeni temizlenmeye başladı. Belediye bi zahmet kıçını kaldırdı! Ara yollar hala beyaz şeyle kaplı. Bu yollara çöp arabası giremiyor bu yüzden, çöp tenekeleri doldu taşacak. Yürürken embesil gibi yürüyoruz, çünkü kumda yürür gibi aynen. Çölde miyim, Türkiye'nin doğusu mu burası, Avrupa'nın göbeği mi anlamış değilim. Şaşkınlık içindeyim gerçekten. Bizim kıytırık belediyeler bile iki gün sonra k.. mar bırakmıyo ortada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu aralar pek bir motivasyon içerisindeyim. Yumurta kapıya dayandı tabi. Dönmeye az kaldı. Tezime bir sarıldım ki sormayın. Yani öyle gece gündüz çalışmıyorum tabi de yavaş yavaş o günlere de yaklaşıyorum. Bende hep böyle son dakika çalışmaları işe yarıyor. Nedense o ödevler de hep bir gece önceden gece yarısı bitirilir, çıktı alma işi de derse girmeden 5 dakika önceye sarkardı. Yok başka türlü ilham filan gelmiyor çünkü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu motivasyonumun bir sebebi de daha net düşünüyor olmam sanırım. Birçok konuda. 2009 için son dileğim, 2010'da gerçekleşmesini dilediğim "if" olmadı. Kariyer hayatım ile ilgili olduğu için prensip olarak ne olduğunu da söyleyemeyeceğim. Üzgünüm :)) Ama tam onlardan teşekkür mesajı gelmeden bir gün önce iyice bir incelemiş, çok da profilime uygun olmadığını görmüş, neden istiyorum ki gibi sorular aklıma takılmıştı. Belki kendimi rahatlatmaya çalışıyorum ama bırakın da böyle tatmin olayım. Hem neden istediğimi de gayet iyi biliyorum artık. Dedim ya daha iyi düşünüyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu önümdeki iki ay yoğun ve hızlı geçeceğe benziyor. Ocak sonunda Almanca kurs bitiyor. Ocak sonunda Emin Almanya'ya geliyor, Düsseldorf'ta dalış fuarı var. Ben de Düsseldorf'a gideceğim. Şubat başında belki burada ziyaretçilerim olabilir. Şubat sonunda da Sedamı görmeye gideceğim. Bir hafta sonra da buradan ayrılıyorum. O yüzden bir sıkışıklık var. Tezime amaaann İstanbul'da devam edersin işte diye düşünüyorum bir yandan. Ama bende hiçbir zaman işler öyle yürümüyor. Ne zaman böyle bol vaktim olsa, aman çalışmıycam bir süre yayıcam, ders çalışcam, İstanbul Film festivalini gündüz de dahil olmak üzere iki hafta boyunca izliycem, yaz da geliyor tatil de yapcam dalış da yapıcam, dalış asistanlığı hocalık için biraz kasıcam desem hep birşey çıkıyor. En son böyle planlar yaparken reddemeyeceğim bir iş teklifi almıştım. Zaten iş aramadığın zamanlarda iş geliyor seni buluyor. O yüzden ben de aramıyorum :PP Kısmet bakalım dönüşte neler olacak. :))&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O değil de acayip özledim ben ya İstanbulu. Burası da çok güzel, arkadaş ortamı, yaşam vs., tadını çıkarıyorum doya doya ama ev gibisi yok ya...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23425005-1485336494840734334?l=leipziggunlugum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/feeds/1485336494840734334/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2010/01/yumurta-kapda.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/1485336494840734334'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/1485336494840734334'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2010/01/yumurta-kapda.html' title='Yumurta kapıda'/><author><name>ebru</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23425005.post-8150399581874794486</id><published>2010-01-12T23:20:00.013Z</published><updated>2011-11-22T07:40:58.263Z</updated><title type='text'>Seda'm</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/S00Q3LYksqI/AAAAAAAAAHg/8uYmuF2UkB0/s1600-h/DSC00964.JPG"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5426011666186023586" src="http://4.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/S00Q3LYksqI/AAAAAAAAAHg/8uYmuF2UkB0/s400/DSC00964.JPG" style="display: block; height: 400px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 300px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;Sedam... En küçük kardeşim...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bugün doğdu güzelim benim. Ben yedi yaşındayken. Annem eve getirdiğinde sabahtı, tam da okula gitmek üzereydik. Annem gel kardeşine bak dedi de, aman ne görcem sonra görürüm diye çıkıp gitmiştim. Böyle bir meraksız öküzüm işte ben. :)) &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Şimdi bu Seda doğduğunda daha ortada isim filan yoktu. Günlerce isim düşündüler bizimkiler şu mu olsun bu mu olsun diye. Benim de ilkokul birinci sınıfta Seda diye bir arkadaşım vardı (karıştırılmasın 3. sınıftan itibaren olan ilkokul arkadaşım Seda ile bir ilgisi yoktur bu kişinin) İşte bu Seda böyle solgun benizli, mıymıy uyuz bir kızdı. Ben de dedim ki kendi kendime, şimdi annem babam isim söylüyorlar, sonra olmaz diyip yeni isme geçiyorlar, hiç adının Seda olmasını istemediğim için, söyliyim de şu ismi aradan çıksın dedim. Korktum çünkü adını Seda koyarlar da soluk benizli uyuz bi şey olur diye. Amaninn beğenmesinler mi bu Sedayı!! İşte bu yavrucağın adı o gün bugündür Seda kaldı, değiştirmeye fırsat olmadı bir türlü. Uyuzluğu değil de aynı soluk beniz yaaa, bu kadar olur!!!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5426011914936125906" src="http://4.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/S00RFqDOCdI/AAAAAAAAAHo/IlCQsTnjDJ0/s400/DSC00970.JPG" style="display: block; height: 300px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 400px;" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size: 85%;"&gt;Seda teyzemin kucağında, kuzenler Burcu ve Çağıl iki yanda, ben arkada&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İlk gün yüzüne bakmadım ama sonra çok baktım, çok ablalık ettim, o hatırlamaz, mamasıdır, gezdirmesidir, servisten karşılamasıdır, baleye götürmesidir ööö bi sürü işte. :PP Ama abi (bi de Emremiz var) abla bir olup, klasiktir, kötülük de ettik çok, kalk su getir, şunu yap, bunu et, peşimizden gelme vs., inşallah hatırlamıyordur bunları. :) Ama valla Emre yapmıştır bunları, ben hiç hatırlamıyorum öhöm :PP O da bir dediğimizi iki etmedi yavrum. Elimizde oyuncak ettik yavrucağı. Daha bebekti de koltukta oturtmaya çalışmış, oturtunca onu orda bırakıp anneme haber vermeye içeri gitmiştik, döndüğümüzde yerdeydi. Hafif bir çatlaklık vardır kafasında, gerçi baba tarafından kalma çoğu, ama arada bi dellenmesi filan işte koltuktan düşürdüğümüz için oldu. Ya da bilmiyorum, zekası bu düşmeden sonra da fırlamış olabilir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir de anlatır çok, ben hiç hatırlamıyorum. Küçükken Emre ile bunu parkta salıncağın üst demirine barfiks yapar pozisyonda bırakıp gitmişiz. Yemin billah böyle bir olay hatırlıyorsam!!! Ama diyorum işte Emre'nin işidir kesin. :D&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5426011535052273746" src="http://4.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/S00Qvi32eFI/AAAAAAAAAHY/pm_cG6c0NdE/s400/DSC00961.JPG" style="display: block; height: 300px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 400px;" /&gt;&lt;span style="font-size: 85%;"&gt;&lt;em&gt;Dedemin güzeller güzeli bahçesinde Emre, ben, Seda sanırım kiraz yiyoruz&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ama yavrucağın hiç sesi çıkmadı. Hiç yaramazlık etmedi, çok uslu bir kız oldu hep. Anamm yoksa hiç fıske yememesi bu yüzden midir ya?? Terlikle anam babam peşimizden kovaladı Emreyle bizim de, bu kız tek bir gün fıske yemedi allahım yaa!! Niye yaa!! Ne biçim adalet bu! Hala uyuzum bu duruma. Atlatamadım :(( Sanırım bu duruma uyuz olduğum için bir gün çok ağladı da yanağına dokunduruverdim, allahım sonra yüzmilyon filan pişman oldum. Bunu da atlatamadım ya, bir psikologa filan gitsem diyorum. :(&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Annem hep, kıskanıyorsunuz yavrumu dedi durdu. "Ay ne kıskancaz yaa küçücük şeyi, büyüdüm ben niye kıskaniyim ki, ne alaka filan, aman sen de anne" diye söylendim durdum anama. Şimdi bile itiraf edemiycem vallahi. :D Ama ananane ana teyze sülalesine benzemeyen şu incecik vücudu, alımı, kıvır saçları, sevimliliği kıskanılmıycak gibi değil yani. Yok diyorum ya hiçbirimize benzemiyor bu, var bi bok!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İşte el bebek gül bebek büyüttük biz bunu da, hiç şımarık olmadı. Hep bildi kendini, acayip sorumlu oldu her şeye, yeri geldi kardeş oldu yeri geldi abla oldu, yeri geldi anne oldu yemekler kekler börekler yaptı bize, hasta olduğumuzda baktı. Becerikli oldu, çalışkan oldu, bak yine 98 aldım sınavdan 100 alamadım, iki puanım niye gitti diye oturdu ağladı, bir kez değil çok kez! Sadece bazen şu ağzını bıçak açmaz yaa, ona uyuzum arada ama alışıyor işte insan zamanla, o da büyüyor, konuşmayı da öğrenicek zamanla. ;)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Şimdi bu yavrucak, 85 doğumlu, bugün 25 oldu. (Artık 25e bastı mı bitirdi mi o hesaplar yoruyor beni, 2010'dan çıkar 1985'i 25 çıkıyor işte sonuç!!). Ama bana hala böyle küçük geliyor. Ben çok büyüktüm gerçi 25 iken. :PP Ama kardeş büyümüyor işte. Koynuma alıp sevesim geliyor hala. Üniversite bitirdi, psikolog oldu, nasıl yaa diyorum, daha dün çocukken nasıl bugün koskoca kadın oldun yaa. İnanamıyorum bu kadar büyüdüğüne...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Şu anda Sedam da Almanyada. Müthiş bir mücadele veriyor hayatla. Belki de hayatının en önemli tecrübesini yaşıyor. Şimdi değil belki de ileride daha tadına varacak bu tecrübenin...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şansın bol, yolun açık olsun kuzum. Seni çok seviyorum.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5426012239105114914" src="http://2.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/S00RYhrIQyI/AAAAAAAAAH4/jCSizuxUa6g/s400/DSC00927.JPG" style="display: block; height: 400px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 300px;" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23425005-8150399581874794486?l=leipziggunlugum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/feeds/8150399581874794486/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2010/01/sedam.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/8150399581874794486'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/8150399581874794486'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2010/01/sedam.html' title='Seda&apos;m'/><author><name>ebru</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/S00Q3LYksqI/AAAAAAAAAHg/8uYmuF2UkB0/s72-c/DSC00964.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23425005.post-4116404294260979745</id><published>2010-01-08T12:10:00.003Z</published><updated>2010-01-08T16:27:04.611Z</updated><title type='text'>"Common enemy"</title><content type='html'>İçim acıyor... Norveç'te 63 yaşında bir Türk kadın, polisin ve sağlık görevlilerinin faşizan ve ırkçı yaklaşımları sonucu hayatını kaybetti. Bilerek ve kasıtlı olarak resmen bir "cinayet" işlendi. Türkiye'de olsaydım bu haberi muhtemelen okuyup da "vah yazık" diyerek geçer ve unuturdum. Ama Avrupa'da bir "yabancı" olarak sanırım, daha çok içimi acıttı. Haberi okuduğumdan beri, iki gündür, bu olay gözlerimin önüne geliyor. Kadın ölümle yaşam arasında gidip gelirken, sağlık görevlileri tehdit edildiklerini varsayarak hiçbir şekilde müdahalede bulunmuyor ve çaresizce yardım istedikleri, polisin ise kendilerine "saldırdığını" sandıkları aile üyeleri tutuklanıyor. Ancak aile üyeleri gözaltına alındıktan sonra kadına müdahalede bulunuluyor ama artık çok geç...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun zamandır ırkçılık meselesi kafamı kurcalıyor. Almanyaya gelmeden önce bu konu aklımın ucundan bile geçmedi. Çünkü Almanya burası! Tarihte yaşadıkları onca şeyden sonra en çok korktukları konulardan biri de bu olsa gerek diye düşünüyordum. Buraya geldikten sonra da yaşadığım kötü deneyimler dolayısıyla bile hiç şüpheye düşmedim, insanların terbiyesizliğine vs. ye yordum. Restoranda yemek beklerken, bir türlü gelmeyen yemeğimi sorduğumda, "Burası McDonalds değil, bekleyeceksin" cevabını aldığımda garson kızın gerizekalılığına yordum. Sosisçide nedense ekmek arası sosis almam Almanların almasından daha uzun sürüyor, üstüne üstlük parayı Almanlar gibi sosisten sonra değil sosisten önce vermek durumunda bırakılıyorum. Deutsche Bahn'da bana hizmet vermek zorunda olduğu halde, internette yazıyor oku öğren yap yaklaşımında bulunan Alman teyzenin de yabancı olduğum için değil de sadece huysuz olduğu için beni savsakladığını düşündüm (aynı hizmeti başka bir yetkiliden gayet kolay alabildim).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nijeryalı komşumla konuşunca sanki taşlar biraz daha yerine oturmaya başladı. Bana hiç yeri yokken birkaç kez polisin kimlik kontrolüne denk geldiğini, bazı mekanlara çeşitli bahanelerle alınmadıkları gibi şeyler anlattı. Kendime bile itiraf etmekte zorlandığım "ırkçı" sıfatını çeşitli gözlem ve tecrübelerle de Almanların üzerine daha bir yakıştırmaya başladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki beyinlerinde değil bu ırkçılık ama kalplerinde. Söküp atamamışlar nefreti. Çok üzgünüm gerçekten böyle bir sonuca vardığım için ama öyleler işte. Sevmiyorlar yabancıları. Birbirlerine karşı bile çok sıcak olmadıklarını düşünürsek çok da zor değil öyle olmak. Şimdi benim de bir zamanlar, yurt dışında yaşamamış biri olarak, ahmak kestiğim gibi "ama işte Türkler de orada nasıl yaşıyor!" vb. yorumları duyar gibiyim. Bir kere bu karşılıklı bir direniş! Onlar kabul etmemekte direndikçe, siz de içinize kapanmak, sadece kendiniz gibi olanlarla birlikte olmak, kendi yaşam tarzınızı ve yaşam alanlarınızı yaratmak, haksızlığa uğradıkça uyum sağlamamak konusunda direniyorsunuz! Hiç tahmin etmezdim böyle duygular hissedeceğimi ama bizzat yaşıyorum ve hissediyorum. Nijeryalı arkadaşımın dediği gibi "common enemy"e (ortak düşman) karşı birlikte direniyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçim acıyor... Ve sadece kınıyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa'nın başka memleketlerinde de Türklerin nasıl muamelerle karşılaştıklarını, çeşitli gözlem ve deneyimleri öğrenmek isterim. Okuyan varsa, içinizden gelirse bir yazıverin yoruma...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23425005-4116404294260979745?l=leipziggunlugum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/feeds/4116404294260979745/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2010/01/common-enemy.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/4116404294260979745'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/4116404294260979745'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2010/01/common-enemy.html' title='&quot;Common enemy&quot;'/><author><name>ebru</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23425005.post-6622208817747559867</id><published>2010-01-06T20:55:00.008Z</published><updated>2010-01-06T22:07:18.477Z</updated><title type='text'>Karda bisiklet</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/S0UBN_S21tI/AAAAAAAAAHQ/LL1baXYLMK4/s1600-h/DSC06119.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5423742666078082770" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 225px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/S0UBN_S21tI/AAAAAAAAAHQ/LL1baXYLMK4/s400/DSC06119.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kar yağdı ya, her yer bembeyaz oldu. Evet pek güzel pek romantik de, ben bu karda kışta nasıl bisiklet kullanıcam diye kara kara düşünmeye başladım. Noeldi, yılbaşıydı derken 15 gündür zaten bisiklet kullanmıyorum, çünkü öğrenci kimliğiyle tatillerde ücretsiz seyahat edilebiliyor. Ama gün geldi ki, bu gün geçtiğimiz Pazartesi oluyor, artık almanca kursuna, kütüphaneye gitmem gerekti beni böyle bir sıkıntı bastı. Çünkü kar öyle bir yağdı ki, bisikletleri gömdü resmen. Benimkisini beyaz karın altında zor seçiyor oldum.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Daha önce karda da bisiklet kullanmadım. Birkaç kere daha yağdı ama ertesi gün bir baktım her yeri temizlemişlerdi. He dedim demek Almanyada böyle, kar yağsa da kaldırımlar yollar, bisiklet yolları tertemiz oluyor, aman da ne güzel diye sevinmiştim. Bir de biz bisikletleri almadan önce Gökhan la filan taa Eylülde sorup soruşturmuştuk kışın burda bisiklet sürülür mü diye. Niye sürülmesin diye bir soruyla ve tuhaf bakışlarla karşılaştıktan sonra kesin sürülüyordur diye bir sonuca varmıştık. Gece gündüz durmadan herhalde belediye çalışıyordur karları temizlemek için diye böyle gayet iyimser düşüncelerle aldım bisikleti. Almamak için inat ettiğim ise 75 euroluk Semester ticket oldu. Bu kartla gece gündüz demeden tramvayla seyahat edebiliyorsun. Amann bisiklet aldım ne gerek var diyip almadım. Bir de ne güzel yürürüm spor yapmış olurum felan diye kendi kendime bahaneler buldum.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Pazartesi daha olmadan, hala iyimserliğimi koruyorum ben. Yılbaşıydı hafta sonuydu tabi ki çalışmaz belediye, o yüzden temizlemediler kaldırımları bisiklet yollarını diye kendi kendimi avuttum. Pazartesi bir indim, anaamm hiçbir yer temizlenmemiş. Bisiklet yolunda 10 santim kar var. Kaldırım desen o da aynı. Sadece üzerine basa basa biraz daha düzleşmiş. Bisikletime baktım, kar binmiş üzerine. Selesinin üzerinde 10 santim kar vardı, temizledim üzerini, hedefim binip gitmek. Ama yok selenin üzeri buz tutmuş. Kilit desen buz tutmuş, açılmıyor. Ay fenalık geldi, dedim tabana kuvvet. Almadım ya inat ettim şu Semester ticketi, mecburen yürüycem. Bundan sonra almak da yemiyor, baştan almadım, şimdi alırsam salaklık etmiş olurum diye. İki gündür kursadır, okuladır yürüyerek gidip geliyorum. Almanca kursu yürüyerek yaklaşık bir saat sürüyor. Okul yine yakın, 25 dakika filan sürüyor. Kar da olunca yavaşlıyorsun tabi, normalde bu mesafeleri daha kısa zamanda katediyorum. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Birkaç gündür de bisiklet sürenleri izliyorum, nerden giderler filan diye. Bisiklet yolları karla kapalı olduğu için, millet kaldırımı kullanıyor. Daha bir tane makine görmedim şu yolları temizleyen!! Sadece işçiler siyah taş döküyor. Sonra o taşlar ayakkabının aralarına filan girerek eve kadar taşınıyor.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bugün dedim binicem ben bu bisiklete. Kilidi nefes vererek ısıttım, açmam 15 dakikamı filan aldı. Donmuş selesine de geçirdim torbayı oturdum. Başladım kaldırımdan gitmeye. Kaldırım düz olduğu için rahat gidiyorsunuz da, iyice karın yoğunlaştığı yerlerde sizden önceki bisiklet tekerleklerinin bıraktığı patikaları izlemek zorundasınız. O yoldan şaştınız mı dengenizi kaybediyorsunuz, sağa sola yalpalamaya başlıyorsunuz. Bir de kar zamanı bence şu trafik ışıklarının süresini uzatmaları lazım, çünkü karşıya geçmek için süre yetmiyor bir türlü. Ben yettiremiyorum, bazen alıyorum bisikleti elime koşarak geçiyorum. Bir de yavrucak zayıf bir şey, ne kadar abansam karda gitmeye yetmiyor gücü. İşte böyle bisiklet kullanmayı yeni öğrenen çocuk gibi o yöne bu yöne sallana sallana, birkaç kez düşmeye yakın gittim geldim öyle bugün. Ama inat ettim karda da kullanıcam ben bu mereti. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İki kar küreme makinesi alıp da doğru düzgün temizlik yapmayan, yan gelip yatan belediyeye de uyuzum ayrıca!!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu arada bisikletim dolayısıyla birkaç gündür çok duygusal anlar yaşıyorum. "Onu çok seviyorum ama ühüh" diye ağladım hatta dün. Bunu da sonra anlatırım :P&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23425005-6622208817747559867?l=leipziggunlugum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/feeds/6622208817747559867/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2010/01/karda-bisiklet.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/6622208817747559867'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/6622208817747559867'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2010/01/karda-bisiklet.html' title='Karda bisiklet'/><author><name>ebru</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/S0UBN_S21tI/AAAAAAAAAHQ/LL1baXYLMK4/s72-c/DSC06119.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23425005.post-5861294951705067467</id><published>2010-01-03T21:49:00.014Z</published><updated>2010-01-04T00:29:02.103Z</updated><title type='text'>Her yerde kar var</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/S0Ex9H5igtI/AAAAAAAAAHI/-1lwxBRFD1I/s1600-h/DSC06110.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5422670352492954322" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 225px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/S0Ex9H5igtI/AAAAAAAAAHI/-1lwxBRFD1I/s400/DSC06110.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Kar, yılbaşı akşamı bir yağmaya başladı, böyle sevinçten yerimden zıpaladım. Bir haftadır filan yağıyordu zaten ama eriyordu hemen. Yılbaşı akşamı böyle lapa lapa yağmaya başladı. Bir mutlu oldum bir mutlu oldum. Çünkü hep hayalimdir, herkesin hayalidir gerçi, yeni yılda kar yağması. Yoksa bu Noel hayali miydi, biz yeni yıla mı uyarlamıştık? &lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İşte o akşam artık böyle napsam etsem bilemedim. Tandemime mail attım napıyorsun diye, ilk önce sana geliyim sonra takılırız dedi, sonra yeni yıla 15 dakika kala merkezde meydanda buluşalım dedi, sonra bir kulübe filan gideriz dedi. İyi tamam dedim. Yeni yıla bir saat kala filan karşı komşu Nijeryalı arkadaş merkeze gidiyorum geliyor musun dedi. Birlikte tuttuk merkezin yolunu, yoldayken tandemim aradı ben yetişemiycem diye. İyi ok dedim, yattı kulüp vs. eğlence planı o zaman. Yanımdaki Nijeryalı arkadaşla konuşuyoruz, sonra dedi ben bir Afrika restoranı var oraya gidicem, sen de gel istersen dedi, iyi olur dedim.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yeni yıla 40 dakika filan vardı. Merkeze bir indik, meydanda neredeyse kimse yok. Ben böyle kalabalık tıklık tıklım filan bekliyorum. Etrafta da çoluk çocuk böyle fişekler kız kaçıranlar filan onlardan patlatıyor. Herkesin elinde bir fişek. Fiyuuuuvvvvv fiiyuuuvv diye ortalık inliyor. Bir baktım her tarafımda bir şeyler patlıyor. Acayip tırsak bir insan olarak çığlık çığlığa Nijeryalı arkadaşa noluurr uzak bir yere gidlim diye yalvarmaya başladım. Neyse biraz daha dolaştık, yeni yıla 15 kala döndük. Meydanın en köşe yerinde, bir apartmanın köşesine sığışıverdim. İşte yeni yıla doğru sürekli havai fişekler patladı, yeni yıldan sonra da bir saat filan sürdü. Öyle havai fişek gösterisi filan yoktu, millet kendi aldığı şeyleri patlatıyor işte. Hiçbiri bir bokuma benzemiyordu. Geride kala kala duman bulutu ve çer çöp kaldı. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5422669907863253090" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 225px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/S0ExjPhjsGI/AAAAAAAAAG4/cTaa-DVo2X4/s400/DSC06069.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;O havai fişek gürültüsü arasında Nijeryalı arkadaş bana restoran... rezervasyon... insanlar... gitmek istediğin başka bir yer var mı, arkadaş bizi bırakacak dedi. Ben anladım ki restorana gidiyoruz, benim de başka planım yok, ee gidelim o zaman dedim. Bir arkadaşı gelmişti arabasıyla, bindik arabaya, gidiyoruz. Sonra aaa bir baktım yurdun önüne gelmişiz, meğersi restoranda yer yokmuş, ben gürültüden anlamamışım, eve gidelim'e he evet demişim. Eve girdiğim 00.40, yattığım 01.00 filandı. Dışarıdan hala fivuuvvv fivuuvv sesleri geliyordu ve hala kar yağıyordu.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5422670118334718626" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 225px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/S0Exvfl3YqI/AAAAAAAAAHA/tBU_UuUUczM/s400/DSC06099.JPG" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;odamdan dışarı manzarası&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;O günden beri durmaksızın kar yağıyor. Bakıyorum yollara filan arabalar gidiyor, ama yürüyüş yolları pek temizlenmemiş. Bisiklet yolu desen kapalı. Yarın tatil bitiyor artık, açarlar mı gece diye düşünüyorum. Öyle kar yağdı mı da burada tatil filan olmazmış. Monja eksi 20'ye inerse tatil ederler dedi. Ve dedi ki uzun zamandır bu kadar kar yağmamış Almanya'da. Kaç santim oldu acaba diye merak ediyorum. Yarın mezurayla inip ölçücem. Bir de kardan adam yapmak istiyorum. Noel alışverişinde aldığım havuçlar çürüyecekler, bari bir işe yarasınlar. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23425005-5861294951705067467?l=leipziggunlugum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/feeds/5861294951705067467/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2010/01/her-yerde-kar-var.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/5861294951705067467'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/5861294951705067467'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2010/01/her-yerde-kar-var.html' title='Her yerde kar var'/><author><name>ebru</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/S0Ex9H5igtI/AAAAAAAAAHI/-1lwxBRFD1I/s72-c/DSC06110.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23425005.post-7030652300953136333</id><published>2009-12-30T10:45:00.010Z</published><updated>2009-12-30T11:15:23.351Z</updated><title type='text'>Bana bir yeni yıl hediyesi, lütfeeen :((</title><content type='html'>Herkesin evine gittiğini söylemiştim. Yeni yıl için birkaç kişi döndü. Kimisi bir ev partisinde kutlama yapmak istiyor. Kimisi bir klüpte cımtıstak takılmayı. Ben ikisini de istemiyorum, çünkü bunları yapmak isteyen grupları çok tanımıyorum. Yeni yıla sevdiğim insanlarla girmeliyim çünkü, tanıdığım bildiğim. Ama yok kimse işte. Rahip de gitti kutlama için Varşovaya. Kalakaldım öyle yapayalnız. Diyorum şöyle bisikletimi alır Leipzig i turlarım. Şehir merkezinde vakit geçiririm. Öyle deli gibi yemem, deli gibi içmem, dans etmem gerekmiyor di mi mutlu olmak, eğlenmek için...&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yeni yıldan dileğimi yazmıştım. Ya olursa ya olursa diye diye adını "if" koymuştum. Ve gerçekten bir Noel günü "if"ten mesaj düştü mail kutuma. Çok bir şey söylemiyor daha ama yine de beni umutsuz bırakmadı. Neler diliyorum başka?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Tezimi bitirebilmeyi, doktoraya başlamayı öncelikle. Sağlık mutluluk vs. dilemiyorum da her gün şükrediyorum zaten var oldukları için... Eminime bol bol qsl (radyo şeysi), üç katı fazla dalış, üç katı fazla dalıcı diliyorum. Bir de diliyorum ki o kadar çok işi olsun, bir sürü tamir yapsın, üç kat daha fabrika açsın, çok çalışsın çok para kazansın, ben de gidiim yiyim paraları Las Vegas ta pokerde. Bir de diliyorum ki Latin Amerikaya ya da Asyaya dalışa gidelim bu yıl. Hayırlısıyla diliyorum (bunu da emin doladı dilime)&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ya bir de sizden bir dileğim var. Bir yeni yıl hediyesi verin bana. Yalnızlığıma en güzel hediye olsun bu. Ben bakıyorum da ortalama sanki 20 kişi filan okuyor bu blogu. Ama tam çalışmıyor bu sayaç şeysi, ya da anlamıyorum ben. O yüzden bir ses verin, yorum kısmına iki ses edin, kim okuyor ediyor bileyim, böyleee bi mutlu olayım. Çok istiyorum çoookkk. Noooluuuurrrrr. NNüüütfeeenn!&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sizin için de böyle dönmedolap kadar eğlenceli ışıklı bir yıl dileyim. :PP&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5420985404993483298" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 225px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/Szs1gRU2siI/AAAAAAAAAGw/IUnCTTCSVNY/s400/DSC04238.JPG" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23425005-7030652300953136333?l=leipziggunlugum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/feeds/7030652300953136333/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/12/bana-bir-yeni-yl-hediyesi-lutfeeen.html#comment-form' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/7030652300953136333'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/7030652300953136333'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/12/bana-bir-yeni-yl-hediyesi-lutfeeen.html' title='Bana bir yeni yıl hediyesi, lütfeeen :(('/><author><name>ebru</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/Szs1gRU2siI/AAAAAAAAAGw/IUnCTTCSVNY/s72-c/DSC04238.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23425005.post-5266596043086672803</id><published>2009-12-27T21:31:00.013Z</published><updated>2009-12-28T00:53:22.276Z</updated><title type='text'>Hallelujah!</title><content type='html'>Ben eminim ki biz doğdumuzda kimse kulağımıza ezan filan okumadı. Hiç böyle bir hikayemiz yok valla bebekliğimize dair. Ama rahmetli babaannem en çok ben bebekken, bir cenazenin arkasından el sallayarak güle güle gitsin güle güle gitsin diye bağırdığımı anlatırdı. Koskoca ailede namaz kılarken gördüğüm tek insan yine babaannem oldu. Annem akademisyen bilim adamı kimliğine yakıştıramadığından muhtemelen hiç din lafı geçmedi bizim evde, babamsa inançsızlığa inandı sanırım. Anne tarafı hepten öğretmen, din min korkarız biz hep öyle şeylerden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok küçüktüm hatırlıyorum da, yine babaannemlerin evinin yakınında bir yaz vakti, yokuş yukarı bir yerde bir kuran kursuna gitmiştim. Herhalde nasıl bir kabus yaşadıysam ertesi gün gitmeyi reddettim. Ne mutlu ki, daha o yaşta kendi kararlarımı verebilecek güçteymişim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dinle tek münasebetim okul yıllarında oldu tabi ki. Din dersi de zaten not yükseltmek ve takdir almak için fasa fiso bir dersti. Ve bana hayatım boyunca unutamayacağım bir de anı bıraktı. Sınav oluyoruz şimdi, ben de öyle yazmışım bayağı yani bildiğimi ettiğimi, ortalama bir kağıdım var. Zil çaldı, sınav bitti ama tenefüs boyunca da vakit istedik ve hoca sınavı uzattı. Ben de artık beni ne dürttüyse şu kitabı açıp da bi bakiim dedim. Açmamla hocanın başımda dikilmesi bir oldu ve koca bir sıfır aldım. Evet, din sınavında kopya çekerken yakalandım. Hatırladıkça hala gülerim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç öyle inançlı sevgilim filan olmadı. Allah kelimesi ağzından çıkanın bana müsade diyip uzaklaşmışlığım, ay bu da inanıyor be diye terk etmişliğim, hiç inanan biriyle de hayatta da yapamamam demişliğim vardır. Büyük konuşmayacaksın işte hayatta. Çünkü sevgili Emin, bir zamanlar kaçarak uzaklaştıklarımdan çıktı. Sürpriz! Sevimliliği, beyefendiliği, huyundan suyundan kurtardı işte ;P Bir de iftar sofrasında içki içen saygısız bendenize ses çıkarmayacak kadar uygar olduğu için gayet iyi anlaşıyoruz. :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onun da ailesinde yok da nasıl olduysa buna bir ışık doğmuş bir yerden, hadi ben bi inanayım demiş bir gün. Ama çok komik, böyle dua okuyuşu filan var, normal konuşurkenki sesi birden böyle öyle ağdalı bir hal alıveriyor, sanırsın imam mübarek! Okut üflet yani! Bir de böyle araba kullanırken mezarlığın yanından filan geçerken mutlaka dua okuyor, ama Amin demek için elini yüzüne götürdüğünde direksiyon bomboş kalıyor, bilmeyenler o an panik yapıyor, abi napıyorsun filan diye. Ama bir şey dememe gerek kalmıyor, zira güzel kedimiz Çarşamba gerekli mesajı iletiyor, gidiyor namaz kılarken eğildiğinde burnunu ısırıveriyor Eminin. (Akıllı kızım benim!)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle camiye gitmişliğim filan yoktur ama çok uzun yıllar caminin dibinde yaşadım. Odamla caminin minaresi arasında birkaç metre ya vardı ya yoktu. Öyle ezan sesiyle nasıl yaşıycaz, sabahın köründe ya uyanırsak filan diye korktum ama bir şey olmadı, alıştık birbirimize. He kiliseye gitmesini severim o ayrı. Bir pazar sabahı tesadüfen Beyoğlunda dolaşırken bir gireyim bari ne var acaba diye kiliseye girdim oturdum. Pazar ayini vardı tabi ki. Herkes ne yapıyorsa ben de onu yaptım, ayağa kalkarlar kalkarım, otururlar otururum. Bir de elinize takip etmeniz için şarkı sözlerini programı filan veriyolar ama bir bok anlamadım tabi. Öyle broşürü evirip çevirdim, millet şarkı söylüyor ama bir türlü bulamıyorum hangi şarkı olduğunu. Çünkü ingilizce olmasına rağmen anlaşılmıyor bir türlü cemaatin ne söylediği. Bir de bir ara, herkes ayağa kalktı, yanındakinin arkasındakinin iki elinin avucuna alarak elini sıktı filan. Ben de bir sürü insanla tokalaştım o ara. Aman da dedim ne güzel bi şeymiş bu kilise!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte burada da Noel'de kiliseye gitmeye karar verdik ya işte lafı oraya getircem. Thomas kirche de buluşcaz rahiple. Ama vaktim vardı, Nikolai kirche e gireyim dedim. Bir kalabalık bir kalabalık. Yine elime program ve şarkı sözleri tutuşturdular, izlemeye başladım. Öyle rahip vaaz filan vermiyor, sahnede tiyatro oyunu sergileniyor. Ama ne söylediklerini anlamıyorum tabi Almanca olduğu için, de kopacaktım gülmekten. Çünkü böyle bağırarak ve vurgulayarak, her kelimenin arasında uzun es ler vererek konuşuyorlar. Hani bizim müsamerelerde yaptığımız gibi. Bir ara karnı burnunda meryem ana çıktı, bir marangoz ile konuşmaya başladı, vakit geldi, isa doğuyor filan dediler. Ben içimden geberiyordum gülmekten. Her kısa sahne arasında da şarkılar var, cemaat söylüyor, ama yine takip edemedim. Çaktırmadan milletin broşürün hangi sayfasına baktığına baktım ama çözemedim bir türlü. Neyse Thomas kirche ye geç kalıyorum diye kaçtım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz erken gittik, yer bulmak için. Yine programı aldık, oturduk, rahip bana tüm programı tek tek açıkladı. Thomas kilisesi ünlü bir kilise çünkü Almanyanın en iyi korosu sanırım burdaymış, duyduğuma göre. Böyle dev orglar var ya, ondan çalıyorlar. Program başladı, genelde şarkılı filan, rahip arada çıkıyor vaaz filan veriyor. Şarkıları genelde koro söylüyor ama cemaat de eşlik ediyor. Söylemedim ilk şarkıyı, alışma süreci geçirdim biraz. Çünkü kulağıma alalala elelala hallelujah dan başka bi şey çalınmıyor. Neyse sonra baktım ben de söylüyorum. laylay leleaylaom diye şarkılar söyledik hep birlikte. Sözleri çok anlamıyorum ama böyle kuşlar böcekler gökyüzü yaşasın isa doğdu filan tadında hepsi. Rahibin vaazı sırasında çok uykum geldi, bir şey de anlamadım zaten. Çıkışta sordum benim rahibe, nasıldı sence diye. Sıkıcıydı, ben böyle konuşmuyorum cemaatimle dedi. Noelde cemaatine bir mektup yazmış, uzakta olduğu için ve biliyor musunuz neden bahsetmiş: şükran duymaktan! Amanin dedim yaa şükran taa Türkiyeden Şili lere kadar gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ay benim bu Noel geyiği içimi baymaya başladı. Zaten her yer kapalı burada, sessiz sakin, in cin top oynuyor. Ben de oturmuş burada Noel yazıları yazıyorum. Size de fenalık gelmedi mi kuzum?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Güzeller güzeli kızımın fotosunu koyim de içiniz açılsın :P&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5420081016719077250" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 300px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/Szf-98dg74I/AAAAAAAAAGg/VWiQ2OgzN9g/s400/DSC00115.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Bu foto da yazının konseptine cuk oturdu :P Çarşamba seccadenin üzerinde!&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5420081435415471954" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 225px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/Szf_WUOg51I/AAAAAAAAAGo/El-T5FKwr8U/s400/DSC02765.JPG" border="0" /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23425005-5266596043086672803?l=leipziggunlugum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/feeds/5266596043086672803/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/12/hallelujah.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/5266596043086672803'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/5266596043086672803'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/12/hallelujah.html' title='Hallelujah!'/><author><name>ebru</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/Szf-98dg74I/AAAAAAAAAGg/VWiQ2OgzN9g/s72-c/DSC00115.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23425005.post-2060435660243988335</id><published>2009-12-24T22:58:00.009Z</published><updated>2009-12-24T23:43:43.869Z</updated><title type='text'>Noel alışverişi</title><content type='html'>Noel gelmeden önce, tahmin ettim şimdi bunlar her yeri kapatırlar, açık yer bulamam, aç kalırım filan diye. O yüzden geçen haftadan bu yana alışverişteyim. Neler almadım neler. İki haftalık tatil için, 3 aydır burada yapmadığım alışverişi yaptım. Hatta öyle tek seferde yapamadım. Alışveriş için üç kez markete gittim, elimde 5 altı torbayla filan döndüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk önce bir içkileri alayım dedim. Öyle her akşam içtiğimden değil de, hani olur misafirim gelir, içkisiz olmaz dedim. O yüzden gittim, 3 şişe Becks green limon, 2 şişe buğday birası, 3 şişe normal bira, bir şişe beyaz şarap (bir de evde vardı), 1 karton glühwein (ısıtıp mis gibi içiliyor sıcak sıcak) stokladım. Buraya geldiğimden beri daha bu kadar içmedim! Sonra öyle meyve suyu, soda filan içmem ama ya canım isterse dedim, gittim 5 şişe meyve suyu, 2 şişe soda aldım. İçki olur da cips olmaz mı dedim, iki paket cips aldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geldiğimden beri doğru düzgün ağzıma meyve koymuyorum. Alıyorum alıyorum çürüyorlar, Monja alıyor bir ton, o da unutuyor yemeyi, sürekli çöpe meyve atıyoruz. Gittim iki koca file mandalina, bir file portakal aldım. Ya olmayınca olmuyo. Ya canım isterse diye...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buranın meyveli yoğurtlarını çok seviyorum, 6 paket filan onlardan aldım. 250 gramlık 4 paket normal yoğurt aldım. 2 paket quark aldım. Bu quark'ın nasıl yenildiğini pek kavramadım ama Monja'dan öğrendim. Biraz sütle karışıtırıp hafif sıvı hale getiriyorsun, içine meyve filan da koyunca bir güzel yiyorsun. Galiba yemeklerde filan da krema niyetine kullanılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En çok buranın peynirlerini yiyorum. Gittim 5-6 çeşit peynir aldım. Goudasından mozerallasına, beyaz peynirinden briesine, krem peynirine kadar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle fazla sebze, ot filan alamıyorum. Çünkü dolap donduruyor sebzeleri, sonra yıkayınca gevşiyor hepsi, o yüzden az almak zorunda kaldım. Madem dedim sebze alamıyorum, iki paket dondurulmuş hazır et, 3 paket makarna aldım. Daha buraya geldiğimden beri topu topu 2 paket makarnayı anca bitirmişimdir. Bir aydır yapmıyorum ama ya canım pilav isterse dedim, gittim bir paket de pirinç aldım. Ay şimdi dedim, hepsi bitirse aç kalırsam bir de diye, 4 kilo patates aldım. Napcaksam!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koca bir somon ekmek aldım, ısıtır ısıtır yerim artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çayla beslendiğim için öyle ağzıma su filan koymuyorum, hatta o kadar ki rüyamda su içtiğimi görüyorum kana kana. Bir de kütüphanede yanıma su almayı unutuyorum, olmayınca canı istiyor işte insanın, su içenlere ay olsa da içsem keşke diye gıptayla bakıyorum, yanımda olunca içmeyi unutuyorum. Suyla aram böyle olmasına rağmen, susuz kalırsam naparım diye telaşa kapıldım, 1.5 litrelik şişe sayısını 5'e tamamladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık unuttuğum bir şey var mı bilmiyorum ama deli gibi alışveriş yaptım. Zor taşıdım torbaları. Bırak dolabı mutfakta artık koyacak yer kalmadı. İşin kötüsü, son birkaç gündür iştahım bir kapandı bir kapandı. Günde iki öğünü zor yiyorum. Her sabah kahvaltıda zeytinyağlı domates, yumurta, dilim dilim peynir yiyen ben bi dilim ekmeğe nutella sürüp akşama kadar ağzıma bir şey koymuyorum. Niye, nasıl böyle oldu bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bu kadar şeyi çürütmeden nasıl yiyeceğim diye düşünüyorum. Gelen giden de yok. Belki Noel Baba uğrar diyorum, Glühwein ikram ederim ona, içini ısıtırım karda soğukta, bi de mücver yediririm, yoluna sonra devam eder diyorum. Öyle oturdum hohoho diyerek gelmesini bekliyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23425005-2060435660243988335?l=leipziggunlugum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/feeds/2060435660243988335/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/12/noel-alsverisi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/2060435660243988335'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/2060435660243988335'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/12/noel-alsverisi.html' title='Noel alışverişi'/><author><name>ebru</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23425005.post-5929135764901984342</id><published>2009-12-23T21:39:00.011Z</published><updated>2009-12-23T22:54:44.053Z</updated><title type='text'>İlk Noel</title><content type='html'>&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5418565722369288754" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 225px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/SzKc0NHt6jI/AAAAAAAAAGI/GGGpVfaDjNI/s400/DSC04203.JPG" border="0" /&gt; &lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Noel yaklaştı ya, okul bir hafta önceden, Cuma gününden itibaren tatil oldu. Dersini bitiren terk etmeye başladı Leipzig'i. Erasmus öğrencileri ülkelerine, burada evi olanlar evlerine. Zira öğrenci şehri burası, çoğunun evi burada bile değil. Herkes gitti. Leipzig'in merkezinde kurulan Weichnachtsmarkt kaldırıldı. Çeşit çeşit Noel hediyelikleri satanlar, glühwein'cılar, tatlıcılar, bratwurst'cular hepsi dün akşam toplandı. Böyle bir şaşırdım kaldım. Daha doya doya glühwein bile içememiştim. Hatta kuzucum Türkiye'ye gitmeden önce, Ebru ablacım nolur benim için bir glühwein iç de şu Noel'e özel glühwein bardaklarından al benim için nolur dedi. Onu bile yapmaya fırsat olmadı kuzucum, çok özür dilerim. :(( Ama senin için bir bardağım var kuzum, merak etme ;) Bir aydır cıvıl cıvıl olan Leipzig'in merkezinde şimdi kimsecikler yok. Yarından itibaren dükkanlar da kapanacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben de İspanya dönüşü, böyle herkesi gider görünce, dedim ben de mi gitsem acaba. Kendimi bayağı bir yalnız hissettim, İstanbul'u bir özledim bir özledim. Gitsem mi gitmesem diye bayağı bir düşündüm, hatta THY'den uçak bileti bile rezervasyonu yaptım. Bileti satın almaya 12 saat! Karar vermek için 12 saat! Sonra sabah kalktım, yurt dışında ilk Noel'in, belki de son. Bir daha Noel filan göremeyeceksin, tadını çıkarmaya bak, İstanbul bir yere kaçmıyor dedim kendi kendime. Hem her yer bembeyaz, ve kar yağmaya devam eder belki dedim. Ve kalmaya karar verdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani böyle filmlerde filan olur ya, Noel günü ağaçların altındaki hediyeler açılır, akşam yemekler yenir filan. Ay bir özendim bir özendim. Kendimi nerelere davet ettirsem napsam acaba diye oraya buraya mailler attım. Ama yok kimse artık buralarda, ne ses veren oldu, ne davet eden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dedim Noel günü kesin şu kiliseleri bir gez, dua et. Yani şimdi inanırım inanmam o ayrı bir mesele ama en azından bu güzel günde bir ışık doğar, belki çok daha güzel şeyler olur hayatımda dedim. Çünkü geçtiğimiz yıl çok güzel geçti benim için. Neredeyse istediğim her şey oldu. Şu metin yazarlığı dışında bir iş yapayım, müşteri yönetiyim dedim yaptım, farklı bir tecrübe edindim. Taa üniversite yıllarından beri istediğim yurt dışında yaşama isteğim gerçek oldu. Çok uzun yıllardır planladığım Brno seyahatini birden yapıverdim. Çözülmeyen meseleler birden çözülüverdi. Buraya geldim, dedim mis gibi olsun her şey, hiçbir şey aksi gitmesin, iyi bir oda arkadaşım olsun dedim, çok şükür her şey yolunda. Yani dedim daha ne isteyim ki. Sadece ve sadece nazara inanırım. O da iyi düşünce ve kötü düşünce ile ilgili. İyi düşünürsen olur, sen kötü düşünürsen başkaları da kötü düşünürse olmaz. Bu kadar işte. Bu yüzden dedim çok olumlu düşünmeliyim, kesin şükretmeliyim sahip olduklarıma. Ve belki de olacaklarıma... Şimdi yeni yıl için şu anda çok istediğim bir şey var. Kısaca adına "if" diyelim. Bu "if" de olsun istiyorum yeni yılda, başka bir şey istemiyorum. Lütfen tüm ama tüm olumlu düşüncelerinizi bana yönlendirin ve oluversin işte. İnsanoğluyuz işte, isteklerimiz bitmiyor hiçbir zaman...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarın Noel. Bugün rahip arkadaşımla buluştum. (Ya şimdi ben bu adamın ismini yazmıyorum, böyle yazmak daha hoşuma gidiyor, sanmayın ki küçümsüyorum, çok değerli bir insan kendisi) Sordu bana Noel'de napacaksın diye. Dedim dua edeceğim kilisede. Gerçekten mi dedi. Evet dedim, şükredeceğim. Ve kendisine "şükran duymayı" açıkladım kendimce. Ne Almanca, ne İngilizce ne de İspanyolcada var mı böyle bir kelime bilmiyorum. Ama işte teşekkür etmeliyiz dedim sahip olduklarımız için, ben de teşekkür edicem. Kendime, herkese, yukarıdakine... Gülümsedi bana, Ebru dedi bana çok önemli bir şey hatırlattın, "teşekkür ederim." Yani bunu kelimelere, yazıya dökmek o kadar zor ki. Böyle bir tuhaf oldum, o daha çok duygulandı ve dedi benim için çok önemli bu söylediklerin, cemaatime anlatacağım "teşekkür etmeyi". Ya şimdi siz okuyorsunuz, bir şey ifade etmiyor belki size ama ben acayip duygulandım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki yılbaşı ağacımız yok. Noel günü açacağım tek hediye, Farmville ağacının altındaki paketler olacak. Belki bu geceyi paylaşacağımız dostlarımız yok yanımızda. Kurulu sofralarımız, yemeklerimiz... Ama Tanrı'nın, ya da Allahın ya da işte birinin evi var orada, oraya gidip şükredeceğiz birlikte. Sahip olduklarımız ve olacaklarımız için... Ve belki de Noel hediyem, Noel sabahı mail kutuma düşen "if"den bir mesaj olur... Kimbilir...&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5418566076347335026" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 225px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/SzKdIzyqQXI/AAAAAAAAAGY/4qt3nU8aUCg/s400/DSC04206.JPG" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23425005-5929135764901984342?l=leipziggunlugum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/feeds/5929135764901984342/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/12/ilk-noel.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/5929135764901984342'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/5929135764901984342'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/12/ilk-noel.html' title='İlk Noel'/><author><name>ebru</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/SzKc0NHt6jI/AAAAAAAAAGI/GGGpVfaDjNI/s72-c/DSC04203.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23425005.post-2267458248784782567</id><published>2009-12-21T20:13:00.009Z</published><updated>2009-12-22T00:15:22.353Z</updated><title type='text'>Korku filmi :((</title><content type='html'>Ben böyle yemekhanede, dörtlü masalar var genelde onlara oturuyorum. Çünkü 10lu masalara hem girip çıkması zor hem kalabalık oluyor. Dörtlü masalarda ise genelde böyle ya bir kişi, ya iki kişi ya da arkadaş grubu filan oturuyor. Hem daha samimi bir ortam olur, insanlarla filan tanışırım diye gidiyorum bunlara oturuveriyorum. Bir kere hatta Türklere denk geldim, öğrencilermiş, tanışmış olduk. Genelde Almanlar denk geliyor, ne afiyet olsun demesini bilirler ne iki kelime ederler. Tek bildikleri "çüzz". Tanısalar da tanımasalar da ayrılırken "çüzz". Genelde mal mal yemek yiyoruz öyle tek kelime etmeden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen gün İspanya dönüşü kendime yemekhanede yer arıyorum, bir çocuk gördüm yalnız başına, gittim oturuverdim. Şimdi olay burdan itibaren başlıyor. Zira anlatıp anlatmama konusunda düşündüm, Emin'e de söyleyip günah çıkarttıktan, haklı olarak bir araba dolusu da azar işittikten sonra yaziyim bari dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oturur oturmaz çocuk dedi, ben de yanıma kimse oturmıycak mı diye bakınıyodum diye. Ağzı doluydu, bi bok anlamadım, sanırım böyle dedi. He iyi dedim. Sordu nerelisin diye. Türkiye dedim. Ben sordum. Komşuyuz, tahmin et dedi. İlk aklıma İran geldi. Çünkü önceki gün Barcelona - Berlin uçağında yanıma çocuklu genç bir kadın oturmuştu. Dedim herhalde Türk, ama İranlı çıktı. İlk kez İranlı biriyle tanışıyordum, komşuyuz ya bayağı bir sohbet ettik. Ama küçük kızın kulağı patlayana kadar ağrıdığı için zırlamasından asıl merak ettiklerimi bir türlü soramadım. Tahminim doğru çıktı nitekim. Şimdi İran hakkında merak ettiklerimi yemek sırasında çocuğa soriyim bari dedim, ama çok alakasız kaçacaktı. Bir de konuşurken ağzından lokmalar tabağıma fışkıracak diye korkuyorum. Az biraz sohbet ettik, ben dedim İspanyadaydım, erkek arkadaşımla (vurgu yaptım hehe) gezdim filan. Zaten o da acelem var, yarın kahve içelim dedi. Telefonumu istedi. Ben de vermekte bir sakınca görmedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse ertesi gün aradı. Ben kütüphanedeydim. Kafetaryada kahve için buluştuk. Ben yine normal konulardan konuştuktan sonra merak ettiklerimi sormaya başladım. İşte İran da gizli partiler yapılıyor mu birinci soru. Yaa tabi yapılıyor, çok güzel parti yapıyoruz, içiyoruz, dans ediyoruz filan. Ama öyle bir anlatıyor ki İran sanırsın İbiza. İşte İran şöyle güzel, insanlar çok sıcak, dağlar kuşlar böcekler enfes bir doğa. Bir de böyle bana sen Türkiye de basortu takmıyorsun di mi, iyi iyi filan diyip gözümü boyamaya çalışıyor. Yok işte bizim hükümet çok kötü filan diye sallıyor. Niye devrim yapmıyonuz diyorum, ağzında bi şeyler geveliyor. Amerika İran a girecek mi diye soruyorum, yok Amerika bizden korkuyor, sana söylememem lazım ama atom bombalarımızdan korkuyor filan diye sallıyor. Nükleer silahlardan konuyu açtım ama şu "nükleer" kelimesini "nikleyır", "nükleyar", "naykleyır", "nükleaar" olmak üzere 15 farklı teleffuzda, artık Tanzanyalının bile rahatlıkla anlayabileceği şekilde söylememe rağmen, bu salak mühendis adayı anlamadı, neden bahsettiğini anlamıyorum diye kıvırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bunlar ailece vinç işi yapıyorlarmış. He dedim benim erkek arkadaşım da aynı işten yapıyor diye yine araya soktum, fırsat bu fırsat diye. Bir de bu lanet olası Almanca da erkek arkadaş için "Mein Freund" kullanılıyor. Normal bir erkek arkadaşından bahsederken "Ein Freund von mir" diyorsun, erkek arkadaşından bahsederken "mein freund" diyorsun. Yani öyle İngilizcedeki "boyfriend", türkçedeki "sevgili", ispanyolcadaki "novio"ya benzemiyor bu "mein freund". Bilmeyen anlamaz. Bu salak da aradaki farkı bilmiyordur kesin diye düşünüyorum bir yandan. Bir de salağın parmağında yüzük var, soramıyorum evli misin filan diye, kesin yanlış anlıycak. Neyse içime Orta Doğu maçoluğundan da fenalık geldi, çok uzatmadan, hadi arkadaşlara sözüm var diye kaçtım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gün! Yine kütüphanede ders çalışıyorum. Bu salak nerdesin, napıyorsun diye mesaj attı. Aman dedim nerde olduğumu söylemiyim, gelir melir, sadece "ders çalışıyorum" diye yazdım. Sonra ikinci mesaj, seni bu akşam çin restoranına ya da bende iran yemeğine davet ediyorum diye yazdı. Şimdi bu aşamadan sonra salla di mi, yok işim var filan de, cevap yazma di mi? Yok illa laf koyucam ya, çok hızlısınız galiba siz İranda, İranda böyle bayanları eve mi davet ediyorsunuz. Benim erkek arkadaşım var, farkındasın di mi diye yazdım. Cevap: ne demek istiyorsun "azizam ebro". (azizam yaaa, ismimi de yanlış yazıyor beyinsiz). Sadece seni davet etmek istedim. "Ebrom" inan bana kalbim bir deniz kadar büyük. Söyle napıyoruz bu akşam. Siktir dedim, sıçtık! Küstahlığına, rahatlığına elim ayağım sinirden titremeye başladı. Mesaj yazıyorum ama parmaklarım böyle büyüyorlar, tuşlara sığmıyorlar, ne yazsam yazdığım gidiyor kendini taslaklara atıyor. Bir türlü yazamıyorum. Arkasından telefon. Meşgule aldım. Tekrar telefon. Tekrar meşgule aldım. Tekrar mesaj: Neden açmıyorsun, nerdesin?? Artık ağlamaya başlıycam sinirden. Gözümün önüne, Hürriyet'in üçüncü sayfasında "İranlı, aşkına karşılık vermeyen Türk kızını öldürdü" başlığı altında, Türk milleti "oh iyi olmuş" desin diye özellikle konulmuş, burdaki "ein freund von mir"lerle içkili eğlenirken fotoğrafım geldi (burda da bir medya eleştirisi yaptım hehehe :PP).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yandan burada olduğumu tahmin ederse napcam diye plan yapıyorum. Kütüphanenin sadece akşam saatlerinde kullanılan arka kapısından çıkarken beni yakalarsa naparım. Etrafta in cin top oynuyor, yan taraf inşaat, öbür yan panoroma tower ama genelde öyle deli gibi işlek bir yer değil. Yok acaba takip ederse eve kadar ne bok yiycem diye düşünüyorum. Diyorum bir önceki apartmandan girerim içeri, arka kapısından çıkarım, hemen bizim apartmanın arka kapısına koşarım. Apartman aralarında boşluk olmadığı için beni yakalayamaz. 7 kat merdiveni koşarak çıkar, kendimi de odaya kitlerim. Monja gelene kadar yiyecek stogu da yapsam, hiç dışarı çıkmam diye bir güzel acil durum planları yapıverdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık böyle sinirden napcamı şaşırdım, "ne kadar çok soru soruyorsun, seni ilgilendirmez nerede olduğum, gerçekten sinirlenmeye başlıyorum, daha fazla konuşmak istemiyorum" diye mesaj attım. Tekrar mesaj atmadı. Telefonum sessizdeydi, birkaç saat sonra baktım 5 cevapsız, birkaçı gizli ve tanımadığım numaralar. Sonra akşamın ilerleyen saatlerinde tekrar birkaç gizli numara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve gerçekten korku içinde bir akşam geçirdim. Apartmandan tıkırtı gelse ışıkları filan kapıyorum, müziğin sesini kısıyorum. Kesin buldu beni diyorum. Çünkü salaktır bu Almanlar, gitse öğrenci işlerine verirler merirler adresimi diye korkuyorum. Kesin 15 koca karı ablası, anası, sülalesi, dayıları lölölö allahu ekber diyip alıp kaçıracaklar beni çuvalla. Kapatıcaklar, zorla namaz kıldıracaklar, haremin bir parçası olcam diye ödüm bokuma karışıyor. Sonra bir "Kızım olmadan asla" macerası yaşayarak 15 yıl sonra kendimi türkiye sınırında eşek arabasının arkasında kaçarken bulucam diye için için ağlıyorum. (Evet o ne anlatırsa anlatsın, doğru da söylese İran çok güzel diye, ki güzeldir inanırım, kafamdaki İran imajı "Kızım olmadan asla" kitabından ve filminden ibaret! Öyle de olmaya devam edecek)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gün tekrar bir gizli numara aradı, açtım bu kez, bu salak hiçbir şey olmamış gibi hallo diyor. Dedim bir daha beni arama. Yok işte ben arkadaşça yaklaştım, bizim kültürde eve davet etmek gayet normal, çok yanlış anladın beni. Ulan bizim kültürde normal değil, evlenmeden davet edilsek hala anamıza babamıza yalan söylüyoruz kız arkadaşa gidiyorum diye, İran da mı normal! Neyse dedim bir daha arama, konuşmak istemiyorum dedim kapattım. Ardından mesaj: Çok eski moda ve muhafazarsın. Allahım gülsem mi ağlasam mı ya. Bana muhafazakar dedi Allahın İranlı salağı ya! Bana! Allahım dedim bir devrim yapamayacak kadar basiretsiz şu millete artık Amerikayı mı gönderirsin kimi gönderirsin diye arkasından bir sürü beddua ettim. O kadar yani! (İran kedilerine bi şey olmasın ama. bi de çocuklara. bi de işte masum kim varsa. ay bilemedim.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet ben de kaşındım, kabul ediyorum. :(( Zaten bundan sonra yemekhanede sadece ve sadece Almanların olduğu en köşe masa olmak üzere bulup oturacağım. Öyle masanın altına doğru küçülerek minnacık olarak yemeğimi yiyip hiç çıtımı çıkarmıycam, "çüzz" bile demiycem kimselere. yemin billah!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi siz tüm bu olan bitenlere gülebilirsiniz ama ben korkudan altıma sıçıyordum. Başıma da bir bok gelirse, (ismi telefon kayıtlarından bulunur, burda deşifre etmiyim), bu geri'nin koordinatlarını veriyorum: Leipzig ve Göttingen. Hatırlaması çok zor değil benzerlikten dolayı :PP&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23425005-2267458248784782567?l=leipziggunlugum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/feeds/2267458248784782567/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/12/korku-filmi.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/2267458248784782567'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/2267458248784782567'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/12/korku-filmi.html' title='Korku filmi :(('/><author><name>ebru</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23425005.post-1972131311730631396</id><published>2009-12-17T13:28:00.010Z</published><updated>2009-12-17T14:27:18.506Z</updated><title type='text'>Barcelona</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/Syo9tuQiotI/AAAAAAAAAF4/7CVK37fCcYI/s1600-h/DSC05783.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5416209357587260114" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 225px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/Syo9tuQiotI/AAAAAAAAAF4/7CVK37fCcYI/s400/DSC05783.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; &lt;em&gt;Sagrada Familia&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;Barcelona... Hayallerimdeki şehir. Başkaları gittiği zaman için için kıskandığım, çok uzun yıllardan beri gitmeye can attığım, Vicky Christina Barcelona yı izledikten sonra artık vakti geldi dediğim, Pedro Almodovar ile tanışmayı hayal ettiğim güzel şehir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-Duyduğuma göre- Woody Allen a verilen sipariş filmden sonra, Barcelona ya talep arttı mı bilmiyorum ama bu şehri her yıl kaç milyon insanın ziyaret ettiğini merak ediyorum. Bu ziyaret sırasında en çok kafamda canlanan soru ise niye bu fikri bizim daha önce düşünememiş olmamız ve içinde İstanbul geçen bir filmi dünya pazarına sunamamış olmamızdır. Büyük kayıp!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Barcelona güzel olmasına güzel de, bence burada Gaudi'nin eserlerinden başka bir şey yok. Siz de diyeceksiniz kaç yazıdır İspanya da hiçbir şey yok diye yazıyorsun ama gerçekten öyle. Şehir inanılmaz düzenli, sokaklar cetvelle çizilmiş gibi. La Rambla adındaki cadde ve arka sokakları bizim Beyoğlu'na çok benziyor. Gaudi eserleri Parc Güell, Sagrada Familia ve mimarın şehrin zengin aileleri için inşa ettiği evler Casa Battlo, Casa Mila ve diğer "casa"lar. İşte bu kadar Barcelona. Liman var deniz var, eminim yazın oralar daha güzeldir. Biz oraları gezme fırsatı bulamadık. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5416209186452296658" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 225px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/Syo9jwuyU9I/AAAAAAAAAFw/dVGoKuC3k3E/s400/DSC05692.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Parc Güell&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5416209958898266706" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 225px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/Syo-QuUQclI/AAAAAAAAAGA/Kk3Fs4vVInk/s400/DSC05854.JPG" border="0" /&gt; &lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Casa Battlo&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben bu şehri en çok sevgilimle yaşamak istedim. Emin e bu teklifi yaptığımda hemen kabul etti, onun Paris aktarmalı gidiş dönüş biletini 5 dakika içinde aldık ve Emin üç aylık bir ayrılıktan sonra yanımdaydı. Otelde buluşacaktık ama beni metro istasyonunda karşıladı. Üç gün boyunca özlem giderdik. Üç gün boyunca şehri gezdik. Emin daha önce gelmiş buraya ama Gaudi nin eserlerini görmemiş. O yüzden bol bol Gaudi yaptık. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Anlam veremediğimiz şeylerden biri Sagrada Familia kilisesine niye para vererek giriyor olduğumuzdur. Dedik bizce Sultanahmet Camiine de para verilerek girilmeli. Zaten dışı daha güzel, içi inşaat halinde, görmeseniz de olur.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ne yediniz ne içtiniz diye soracak olursanız... Ben İspanyada paella kısmını Eminle gezimize bırakmıştım. Zaten bu yemeyi niye bu kadar merak ettiğimi de anlamadım. Şu böcek türlerinin hiçbiri bana lezzetli gelmiyor, minik karides dışında. Sualtında görmesi güzel, o ayrı. Tapas dedikleri mezeler Barcelona da çok daha çeşitli. Ama biz yemedik. Küçük baget ekmek dilimlerinin üzerine peynir, salam, karides vs. koymuşlar, olmuş sana tapas. Ne bileyim deniz ürünleri salatası tapas, patates kroket tapas, kalamar kızartma tapas, her şey bir tapas. Ya dedik siz bir gelin de bir haydari, bir fava, bir ezme, bir patlıcan soslu yedirelim size görün o zaman tapas neymiş. İşin anlamadığım bir kısmı da bu işte. Bu adamlar tüm dünyaya pazarladılar bu tapas dedikleri atıştırmalıkları. Bizim mutfağımızda envai çeşit var hala bir New York olsun, bir Londra olsun meze bar açamadık hiçbir yerde. Adamların tapas barları İstanbul dahil aldı başını gidiyor.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Emin için bu gezinin tadından yenmez kısmı ise verdiği anten siparişi oldu. Beni görmenin mutluluğuna bu anten de eklenince artık siz tahmin edin kalbinin nasıl çarptığını. Şimdi siz ne anteni diyeceksiniz, anlatıyim. Şimdi bunlar dünya üzerinde soyu tükenmekte olan bir grubun son temsilcileri: radyo amatörleri. Zannetmeyin ki, radyocular, dj lik filan yaparlar. Yok, bu öyle bir şey değil. Ne işe yaradığını hala kavrayamadığım, müzik çalmayan, tv izlenmeyen, telefon açılamayan bir sürü elektronik aletle dünyanın dört bir yanından amatörle konuşuyorlar. İşte bu antenler de o konuşmaya yarıyor. Ama ne konuşma! Mors alfabesiyle 2 cümleyi bir saatte kuruyorlar filan, kendi çaplarında eğleniyorlar. Neyse çok güzel bir hobi. Zaten engel olmaya çalışmayın siz kaybedersiniz. "He he aferin" derseniz her konuda bir sıfır öndesiniz ;) (radyo amatörü sevgilisi olacak olan bayanlara ipucu)&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;O yüzden Emin bana söylediğinde San Juan Despi ye gitcez, bir anten var satın alıcaz dediğinde, peki dedim itiraz etmedim. Barcelona da bir yarım günümüzün bir anten için harcanması pahasına. Siz tabi bize deli gözüyle bakabilirsiniz ama Emin o kadar mutlu ki, sevinçten kalbi pır pır ediyor hissediyorum. Zaten ne desem kabul ediyor. Yeter ki ben anteni almaya onunla birlikte gideyim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Neyse biz sabahın erken saatinde çıktık yola. Bindik trene tuttuk San Juan Despi nin yolunu. Şehrin merkezinden uzakta ama trenle de 20 dakika filan. Çok uzak değil. Emin dedim bu anten kaç metre, ne kadar ağır, yani taşıyabilecek miyiz trende metroda filan diye düşünüyorum. Emin dedi he kısa 1.4 metre kadar ağır değil, taşırız dedi. Sora sora biz bulduk San Juan Despi de antenciyi. Ve... 2.5 metre boyunda 20 kilo ağırlığında nurtopu gibi bir antenimiz oldu. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Üç gün nasıl geçti anlamadık. Uçaklarımızın saati neredeyse aynı. O easyjet ile Parise uçuyor, ben Berline. Gittik havalimanına, neyse ki uçağa giriş kapıları yanyana çıktı. Son dakikaya kadar beraberdik. Emin benden önce girdi uçağa. Körükten girene kadar sarıldım öptüm. Körükten kaybolunca boğazım düğümlendi, içim bir cız etti, yok dedim ağlama sakın. O sırada telefonum mesajınız var diye bağırmaya başladı, baktım Turkcell: İspanyaya hoşgeldiniz!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23425005-1972131311730631396?l=leipziggunlugum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/feeds/1972131311730631396/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/12/barcelona.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/1972131311730631396'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/1972131311730631396'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/12/barcelona.html' title='Barcelona'/><author><name>ebru</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/Syo9tuQiotI/AAAAAAAAAF4/7CVK37fCcYI/s72-c/DSC05783.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23425005.post-5825104093685417051</id><published>2009-12-11T15:25:00.015Z</published><updated>2009-12-15T22:54:44.304Z</updated><title type='text'>Granada</title><content type='html'>&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5415598586998454930" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 225px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/SygSOMgmepI/AAAAAAAAAFg/gX3gLxRVdOQ/s400/DSC05461.JPG" border="0" /&gt; &lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Alhambra&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;Guzel bir yolculuktu. Uyudum, disariyi seyrettim. Ilk gez sehir disinda Ispanya topraklarini goruyorum. Her yer ama her yer zeytin agaci. Baska hicbir sey yok. Acikcasi bana biraz renksiz ve corak geldi. Akdeniz iste, ne bekliyodum ki?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Oglen 2 de Granada da tren istasyonundan indim. Ben burayi koy filan zannediyordum, megersi bildigimiz sehirmis. Istasyonda turist information yoktu, ordaki gorevli bir kiza sordum. Otele nasil gidecegimi tarif etti. Neyse ki bulmam cok zor olmadi. Cunku Granada sokaklari gercekten cok karisik. Bulmus olmam mucize gibi. Zaten otele esyalarimi biraktiktan sonra bir dolasiyim, ertesi sabah erkenden Alhambraya biletim oldugu icin su Alhambra nin yerini iyice belleyeyim dedim, kendimi sehrin oteki yakasinda buldum. Yanlis yola sapmisim ve kayboldum. Ki navigasyonum cok kuvvetlidir ama burda sagim solum neresi sasirdim. Alhambranin girisini bulmam tam 1.5 saat surdu, halbuki otelin arkasindaki yoldan pit diye cikiliyormus, yokus oldugu icin 2o dakkada gidilirmis. Alhambraya minibus oldugunu da bu kesif sirasinda ogrenmis oldum.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ahambraya biletim sabah 8 de. Alhambranın içindeki ayrı bir bölüm olan Palacios Nazarines e girisim ise 9 da. Bileti satın alırken bu bölüme kaçta girmek istediğinizi söylüyorsunuz ve sadece o saatte giriş yapabiliyorsunuz, oncesinde ya da sonrasında değil. Bu yuzden sabah 7 ye uyandırma yazdırdım. 7.30 da çıksam yarım saatte yukarı yururum diye planladım. 8 de de kapılar açılıyor zaten.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sabah otelden ciktim, yürümeye başladım ki minibüs geçiyordu. Hemen atladım ve saat 7.35 gibi 5 dakkada yukarıdaydım. Hava daha karanlık. İki Koreli turist, birkaç temizlik görevlisi ve kediler dışında ortada kimseler yok. İn cin top oynuyor. Bu Koreli turistler dediler bana önce biz geldik, bak çantalarımızı koyduk. Koymuşlar bavullarını girişe, bekliyorlar. İyi dedim siz geldiniz iyi ettiniz. Sordular bana biletin var mı senin diye, evet var dedim. Vavv çok şanslısın dediler. Sonra biraz sohbet etmeye başladık. Granada dan sonra Cordoba, sonra Marakeş, sonra Mısır, en son da İstanbul yapacaklarmış. Ve bu turu bir haftadan az bir sürede bitirecekler. İyice kafayı yemişler yani. Zaten biri çıkardı bana ne gösterdi dersiniz, Akbil! Bununla dedi İstanbulda seyahat edicem. Aferin dedim, değil İstanbul Mısır da bile seyahat edersin sen onlan dedim içimden.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yarım saatten fazla bekledik. Normalde 8 de kapılar açılıyor. Ama gişeler değil. Çünkü İspanyollar bir rahat böyle, yayıla yayıla çalışıyorlar. Zaten 8 de buranın açılması mucize gibi bir şey bence. Ben bileti kredi kartıyla internetten aldığım için makinelerden bileti çıkaracakmışım, gişeyle işim yokmuş. İyi dedim, gittim makinelerin olduğu yere, kapalı. Döndüm kapalı burası dedim, iyi gişeden al dediler. Aldım gişeden, girecem artık içeri, bileti okumadı makine. Ben artık sabah erken kalkmış olmanın, ispanyolların rahatlıklarının ve Palacios Nazarines e vaktinde girememe ihtimalinin verdiği stresle hafiften söylenmeye başladım. Görevliler de "Tranquila guapa tranquila" (sakin ol güzelim) diye beni sakinleştiriyorlar akıllarınca. Söyleniyorum İspanyolca ama anlamsız filan konuşuyorum, tıkanıyorum. Neyse dedim kime ne anlatıyorum.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Elime bir harita verdiler. Alhambranın haritası. Ama hiçbir şey anlaşılmıyor. Küçücük ve karmakarışık. Neyin ne olduğu, nerde olduğu belli değil. Yollar net değil. Gidiyorum ama emin değilim. Bir kadına rastladım, yanlış yola girmişsin dedi. Haydaaa geri döndüm, buldum sonunda Palacios Nazarines yolunu. Yola tabela koymuşlar ama göremeyesiniz diye ters yöne koymuşlar. Yürümeye başladım, bir tabela; Palacios Nazarines e yürümek 20 dakika. İspanyol yürüyüşüyle sanırım, çünkü ben 5 dakikada vardım. Orda görevli kızlar var, nerden giriliyor diye sordum, söyledi bi şeyler anlamadım. Yarım saat vaktim var, bekliyim dedim. Yarım saat sonra tekrar aynı kıza sordum nerden giriliyor diye. Ee söyledim ya ne diye tekrar soruyorsun filan gibi bir şeyler söyledi. Bu sefer yine söylenmeye başladım, yine "Tranquila guapa tranquila". Onlar bana sakin ol dedikçe, bende şalter bir çıt atıyor.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Neyse sonunda vakitli girdim ve Alhambra da 5.5 saat dolaştım. Gerçekten de gez gez bitmiyor. Çok güzel her yeri. Öyle uzun uzun anlatmıycam. Fotoğraflara bakın. Tarihini de merak ediyorsanız bir wikipedi yapın artık. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5415598661506320098" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 225px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/SygSSiEqRuI/AAAAAAAAAFo/dZkIVBjItk0/s400/DSC05482.JPG" border="0" /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5415598324165726914" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 225px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/SygR-5YZUsI/AAAAAAAAAFI/SKLoitAysnc/s400/DSC05335.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5415598408741324226" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 225px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/SygSD0cyhcI/AAAAAAAAAFQ/gEXPfR_LJxg/s400/DSC05363.JPG" border="0" /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5415598501316853874" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 225px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/SygSJNUhAHI/AAAAAAAAAFY/Od23tXuwypw/s400/DSC05400.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Granada da toplamda 2.5 gün kaldım. Ama Granadaya 2.5 gün çok fazla. Hatta bence 1 gün bile fazla. Alhambra dışında bence hiçbir şey yok bu şehirde. Burayı görmek için, Koreli turistler gibi sabah erkenden gelip öğleden sonra ayrılabilirsiniz bile. Albayzin bölgesi var, burası güzel, otantik. Evler Bodrum evlerini andırıyor. Dörtgen şeklinde, ortalarında avlu var, bu evlere Carmen diyorlarmış. Hemen yukarısında Sacramento var, buralardaki mağaralarda da çingeneler yaşıyormuş, çaktırmadan dinlediğim turist rehberinin anlattıklarına göre. Alhambra dışında buraları gezebilirsiniz. Ama gece gitmeyin çok tekin değilmiş.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5415596455883311042" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 225px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/SygQSJfKB8I/AAAAAAAAAFA/OFil1RkORi4/s400/DSC05387.JPG" border="0" /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Albayzin&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bence Granada yazın hiç çekilmez. Kışın bile öğlen tüm kepenkler kapanıyor, herkes siestaya çekiliyor. Daha ben Granada da açık yer görmedim doğru düzgün. Size de bir rehavet çöküyor bu şehirde. Gidip de bir uyuyasınız geliyor. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bana 2.5 gün hiç geçmedi zaten. Tren istasyonuna 4 saat önceden gidip trenimi beklemeye başladım. Yolculuk Barcelonaya. Sevgilime :)))&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23425005-5825104093685417051?l=leipziggunlugum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/feeds/5825104093685417051/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/12/granada.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/5825104093685417051'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/5825104093685417051'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/12/granada.html' title='Granada'/><author><name>ebru</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/SygSOMgmepI/AAAAAAAAAFg/gX3gLxRVdOQ/s72-c/DSC05461.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23425005.post-1903549774711214711</id><published>2009-12-11T14:46:00.005Z</published><updated>2009-12-15T22:27:33.492Z</updated><title type='text'>Madrid...</title><content type='html'>&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5415591941726761586" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 225px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/SygMLY8XcnI/AAAAAAAAAEg/dwZWWNBftPA/s400/DSC05056.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine bir gece yolculugundan sonra trenden indim. Tren hic kalabalik degildi. Bu kez koltuklu vagondayim. Bardan dondukten sonra uyuyayim dedim, iki yasli dede ingilizce surekli konusuyorlar, ustelik benim yanimdaki koltukta oturuyorlar. Artik boyle sosyalizm filan agir konulara girdiler, sadece onlarin sesi duyuluyor vagonda, ya dedim biraz sessiz konusur musunuz, kulak tikacimla bile duyuyorum sizi. Pardon filan dediler ama devam ettiler. Yine dayanamadim, lutfen ya gidin barda konusun ya da konusmayin, gece treni bu diye cikistim. Artik sustular, hatta biri ortadan kayboldu, bir daha gormedim. Yine de cok rahat uyuyamadim. Cunku tren hem Portekiz hem de Ispanya sinirinda iki kez durdu, Ricardo nun dedigine gore evrak isleri varmis. Ben hareket eden bir arac durdugunda uyuyamiyorum. Bu huy da Emin ile seyahatlerimizden kaldi. O ne zaman uyumak icin arabayi kenara cekse ben uyaniyorum. Neyse sabahi ettim bir sekilde, erken saatte Madrid e vardim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine Madrid... Bavulumu hostele biraktim, sabah erken oldugu icin yatagi vermiyorlar. Sonra disari ciktim, Aygul ile bulustuk Sol de. O da benim gibi Ispanya seyahati yapiyor. Dedik Palacio Real e gidelim. Sanirim burasi kraliyet sarayi. Gittigim yerlere gidiyorum ama ne onceden bir arastirma ne okuma ne elimde rehber hic bi sey yok, oyle gidiyorum. Boyle daha hosuma gidiyor. Neyse merak ediyorsaniz bir wikipedia yapin artik. Bir gittik anaammm sarayin onunde bir kuyruk var ki sormayin. Kuyrugun sonunu zor bulduk. Madrid te kalacagimiz iki gun Ispanyada tatil. Dolayisiyla her yer kalabalik. Uzun kuyrugun sebebi bu. Ya biz resmi tatilde hadi bir Topkapi yapalim diyor muyuz?? Ispanyollarin isi gucu yok iste, kimbilir kac sefer gordukleri Kraliyet Sarayini tekrar goruyorlar. Ve onlarin sayesinde kuyrukta tam 3 saat bekliyoruz. Iceri girdigimizde sarayin kapanmasina 1.5 saat vardi. Kostura kostura gezdim resmen. Onemli yerleri gorduk, saray odalarini gorduk. Fotograf cekmek yasak ama biz yine de cekiyoruz :PP Yakalanmadik ama yakalanirsak da aaa yasak miydi hay allah diyip salak turist ayagina yaticaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Palacio Real den sonra karnimiz cok acikti ve tekrar Sol e ciktik. Sol ana baba gunu. Yani Beyoglu nu bile bu kadar kalabalik gormedim hayatimda. Adim atilacak yer yok. Millet coluk cocuk gencler yaslilar herkes aksam gezmesinde. Yiyecek bir sey de bulamadik kendimizi Mc Donalds a attik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet Mc Donalds! Ispanyaya gittin de bir ispanyol yemegi yiyemeden dondun mu salak misin diyebilirsiniz. Ama soylemislerdi de inanmamistim bu Ispanyol mutfaginda hicbir sey yok. Cesit cesit salamlar var, sandvic ekmeklerinin icinde onu yiyorlar, sanirim bulgur ve deniz urunleriyle yapilan paella lari var, tortilla de patato (yumurtali patates) bu kadar iste. Ispanyol arkadaslardan biri kalamar sandvic ye demisti, herhalde dedim ozel bir sey bu. Bildigimiz kizarmis kalamari ekmek icinde veriyorlar. Bir de unlu tapas lar var. Bu da bildigimiz meze. Bizde krali var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yemekten sonra kendimi hostele zor attim. Cok yoruldum gercekten. Gece yine cok iyi uyuyamadim. Cok guzel insanlarla tanisiyorsunuz da hostelin en kotu yani odaya surekli insanlar girip cikiyor. Gece gezmesinden gelen kizlar beni gecenin cesitli saatlerinde uyandirdilar boylece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gun kalktim, Madrid teki onemli yerleri dolasacagim. Bayagi bir gezdim. Neredeyse tum Madrid i bir bastan bir basa yurudum. Oyle buyuk bir sehir degil, turistik yerleri bir gunde bitiyor. Ogleden sonra bir baktim Prado muzesindeyim. Ucretsiz giris saatine daha uc saat var, 8 euro verip girsem mi yoksa beklesem mi diye tereddutteyken Aygul Thyseen muzesinden cikti, beklemeden birlikte girmeye karar verdik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prado muzesi gez gez bitmiyor. Hele su Isa tasvirleri artik icimi baydi. Thyseen de de bir suru vardi, burada da var. Isa dogdu, Isa oldu, Isa Meryemle bir suru birbirinin ayni tablolar. Sikintidan patliycaktim. Bir daha hayatim boyunca Isa gormek istemiyorum. Iyi ki yasakmis Islamda resim yapmak. Bir de Muhammed tablolari cekemezdim. Sonunu zor getirdim Prado nun. Oyle tablolar onunde fazla oyalanmadan tam 3.5 saatte bitirdik muzeyi. Goya ve Velazquez fena degildi. Bir daha omru billah muze gezmem herhalde. Zaten 19. yuzyilin sonlari. 20. yuzyil tablolari filan yeter bana, oncesini almiyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5415592034677410338" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 225px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/SygMQzNhyiI/AAAAAAAAAEo/M1h-EYvU45M/s400/DSC05072.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5415592220352888146" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 225px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/SygMbm6AvVI/AAAAAAAAAE4/ytDpWWCrOhw/s400/DSC05098.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gun sabah cok erken kalktim. Saat 7 de. Hem saati kurdum hem de Emin in uyandirma servisinden yararlandim. Saat daha yedi ve Madrid te hava hala karanlik. Cikip tren istasyonuna yuriycem ama korkuyorum. Zaten hostelden bir ciktim, ara sokak burasi, onumde kafasi duman bir cocuk kizin tekini takip ediyor. Adimlarimi yavaslattim iyice beni gormesin diye. Kiz neyse kendini bir apartmana atti ama sictim kesin bana saracak dedim. Son hizla yuruyerek kendimi ana caddeye attim ama hava hala karanlik. 8.30 da anca aydinlandi. Trenim 9 da. Granada ya...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5415591833124025442" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 225px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/SygMFEXdNGI/AAAAAAAAAEY/Fw1wGKA_JGI/s400/DSC05048.JPG" border="0" /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5415592132513350242" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 225px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/SygMWfrbwmI/AAAAAAAAAEw/XvBqDwn7ev8/s400/DSC05076.JPG" border="0" /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23425005-1903549774711214711?l=leipziggunlugum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/feeds/1903549774711214711/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/12/madrid.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/1903549774711214711'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/1903549774711214711'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/12/madrid.html' title='Madrid...'/><author><name>ebru</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/SygMLY8XcnI/AAAAAAAAAEg/dwZWWNBftPA/s72-c/DSC05056.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23425005.post-8570351878304625531</id><published>2009-12-06T18:04:00.017Z</published><updated>2009-12-10T18:01:17.012Z</updated><title type='text'>Ben bu sehre asik oldum</title><content type='html'>Lizbon...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/Sx_kSLP-PII/AAAAAAAAAEA/aN_ImZT32vg/s1600-h/DSC04468.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5413296278031187074" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 225px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/Sx_kSLP-PII/AAAAAAAAAEA/aN_ImZT32vg/s400/DSC04468.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;Ben Almanca kurslarinda sinifin yan tarafinda duran Avrupa haritasindan gozumu ayiramiyorum. Ispanya planimi yaparken Madrid te tam 6 gunum var, napcam 6 gun orda diye kara kara dusunuyordum, iste bir Almanca kursunda gozume Madrid in yanibasindaki Lizbon takildi. Gitsem mi gitmesem mi derken Renfe den gidis donus biletlerimi aliverdim, hostel rezervasyonumu yapiverdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cok erken saatte trenden Lizbon istasyonuna indim. Gece fena uyumadim ama yine de cok yorgunum. Sirt cantam o kadar agir geliyor ki. Sabahin korunde kahvalti etmeliyim, nereye gidecegimi napacagimi bilemedim. Cantayla cok fazla yurumeme imkan yok cunku. Tren istasyonunun karsinda bir kafe vardi, guc bela ne istedigimi anlattim, sosisli bir milfoyle bir bitki cayi ictim. Hostele çek in saat 14.00 de. O saate kadar ne yaparim diye kara kara dusundum. Sonunda dedim en iyisi hostele gideyim, en azindan cantami birakip gezebilirim. Hostelin adresini bulamadim haritada. Tren istasyonuna donup Turist Information a isaretlettim. Yuruyerek fazla surmez dedim, yollari sasirmasam cok daha kisa bile surerdi. Sonunda vardim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lisbon Lounge Hostel. Buraya rezervasyon yapmak konusunda en ufak bir tereddut yasamadim. Internet sitesi cok etkileyiciydi, ortam da dedim kesin superdir. Bir hostelin boyle olabilecegini hayal edemezsiniz. Genelde yatarsiniz, kahvalti edersiniz, ya da ne bileyim sosyallesme alani varsa insanlarla tanisirsiniz. Yataklar cok ucuz oldugu icin cok beklentiniz de olmaz. Ama burasi gercekten cok guzeldi. Bir kere cok sicak karsilandim, cok erken saatte giris yapmama ragmen dus aldim, havlu verdiler (ki genelde hostellerde ucretlidir), kahvalti ikram ettiler. Resepsiyondaki cocuk saat 1100 de ucretsiz tur olacagini soyledi. Super dedim dus alip ikinci bir kahvalti etmek icin bir bucuk saatim var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra tur rehberimiz Vanessa geldi. Bayagi kalabaligiz, yirmi kisi kadar. Cogu Amerikali. Birkac Alman, Italyan ve Brezilyali. Vanessa ile tramvaya bindik. Bizim Beyoglundaki nostaljik tramvaylardan. Eski sehrin (Alfama) bu tarafta bu tramvaylar calisiyor. Aslinda gidecegimiz yer cok uzak degil ama sehir hep yokus oldugu icin yurumenize pek imkan yok. Vanessa tramvayla bizi sehri gorebilecegimiz bir tepe noktaya cikardi, daha sonra yine tepe bir noktada bulunan Castelo de Sao Jorge (Sao Jorge kalesi) ne goturdu, son olarak Se Katedralini gorduk. Ogle yemegini, restoranlarin oldugu aksam canli Fado soylenen bolgede kuçuk bir restoranda yedik. Ben, Sangria esliginde "Bacalhav a Braz" (ben buna abraj diyeyim) yedim. Ilk basta kulaga tuhaf geliyor ama bu yemek balik, patates ve yumurta ile yapiliyor. Ve gercekten muhtesemdi, tek kelimeyle harikaydi. Internetten tarifini buldum, yaparim artik ;) Sonra sarap tadimina goturdu Vanessa bizi. Porto sarabi deneyecegiz. Trende ictigimle ayni. Porto/Oporto Portekiz in kuzeyinde bulunan bir sehir, sarap da burada uretiliyor. Bu sarap daha cok yemekten sonra tatli niyetine iciliyor. Daha once de dedigim gibi icimi cok guzel. 5 euroya bir sise alabileceginiz gibi 600 euroya da siseler var. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5413296069477957426" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 225px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/Sx_kGCVAfzI/AAAAAAAAAD4/tgMb5jdAJL4/s400/DSC04425.JPG" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;abraj&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Ogleden sonra hostele donduk. Hostelde aksam yemegi de yapiliyor. 8 euroya çorba, yemek, salata, tatli ve sarap aliyorsunuz. Onceden rezervasyon yaptiriyorsunuz. Aksam yemeklerinin en guzel yani diger insanlarla tanisiyorsunuz. Yemekten sonraki program ise barlarin oldugu Barrio Alto. Iki Amerikali arkadas Arpen ve Jen, Italyan Michele, Brezilyali Pedro ve Alman Tania hep birlikte Barrio Alto turu yaptik. Burasi bana Bodrum u ya da ne bileyim Beyoglu nun arka sokaklarini hatirlatti. Millet ellerinde ickileriyle sokakta, barlar iceride durulamayacak kadar kucuk ve dolayisiyla cok sicak. Yer yer kucuk tavernalar ve restoranlar da bu sokaklarda. Biz de Mojito almak icin bir bara girdik. Alman usulune cok alistim tabi eurolari saymaya calisirken Michele napiyorsun sen filan diye kizdi bana, erkekler varken kizlar odemez dedi. Valla Michele bizde de ayni ama uc aydir Almanyada yasiyorum, anla halimi dedim. :)) Mojitolarimizla sokaklarda dolasmaya basladik, dans edilecek bir yer ariyoruz. Canli muzik calinan bir yer bulduk ama burasi da cok sicak ve cok kalabalik. Biz de hemen onunde takildik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Barrio Alto da yaniniza zenciler yaklasir de bir seyler fisildarlarsa anlayin ki marihuanna satmaya calisiyorlar. Ama temkinliyiz, sabah Vanessa bizi uyarmisti genelde marihuanna yerine cay satarlarmis. Ot yerine minik bir torba bitki cayina 30 euro vermeyin yani. ;))&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra gece bitmedi tabi dedik Lux diye cok unlu bir kulup var oraya gidelim. Burasi boyle kapisinda kuyruk olan, istemezlerse sizi sokmayabilecekleri bir yer. Hayatimda dogru duzgun Reina Layla Sofia gormemis biri olarak, hadi dedim bir seferlik gideyim, gruba da uyuyim killik yapmiyim. Giris 12 euro, birer euroluk 12 tane bilet veriyorlar. Tabi ickiler cok pahali oldugu icin ancak bir tane alabiliyorsunuz. Tabi bu arada ben ictigim mojitolarin sayisini unuttum, burda da mojito istedim. Barmenler, muhtemelen hepsi gay, ve cok yakisiklilar. Muzik kulup muzigi ve bence hic iyi calmiyorlardi. Her tipten insan var iceride, playboy tipler de, bizim gibi meraklilar da. Ortam bir acayip, neon isiklar, dev boyutta uyku kanepeleri vs. Neyse ben burdan hic hoslanmadim, zaten aradan cok zaman gecmeden bizim gruptaki bir arkadasi korumaya calisirken az kalsin bodyguarlar tarafindan disariya atiliyorduk, basta ben! Bir de ustune barmen cocuktan azar isittim. Boyle bir muameleyi Istanbulda gormus olsaydim herhalde herkesi haslamistim. Cok kalmadik neyse ki, ama yolunuz Lizbona duserse gitmeyin, paranizla da rezil olmayin derim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ikinci gun Michaele ve Tania ile Belem e gittik. Belém Kulesine ciktik ve Padrão dos Descobrimentos (Keşifler Anıtı) orda fotograf cektik. Ama hava cok bulutlu, sahil kenari oldugu icin ruzgarli ve yer yer yagmus atistiriyor. Kuleye ogrencilere giris ucretsiz. Ama merdivenler cok dar, koordinasyon da olmadigi icin yukaridan inenler, asagidan cikanlar trafik cok sikisiyor. Biz gittigimizde bile kalabalikti, turistik zamanlarda nasildir kimbilir. Yorulduk ama Belem de modern sanatlar muzesi var, orayi gezelim dedik. Giris ucretsiz ama ben bu modern sanat denen seyden anlamiyorum sanirim, vakit kaybi. Sadece unlu fado divasi Amelia Rodriguez in sergisi vardi ve cok iyiydi, keske kendisini daha once dinlemis olsaydim dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5413296675710742738" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 225px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/Sx_kpUuKsNI/AAAAAAAAAEQ/DoAW721bW2Y/s400/DSC04563.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Belem Kulesi&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5413296479372688626" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 225px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/Sx_kd5ThvPI/AAAAAAAAAEI/zKjZJhEi2JU/s400/DSC04544.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Kesifler Aniti&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Biz Michele ile yorulduk ve Tania yi muzede birakip hostele donmeye karar verdik. Karnimiz acikti, otobus duraginin tam karsisinda bir pastane vardi. Lizbon un unlu tatlisi Pastel de Nata dan alayim dedim ama o kadar kalabalik ki. Michele ile kuyrugu gorunce vazgectik. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Aksam hostelde Ispanyol kizlarla tanistim. Hostelin en guzel tarafi bu iste. Yeni insanlarla, sizin gibi gezginlerle tanisiyorsunuz, otelde boyle bir seye imkan yok. Kizlar yarin akvaryuma gideceklerini soylediler, iyi dedim ben de geleyim. Ya bu arada kizlarla sohbet ederken cok komik bir sey oldu. Birinin kedisinin ismi Ebruymus, Turkiye gezisi sirasinda bu ismi cok begenmis. Karsilikli dumur olduk tabi.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ertesi gun akvaryuma gittik. Burasi o kadar guzel ki bayildim. Dalista gormedigim bir suru balik gordum. Gunlerden Pazar oldugu icin cok kalabalikti tabi, coluk cocuk herkes burdaydi. Ama yine de degdi. Hayatim boyunca boyle baliklari goremem. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hostele donduk. Gitme vaktim yaklasti. Stres oldum tabi, aksam yemegine kalmadan tren istasyonuna bir bucuk saat onceden vardim. Bu tuhaf huyu da Emin bulastirdi. Kendisi her yere iki uc saat onceden gittigi icin ben de artik gidiyorum. Halbuki otur ye yemegini, atla metroya git dimi 5 dakkada. Zaten tren menusunu de fena sallamisim, cok pahaliymis.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tekrak gorusmek uzere Lizbon diye uzulerek ayrildim. Daha her yerini bile gezemedim. Buraya kesilikle bir haftaligina gelmelisiniz. Ve yine Lounge da kalirim herhalde. Otel de dahil olmak uzere hayatimda hic bu kadar keyifli bir konaklama yapmadim.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu kez koltuklu vagondayim ama idare ederim, rahat cunku. Trende de neredeyse kimse yok, her yer bos. Yine bir Porto icmek icin Ricardoya ugradim. Biraz sohbet ettik, Ricardo dan Portekizlilerin ickisi Caipirinha ve Caipiroshka nin tarifini aldim. Ya bi de dedim su abraj nasil yapiliyor, buldum tarifini de sen daha iyi bilirsin dedim. Anlatti. Hazir Ricardo yu yakalamisken, peki Ricardo dedim su Pastel de Nata nin tarifini de versene gozunu seveyim dedim. Ricardo dedi ki o bir sirdir. Hahah Lizbon da tum pastanelerde bu tatlidan var Ricardo, iki kisinin bildigi sir degildir diye guldum :P Hayir dedi, onlar gercegini yapmiyorlar. Peki gercegi nerde diye sordum. Belem´de dedi. O sirada ahhhh oldum. Bir onceki gun Michele ile onunde cok kuyruk var diye girmedigimiz pastene!!! Lanet olsun!! Gercegini yiyemeden ayriliyorum Lizbondan. Ricardo dedim bana bir Porto daha!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5413294421514397682" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 280px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/Sx_imHL4J_I/AAAAAAAAADw/Tm8XFj9FwG8/s400/pastel.png" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Bol bol yedim, gerceginden degil tabi :(&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23425005-8570351878304625531?l=leipziggunlugum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/feeds/8570351878304625531/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/12/ben-bu-sehre-asik-oldum.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/8570351878304625531'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/8570351878304625531'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/12/ben-bu-sehre-asik-oldum.html' title='Ben bu sehre asik oldum'/><author><name>ebru</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/Sx_kSLP-PII/AAAAAAAAAEA/aN_ImZT32vg/s72-c/DSC04468.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23425005.post-6777661007861354931</id><published>2009-12-04T18:43:00.017Z</published><updated>2009-12-05T16:14:11.882Z</updated><title type='text'>Yolculuk basliyor...</title><content type='html'>Yolculugum ilk Berlinden basliyor. Ucagim sabah saat 8 de oldugu icin bir gece onceden Berlin havalimanina gittim. Çunku sabah 6 da orda olmam gerekse, en az 5te Berline varmam gerekir ve o saatte Leipzig den Berline tren yok. Biraz sacma tren saatleri. Neyse dedim git onceden havalimaninda kalirsin. Ama bu konuda tereddutteyim cunku Avrupada her havalimaninda oyle gecelemenize izin vermeyebiliyorlar. Bir de kime soylediysem havalimaninda geceleyecegimi herkes bir yuzunu burusturuyor eksitiyor filan. Ya diyorum nesi var havalimanlari sehrin en guvenli yerleridir hatta. Tamam rahatsiz oldugunu kabul ediyorum ama baska da bir alternatif yok. Her ihtimale karsi limana yakin otel vslerin telefonunu adresini aldim koyuldum yola. &lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Iyi ki de erkenden gitmisim. cunku aksam 23oo te Berlin Hauptbahnhofa indim, Schonefeld e gitmek buldusu, indisi, bindisi bir buçuk saat surdu. Bir de daha once sordum havalimanina nasil gidecegimi. Monja nin bir arkadasi var Hauptbahnhoftan Ostbahnhofa gideceksin ordan S9 a bineceksin diye yazdi bana. Iyi dedim, hauptbahnhofta bir de Turk kebapci gordum onlara da sordum. Ama adamin Turkcesini anlamak Almancayi anlamaktan daha zor. O da dedi Ostbahnhofa gideceksin ordan S9a bineceksin. S bahn bileti alirken Alman bir kiz yardim etti, o da ayni seyi dedi. S Bahn haritasina bakiyorum, havalimanina giden S9 Ostbahnhofla kesismiyor, Ostkreuz da inmem gerekiyor. Kiza tekrar sordum Ostkreuz da mi incem yoksa diye, yok dedi Ostbahnhofta ineceksin. Simdi niye uzun uzadiya anlatiyorum bu salak olayi. Cunku ucu de yanildi, Ostbahnhofta indim, gorevliye sordum ve haritadan okudugum gibi Ostkreuza gitmemi soyledi. Neyse ki iki durak otedeydi. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Berlin havalimani nasil kuçuk nasil kuçuk. Ya bizdeki havalimanlari var ya sadece Istanbul degil Turkiyedeki diger havalimanlari da Avrupadaki bircok havalimanina bes basar. Beceriyor bizimkiler bazi isleri! Sonra bir kafe gordum, cok rahat koltuklari var, millet yayilmis. Iki ucak vardi Istanbula havalanan o saatte, etraf Turk doluydu. Neyse gittiler de koltuklar bana kaldi. Sonra karsima iki 75lik Alman teyze geldi. Bunlarin ucagi da sabahmis, Antalyaya gidiyorlarmis, birlikte bekliycez artik. Sonra merak ettim Antalya da napacaklarini bana acentenin verdigi kagidi gosterdiler. Anam o ne dedim. Bizim Turkiye haritasinin guney ve bati kismi bir kuculmus bir kuculmus sanirsin Antalya Izmir arasi bir saat. Ilk gun Antalya dan Aksu ya ordan tarihi bir yere gidiyorlarmis, ikinci gun Kusadasina gidiliyormus, yolda Afrodisias mi ne orasi gorulecekmis. Kusadasindan sonra Efes ve Denizli yi gorup Antalyaya geri donecekler. Tur boyunca her gece bir yerde kalicaklar. Teyze bana sordu Antalya Kusadasi kas saat. Dedim 10 saat!! Kadini kalpten goturecektim ya. Gozleri faltasi gibi acildi, ben yasliyim nasil giderim filan dedi. Bunlar bir telaslandi. Bana surekli soru soruyorlar iste otobusler rahat midir vs. diye. Demiyorum tabi artik ne kadar verdilerse 8 gunluk tura, 100 euro mu 200 euro mu ne bekliyorsunuz ki demedim. Cok eglenceli yaparsiniz filan diye gazladim bunlari. Sabah da Emin uyandirmak icin aradi, ona sordum Antalya Kusadasini, dedi 5 saat! Ya nasil salladiysam artik. Ama bu aradaki tarihi sehri de gezecekler filan indisi bindisi edecek bence 10 saat. Neyse cok rahatsiz uyuduk koltuklarda hep birlikte. Sabah da ucakta bir uyumusum bir uyumusum, gozumu Madrid te actim. Easyjet ile uctum bu arada, fena degildi. Sadece calisanlar grevde olduklari icin 30 dakika filan gec kalkti.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Madride indim, tourist infirmation i buldum, metro haritasi, harita ne verdilerse aldim. Metroya binip sehre indim. Aksam 22 de Lizbona trenim var. Vaktimi muzede gecirmeyi planliyorum. Madrid te uc onemli muze var. Baktim bana verdikleri brosurde iki muze haftanin belirli saatleri ucretsiz. Ikisini donuste ucretsiz saatlerde gezerim, en iyisi Tyhssen Bornemisza ya gideyim. Metrodan Sol de indim, tam metrodan cikarken bir baktim aa Sisli ye gelmisim. Yani o kadar benziyor ki mimarisi, tarifigi, kalabaligi, dukkanlari. Hava cok guzel, muzeye gitmeden etrafi bir gezeyim dedim. Gezerken bir baktim Nisantasi. Sokaklar o kadar cok bizdekilere benziyor ki. Beyoglunda yururken hani yillarin eskitemedigi tuhafiyeciler, pastaneler dunyaca unlu markalarin arasinda kalmistir ya, hatta nasil bunca yildir ayakta duruyor diye sasirirsiniz, iste burda da o dukkanlar her yerde, Zara, Berska ve alisveris merkezi El Corte Ingles gibi devlerin arasinda. Sokaklarda bizdeki gibi basit ama ucuz oyuncak satan isportacilar, goya Afrika mali satan zenciler, Istanbulda Beyoglunda kimi gorurseniz burada da var. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5411782873233130018" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 225px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/SxqD2bCagiI/AAAAAAAAADQ/jamFsyzoSnw/s400/DSC04257.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Tysseen i gezdim, acikcasi cok etkilendigimi soyleyemeyecegim. Birkac Degas ve Kandinski gormek iyi oldu. Sonra muzeden ciktim, tekrar Sol e yurudum. Sol civil civil olmus, sabah Sisli iken aksam Taksime donusmus. Etrafi gezdim, kahve ictim, alisveris yaptim, bir seyler yedim. Trene cok gec kalmayayim diye erkenden istasyona gittim. Yatakli trenle Lizbona gidecegim, geceyi yolda gecirecegim.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5411783078764355730" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 225px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/SxqECYs4IJI/AAAAAAAAADY/fGOfHTiCk3w/s400/DSC04268.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5411783257717773442" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 225px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/SxqEMzWslII/AAAAAAAAADg/1asmlX_OUjM/s400/DSC04276.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bileti Renfe nin internet sitesinden almistim. Cok erken aldigim icin oldukca ucuza geldi. Ama trenleri Deutsche Bahn in trenleri kadar rahat degil. Daha cok bizim trenlere benziyor. Yatakli vagonlarda altli ustlu dort yatak var. Dedim inanilmaz yorgunum, varir varmaz kesin uyurum. Ama uyumak mumkun olmadi bir turlu. Sonra gideyim su restoran bar bolumunu kolacan edeyim dedim. Barda birkac kisi oturuyor, bir seyler iceyim diye ben de oturdum. Menu oldukca guzel ve fiyatlar cok uygun. Merkezde yedigim salataya pisman oldum. Menude Vino Oporto diye bir sarap vardi. Barmenimiz Ricardo ya dedim, valla yakaliginda yaziyordu sormadim :P, bu nasil bir seydir diye. Ricardo beni uyardi, Portekiz sarabidir, sarap gibi degildir, bir dene dedi. Boyle tatli mi tatli bir sarap, ilk icince cok garipsiyorsunuz, ama gerisi oyle guzel geliyor ki. Sarabimi aldim, o sirada mutfagi izledim, neler yapiyorlar diye. Portekizli Ricardo kendisine Ispanyollarin unlu yemegi tortilla de patato }patatesli omlet} yapiyordu, sonra baktim patatesleri de biletci cocuk kesiyor, guldum. Sonra Ricardo ile sohbet ettik tortilla nin nasil yapildigi konusunda. Biz patatesli yumurta yaparken hafif yagda kizartiriz ya patatesleri, Ricardo hasliyor. Oyle birkac saat gecirdim orda, bir kadeh daha Oporto istedim ama Ricardo kalmadi dedi, sisenin birinin dibinde kalan iki yudumu da bana ikram ettikten sonra sarap veriyim, daha iyi uyursun dedi. Yok dedim Ricardo oluyorum uykusuzluktan bir de sarap icersem nolurum dedim. Ben yatmaya gidiyorum Ricardo dedim. Ricardo alt dudagini hafif asagi bukerek yuzunu burusturdu, gitme der gibi bakti bana. Ya dedim Ricardo, valla Madride donuste bak yine beraberiz, bu sefer soz yemegi de burda yiycem, bol bol sarap icicem, zaten donus biletim yatakli degil, artik takilirim burda dedim. Demedim tabi ya; ne diycem elin adamina :DD&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5411783725624306082" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 225px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/SxqEoCcTqaI/AAAAAAAAADo/6jjM62jXXiU/s400/DSC04295.JPG" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23425005-6777661007861354931?l=leipziggunlugum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/feeds/6777661007861354931/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/12/berlin-madrid-lizbon.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/6777661007861354931'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/6777661007861354931'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/12/berlin-madrid-lizbon.html' title='Yolculuk basliyor...'/><author><name>ebru</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/SxqD2bCagiI/AAAAAAAAADQ/jamFsyzoSnw/s72-c/DSC04257.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23425005.post-8938548351848517945</id><published>2009-12-04T10:13:00.003Z</published><updated>2009-12-04T11:01:43.195Z</updated><title type='text'>Seyahatte...</title><content type='html'>Ilk yurt disi seyahatimi Cek Cumhuriyetine yapmistim. THY de calisirken yurt disi gecelemelerimi saymiyorum. Havalimanindan alinip otele birakiliyorsunuz, sadece uyuyacak kadar vaktiniz oluyor. Iste bu Cekya ya da kamp icin gitmistim. Gencturla kampimi ayarladim. (ya bu arada Genc Tur ile tanismam da ayri bir hikayedir) Ucak bileti, davet mektubum, ayrintilarin yazildigi kamp liderinden gelen mektup vs. tuttum Cekyanin yolunu. Prag havalimanina indim oglen 3 muydu 5 miydi hatirlamiyorum. Elimdeki tarife gore metroyu bulup otobus duragina gidicem oradan da Libechov otobuslerine binicem. Metroyu bulmam bile cok kolay olmadi. Zaten insanlar Ingilizce konusmuyorlar, pek yardimci olamiyorlar. Neyse guc bela buldum, bu sefer hangi durakta inecegim sorunu var. Fark ettim ki elimdeki tarif yeterince acik ve net degil. Tabi beni aldi bir telas, hava da kararir simdi ya bulamazsam nerede kalirim gece gece, ya basima bir sey gelirse filan diye her zamanki gibi kendi kendimin moralini bir guzel bozdum. O moral bozukluguyla bir telefon kulubesi bulup, oradaki organizasyonu aradim, telesekretere "ya ne bicim tarif vermissiniz, bir yeri bulamiyorum booo" diye agladim. Baktim telesekretere aglamanin bir faydasi yok mecburen bulucam bu lanet olasi duragi. Neyse sonunda buldum ama simdi kac tane otobus var, hangisi acaba, tarifeleri okumak bir mesele. Insanlara soruyorum, diyorum nerde bu Libechov duragi, Turkce aksanla Libechov dedigim icin kimse bir sey anlamiyor. Tarifelere tek tek baktim, birkac otobus soforune sordum, sonunda buldum. ohh be. Tabi oraya gidene kadar bir saat yolda ya yanlis bindiysem diye supheye dusmedim de degil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ikinci yurt disi seyahatim bu sefer Almanyaya oldu. Taktim mutlaka bu Ren nehri kiyisindaki kasabalari gorucem. Frankfurta yakin bir kasabada, Lambsheim da bir kamp ayarladim. Kamp uc hafta suruyor, sonra 5 gun filan bu kenar kiyidaki kasabalarda geciricem sonra da hazir Avrupaya gelmisken Frankfurt tan Paris e gidicem. 8 gun de orada kalicam. Lamsheim da tanistigim Berlin li bir kiz bize gel 5 gun diyince iyi peki dedim. Onunla birlikta Lambsheim dan Berlin e gittim. Ama sanki hep boyle yukmusum gibi hissettim, o yuzden Berlin bende cok guzel duygular uyandirmaz. Neyse 5 gun guc bela bitti, kiz beni gondermek icin sabirsizlaniyor, hissettim, bindirdi beni trene Frankfurt a yolladi. Ucagim sabah erken saatte oldugu icin havalimanina bir gun onceden gidiyorum, orada geceliycem. Yolda giderken kizil kisa sacli bir kizla tanistim, tanismak da degil de butun yolculuk boyunca birbirimize baktik oylu gulumseyerek, sonra bu inmeye yakin konustuk. Iki kelime ettikten sonra ya senin cok vaktin var, bize gel dus alirsin bir seyler yersin sonra ben seni tekrar birakirim tren istasyonuna dedi. Ben de peki dedim, onunla birlikte Marburg da indim. Artik hangi akla hizmet ettiysem bilmiyorum su anda, indim iste oyle, ne tren saati bilirim, ne dogru duzgun Almanca konusabilirim, indim oyle. Neyse ki iyi bir kizdi, agirladi beni. Sonra trene birakti tekrar, Frankfurt havalimanina gece vardim. Cantami vs.mi kendime baglayip, calar saatimi de kurup bir rahatsiz uyudum sabaha kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Paris maceram da ayri bir hikaye. Havalimanindan indim, otobuse bindim megersi havalimani icinde dolasan bir otobuse binmisim, oyle dolaniyorum. Sonunda metroyu buldum, hostele gidicem. Rezervasyon yaptirdigim hostele gitmeden once birkac daha iyi olma ihtimali olan hostele baktim. Yer bulamayinca mecburen kendi hostelimi buldum. Ama elimde harita bir o yone bir bu yone donerken, "Fransizlar hic Ingilizce konusmaz" onyargilarina inat birkac kisi bana yardim etme teklifinde bulundu, Ingilizce! Neyse sonunda hostelimi de buldum, girdim, yatagima yattim, annemi ozledim ben booo diye agladim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Paris te 8 gun kaldim. Ne isim vardi sekiz gun orada hic bilmiyorum. Yalniz basima pek eglenceli oldugunu da soyleyemeyecegim. Tum sehri yuruyerek dolastim, metronun fiyati bizim otobusun 10 katiydi, nasil biniyim. Yemek sandvic filan bile cok pahali. Marketten ton baligi baget filan alip idare ettim. O koca sehrin tamamini yuruyerek dolasarak ve dogru duzgun bir sey bogazimdan gecmeden 8 gunde 3 kilo verdim. Ya isin komik tarafi 8 gun boyunca ben nasil oldu da Sanzeliye rastlamadim onu hic bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de Turkiye icinde bir baska seyahatim var. Yine bir kamp sonrasi, bu sefer Yozgat, dedim ben Akdeniz Ege dolasacagim. Kendimi Fethiye ye attim, birkac gun orda kaldim. Sonra Bodruma gittim. Uc deli oglanin (Zilan, Serdar ve adini hatirlamadigim bir baska arkadas) odasinda kacak kaldim. Ben yatakta yatiyim diye biri balkonda yatti. (Yoksa sicak diye miydi :D)Birlikte gecirdigimiz birkac gunu hayatim boyunca unutamam herhalde. Sabahlara kadar eglendikten sonra ben bunlari hadi kalkin diye uyandiriyorum diye, bir gun boyunca ben yokmusum gibi davrandilar, tek kelime etmediler. Yalvar yakar oldum o gun onlara. Beni hakem yapmaya calistiklari komik yarismayi hayatim boyunca unutamam :) Sonra Bodrum dan Fethiye de tanistigim bir cocukla Ayvalika gittik. Gecenin bir yarisi otobus bizi bir yerde birakti, Ayvalik a girmedi. Kus ucmaz kervan gecmez. E dedik mecburen yuruycez, o karanlikta yurumeye basladik, neyse ki bir araba durdu da bizi bir pansiyona atti. Durmasaydi en az 2 saat yolumuz vardi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Simdi bakiyorum da ne cilginmisim, ne guzelmisim, ne inceymisim, ne eglenceliymis hayat. O zamanlar ne nerede oldumuzu sokak sokak gorebildigimiz google map ler vardi, onu birak dogru duzgun internet bile yoktu, ne cep telefonu vardi, ne dogru duzgun yabanci dil vardi, ne param pulum vardi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Simdi o kadar zor geliyor ki Eminsiz ve icine 10 dalis tupu, uc kova malzeme sirdirdigimiz Kangoomuz olmadan bir yere gitmek. Ama dedim, madem buralara geldin, oturma iznini aldin, ee gezmeden olmaz, kufur ederler adama, salak derler diye korktum ve yine seyahate ciktim. Yine yalniz. Sadece bir sirt cantam eslik ediyor bana. Nerde miyim? Lizbon... :))&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23425005-8938548351848517945?l=leipziggunlugum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/feeds/8938548351848517945/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/12/seyahatte.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/8938548351848517945'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/8938548351848517945'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/12/seyahatte.html' title='Seyahatte...'/><author><name>ebru</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23425005.post-1044812280597831820</id><published>2009-11-28T12:55:00.009Z</published><updated>2009-11-28T14:05:57.401Z</updated><title type='text'>Yemekteyiz</title><content type='html'>Burada yapmaktan en çok keyif aldığım şeylerden biri de yemek yapmak. Ama öyle kendim yapayım, kendi yiyeyim sevmiyorum. Mutlaka paylaşmalıyım. Mutfağımızın ne kadar zengin olduğunu göstermeliyim. İnsanlar parmaklarını yemeliler. Çok iyi yemek yaptığımından değil de, bizim mutfakta neye soğan, salça, baharat koyarsanız oluyor size Türk yemeği. Çok ayrı bir şey yapmaya gerek kalmıyor bazen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne zaman yurt dışına çıksam da mutlaka yaparım. Almanya'da ve Çek Cumhuriyeti'nde kamp yaparken de yapmıştım yine böyle. Ama gerçekten çok komikti. Niyeyse hep zor şeyleri yapmayı seçiyorum. Almanya'da börek yapmıştım. Yufkayı nerden bulduğumu hiç hatırlamıyorum ama kamp yaptığımız yerde çalışan bir Türk vardı, ona sormuştum kıyma nereden alırım diye. Gel ben seni götüriyim, bunlar domuz yerler sana helal et alalım demişti. Ben de o kadar domuzum ki, yok ben domuz kıymasından da yaparım demiştim. Adam dumura uğramıştı, bir daha da yanıma yaklaşmadı. Ama becerdim ve böreği yaptım. Sonra Çek Cumhuriyeti'nde de çiğ börek yapmıştım. Ay o hamuru tek tek aç, tava da yok, tencerenin içinde tek tek kızart işkence gibi. Halbuki yap di mi şöyle türlü mürlü yesinler işte. Yok illa özel bir şey yapcam! Bir de Türk kahvesi götürmüştüm yanımda, ama cezve olmayacağı hiç kalıma gelmemişti. Ben de kepçenin içinde Türk kahvesi yapmıştım!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buraya geldiğimden beri de elimden geldiğince yemek yapmaya çalışıyorum. Ama burada şöyle bir sorun var. Odalarda sadece bir sandalye var, dolayısıyla insanları davet edemiyorsunuz. Parti odaları var, içinde fırın, ocak, sandalye, masa filan var ama. Oranın da anahtarını almak ve yemek yapmak için tavasıdır tenceresidir yağıdır tuzudur tüm mutfağı oraya taşımak gerekiyor. Dolayısıyla uğraşmak istemedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geldiğimizden beri insanlar kendi mutfağını tanıtmak için akşam yemek veriyorlar. Şimdiye kadar Macar ve Romanya mutfağına konuk olduk. Çok kayda değer bir lezzete rastladığımı söyleyemiycem. Bir keresinde de Annika ile Jirka beni öğle yemeğine çağırmıştı. Bir de yemek diyince öyle aklınıza, çorbasıdır, başlangıcıdır, sıcağıdır, pilavıdır, tatlısıdır gelmesin. Yok öyle bir şey! Çoğunlukla tek bir yemek ya da yemek ve tatlı filan oluyor. Hatta doymuyorsunuz, kimse ikinci tabağı alır mısın diye sormuyor. Türkler olarak biz de Sezgi ve Ezgi'lerde bir Türk gecesi yapmıştık. Herkesi çağırdık. Kuru fasülye, pilav, etli dolma sarma, cacık hazırladık. Rakı vardı tabi ki :) Herkesin dibi düştü, bayıldılar, tabak tabak yediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben de kaç zamandır yemek yapayım insanları çağırayım diyorum. Bir türlü ayarlayamadım. Monja'ya yapıyorum arada bir. Kendime daha çok pilav makarna filan yapıyorum. Ama o pek yemiyor. Zaten pilava, tel şehriye koymam pek bir garibine gitti. Onlar tel şehriyeye nudeln-makarna diyorlar çünkü. Nasıl yani diye soruyor bana, pirinci niye makarnayla yapıyorsun diyor. Arada Monja'nın uyduruk tariflerini deniyorum, birlikte yiyoruz. Hiç Monja'ya özel bir şey yapmamıştım şimdiye kadar. Geçen mücver yaptım, parmaklarını yedi. 4 kişilik mücveri 2 kişi bitirdik. Bayıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama böyle kalabalığa yapayım filan istiyorum. Sandalye yok!! En sonunda Monja'nın gittiği bir hafta sonu dedim sen şu sandalyeni masanı filan ver, ben birkaç kişi çağıracağım. Verdi sağolsun. İspanyol arkadaşlar var, onları çağırmak istedim. İkisine de dedim, arkadaş da getirebilirsiniz, ama sandalye ile gelsinler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi kaç kişinin geleceğini bilmiyorum, kendim de dahil en az 3 yapmalıyım. 2 kişi daha gelse, 5 kişilik olsun. Getirmezlerse kimseyi, ben yerim birkaç gün zaten kalanını.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yurda yakın minik bir pazar var, Çarşamba Perşembe Cuma kuruluyor. Burdan patlıcan, soğan yeşillik filan aldım. Patlıcan yapmak istedim. Çok özledim, bir de ne Mensa'da ne başka bir yerde patlıcanlı bir şey yemedim hiç. Yani Almanlar bu patlıcanı nasıl kullanıyorlar mutfaklarında bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hoş benim için de çok fazla seçenek yoktu. Musakka yapayım dedim, çok eskilerden tecrübeliyim, o kadar yağ çekti ki, yemek yağlı olmasın diye patlıcanları ezerek yağlarını çıkarmıştım. Karnıyarık'a taktım uzun bir süre. Kesin dedim karnıyarık yapmalıyım. Hem görsel güzel, hem lezzetli. Ama tarifleri okuyunca buradaki patlıcanların boyutuyla çok orantılı olmadığını gördüm. Buradaki patlıcanlar, bizdekilerin iki katı. Tüm tarifler de Türk patlıcanına göre. Ya şimdi nasıl yarcam ben bu dev patlıcanları, bir de acı çıkarsa nasıl yiycez. Ayrıca fırın yok, nasıl pişircem. Neyse dedim patlıcan olmıycak. Ben en iyisi en iyi bildiğim şeyi yapayım: Köfte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En iyi bildiğim dediğime de bakmayın yani. En son Çek Cumhuriyeti'nde yapmıştım Jirka ve arkadaşlarına. Ama elimde tarif filan yoktu. Taa oralardan Gülay Abla'yı arayıp tarifini aldım. Ama üşendim soğanları rendelemeye, kestim minik minik. Olmadı tabi, ağza geldi. Ama çaktırmadım, öyle yapılıyomuş gibi davrandım. Bir de hazırlarken Jirka'nın köftenin nasıl yapılacağına dair hiçbir fikri yok, ben bazı şeyleri sürekli yanlış yaparken hep düzeltti beni. Sonra fırına attık, sosu az geldi ama neyse yediler afiyetle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi de ikinci köfte tecrübemi yaşadım. Köfteyi öyle kızartma filan sevmiyorum. Fırın seviyorum. Ama odalarda fırın yok, almak da yasak sanırım. Neyse dedim fırın yok ama yaparız herhalde bir şekilde, hiç olmadı kızartırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra dedim, şimdi Kurban Bayramı arifesindeyiz. Git üşenme Türk sokağına, domuz etiyle olmaz, dana kıyması al. Zaten defter kabarık dedim ama alışverişe çıkar çıkmaz bir üşendim bir üşendim oralara gitmeye. Zaten kaç gündür deli rüzgar var burada. Bisiklet filan süremiyorum. En iyisi mi sen şu Rewe'ye git dedim, orada vardır bir ihtimal dana kıyması. Sonra gittim Rewe'ye, baktım kıymada indirim var, bu haftaya özel sadece. Ama domuz kıymasında!! Dana kıymanın fiyatı da iki katı. Bir süre tereddütte kaldıktan sonra ya dedim, herkes yiyor zaten, sen de yiyosun, e o zaman ne düşünüyosun. Neyse aldım ben bu domuz kıymayı. Eve geldim yapmaya başladım. Köfteleri hazırladım ama bu sefer nerede pişireceğim sorunu var. Monja'nın böyle büyük derin bir tavası var, bunda yapayım. Dizdim hepsini, hazır domates salçasını da bastım üstüne, koydum ocağın üstüne. Ocak da küçük tavadan. Elektrikli ocaklardan. Artık pişsin hepsi diye tavayı sürekli döndürüyorum filan komik oldu yani. Neyse bunlar hafif pişti, önceden hafif kızarttığım patatesleri de attım içine. Bunları alt alta üst üste bayağı bir süre ocağın üzerinde beklettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra dedim ya bu patlıcanlar kaldı, mutlaka yapmam lazım, yoksa bozulur. Patlıcan sos yapmaya karar verdim. Kızarttım filan. Hazır domates sosuna da baharat filan koydum döktüm üzerine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5409154151586874514" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 225px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/SxEtCryqRJI/AAAAAAAAADI/EVJhEV-KZOw/s400/DSC04186.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Köfte ve patates pilavsız olmaz. Dedim pilavı da onlar gelince yaparım. Bir de salata yaparız birlikte filan dedim. Zaten gelecekleri konusunda da hafif şüpheye düştüm. Konu hakkında çok konuşmadık çünkü. Endişelendim filan. Gelmezlerse kimleri çağırayım filan diye düşünüyorum bir yandan. Telefonum yok (bozuldu) kimseyi de arayamam, Facebook'a yazarım, yoksa kendi kendime yerim napayım dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam yediye yaklaşıyor. Beni aldı bir telaş, zar zor anca yetiştirdim köfteyi patlıcanı filan. Masayı hafiften hazırladım. Daha menümde mücver ve puding vardı. Ama yetiştiremedim tabi. Niye bu kadar çok çeşit düşündüğümü ben de bilmiyorum. İlla hepsinden tattırcam da tattırcam diye bir ısrarım var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse ki geldiler. İki kişi geldiler ama olsun. Ve parmaklarını yediler. İkişer tabak götürdüler. Patlıcan kızartmayı o kadar dandirik yapmama rağmen bayıldılar. Şarapla birlikte 5 kişilik yemeği 3 kişi neredeyse bitirdik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi Aralık ayında Wilma'nın bir yemek organizasyonu var. Mensa'nın mutfağına giriyorsunuz, kendi ülkenizden bir yemek yapıyorsunuz. Sonra öğrenciler de sizin yemeğinizi 1 Euro'ya yiyorlar. Buna katılacağım hayırlısıylan :))&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23425005-1044812280597831820?l=leipziggunlugum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/feeds/1044812280597831820/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/11/yemekteyiz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/1044812280597831820'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/1044812280597831820'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/11/yemekteyiz.html' title='Yemekteyiz'/><author><name>ebru</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/SxEtCryqRJI/AAAAAAAAADI/EVJhEV-KZOw/s72-c/DSC04186.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23425005.post-1369326171675520411</id><published>2009-11-25T15:16:00.014Z</published><updated>2010-05-11T15:14:59.889Z</updated><title type='text'>Almanlarla arkadaşlık</title><content type='html'>&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;Buraya yazdım ya, Alman kızları çok güzel filan diye, bazı arkadaşların ağzının suyu aktı, "hhehe demek çok güzel, ben de geliyim oraya" filan diye. Gel anam gel, başımızın üstüne de, burada o işler o kadar kolay değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;em&gt;(Emin ne üzerine yazacağımı bu paragraftan sonra anlıyor, tırnaklarını yemek üzere elini ağzına götürdü bile...)&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çevremde ne kadar Erasmuslu arkadaş varsa, hepsiyle aynı dertten şikayetçiyiz: hiç alman arkadaşımız yok! Hepimiz Almancayı Almanlarla geliştirmek istiyoruz, arkadaş olalım istiyoruz, ne bileyim Alman kültürünü tanımak istiyoruz. Tamam aklınıza işin muzur tarafları da geliyor biliyorum ama kolay değil, gerçekten kolay değil öyle buralarda Alman sevgili yapmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;(&lt;em&gt;Alman sevgili filan da dedim tamam artık, Emin'in iki tırnağı şimdiden afiyetle yendi.)&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kere Alman arkadaş edinmek bile zor. Herkes kendi derdinde. Dersten derse koşuyorlar, öyle aman da sen yabancısın gel bir tanışalım, sana bu ülkemizin güzide yerlerini gezdirelim, şu enfes yemeklerimizden yedirelim, dersine yardım edeyim diye bir durum yok ortada. Bizim gibi değiller yani. Bir ortak arkadaş vasıtasıyla tanıştırılırsanız ilgileniyorlar, sıcak davranıyorlar, konuşuyorlar vs. ama bu tanışmayı arkadaşlığa döndürmek için bir çabanız olmazsa orada kalıyor, ileriye gitmiyor. Çünkü onlar çaba göstermiyorlar. Dolayısıyla arkadaş olmak böyleyken, sevgili olmanın ne kadar zor olabileceğini tahmin edebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erasmuslular arasında şöyle bir geyik dönüyor bir süredir: Biri sizi kahve içmeye davet ederse başka anlamları da varmış. Ya ne olabilir ki başka anlamı işte, alt tarafı kahve, sütlü şekerli vs. Yani benim aklıma başka bir şey gelmiyor. :)) Şimdi bu geyiği çok merak ettim ben, dedim Monja'ya sorayım. Yani ben edeceğimden değil de, bir gün olur da biri beni kahve içmeye davet ederse biliyim diye. (hehe) Bir de ne yapıyorsam yemin billah benden sonraki Erasmus öğrencilerine deneyimlerimi, gözlemlerimi aktarmak için yapıyorum. :PP&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;em&gt;(Bir tırnak daha gitti:)))&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Monja dedim, nasıldır bu işler buralarda sen bir anlatsana bana. Monja dedi, "Çok zordur. Bir kere Alman erkekleri çok korkaktır, öyle kolay kolay yanaşmazlar kızlara. Çünkü kızlar çok lanettir, hemen Hayır diyiverirler." Yani öyle, benimle kahve içer misin'in cevabı, yüzde 95 hayır. :)) Yani şimdi burayı okuyan erkek arkadaşlar, siz diyorsunuz ya Marmaris'te Bodrum'da bu işler hiç de öyle olmuyor, Alman kızlar çok cana yakın filan. Ama burası Almanya! Oraya tatil için gidiliyor, burada millet deli gibi ders çalışıyor! Başkalarının tecrübelerini de gözlemlerini de bilemem ayrıca ben gördüğümü duyduğumu anlatıyorum... Monja'ya dedim, ya arkadaşlık kurmak bile zor burada. Evet dedi, arkadaşlıklar kolay kurulmuyor, ama kolay da bitmiyor, uzun süre arkadaş kalıyorsunuz. Kahve olayını da anladınız işte, konuşmak kolay değil öyle, tanımadığınız birini kahve içmeye davet edince tabi ki yanlış anlaşılır!! Bir de çok çabuk dedikodu çıkabilirmiş hakkınızda, biri sizi biriyle kahve içerken gördü mü, birden yayılıverebilirmiş! Yani öyle bir Almanla oturdunuz, kahve içiyorsunuz filan, aman dikkat!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;em&gt;(Emin Alman erkeklerinin ne kadar korkak olduğunu öğrenince hafiften rahatladı, ama yazı burada bitmedi. hehehe)&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir Alman kız arkadaş var, ismini söylemiycem, nolur nolmaz bir tanıdık çıkar, şu yazdıklarımı Google Translation'da çeviriverir, gerçi bir bok anlaşılmıyor ama olsun, kızın yuvası yıkılır. Neyse bu Alman kız arkadaşla bir gün konuşuyoruz, okulda çocuğun teki bunu durdurup çok güzelsin, seninle tanışabilir miyim filan demiş. Cesarete bak sen!! Bizimkine bayağı tuhaf gelse de, kabul etmiş, bir de üstüne iki şişe şarap yuvarlamış. O gün bugündür bunlar arkadaşlar!! Ama ne arkadaş! Çocuk kıza düşecek nerdeyse, kız da böyle bir kakara kikiri durumları. Ya kızım noluyor, ne iş diye sıkıştırıyorum bunu. Ay vallahi bir şey yok, filan diyor. Ama böyle çocukla konuşurken saçıyla oynamalar, bir kikirdeşmeler filan. :DD Çocuk da bir boka benzemiyor da, zeki ama, güldürüyor kızı. Ben sıkıştırdıkça ay valla yok diyor bu. Kimi kandırıyorsun diyorum, bir kere bırak şu saçınla oynamayı da inanıyim yani, diyorum kızım yeme beni. Diyemiyorum tabi, Almanca nasıl denir ki, Iss mich nicht, dont eat me.. :P Yani anlıycanız cesaretli Alman erkekleri de var. Hak da vermiyor değilim yani kıza, eşinden başka biri ilgileniyor, hoşuna gidiyor filan. Dünya üzerinde de tanımam yani, iki güleryüze, iltifata, iki espiriye gevşemeyen kızı... Bu benim görüşüm, kimse alınmasın, laf sokmaya kalkmasın, silerim :D&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;(Emin'in tüm tırnaklar gitti...)&lt;/span&gt; &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Ya o değil de, geçen gün bir Erasmus partisinde, bizim Erasmuslulardan havuç suratlı bir kızı, bir Behlül'le gördüm, gözlerim yerinden fırlıycaktı. Yani çocuk gerçekten Alman bir Behlül! Kız da gerçekten böcek bir şey. Çocuk böyle bunun peşinden dolanıyor. Dedim herhalde kesin kardeşler! Ama aynı anadan bu kadar zıt iki tipin çıkmasına imkan ve ihtimal yok. Yok dedim ya, gerçek olamaz, arkadaşlardır kesin. Dedim, sen kızım Fransız mısın artık ne menem bir şeysin o Behlül'ü hadi bıraktım sevgiliyi nasıl arkadaş olarak ayarladın. Ağzım açık kaldı! Şimdi ben bunların ilişkisini çıkaramadım, gözüm fal taşı gibi sürekli bunları arıyorum orda burda. &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Şimdi diyorsunuz siz içinizden Ebru orda ne bok yiyor diye. Valla bir bok yediğim yok! Sadece ortalıktaki Behlül'lere bakıyorum uzaktan uzaktan, sevap niyetine. Çok günah var diyorum, o yüzden. :P Zaten üzerimde çok baskı var. Bizim Erasmuslu Gökhan, "bak Emin abiye söylerim seni, bize gelmez bu işler, bakma" filan diye beni tehdit ediyor. :)))&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi Emin'le ortak arkadaşlarımızdan biri de Murat. Emin'in dalış ekürisi. Murat da beni kıskandırmaya çalışıyor taa İstanbullardan. Bir kere bıkmadan usanmadan yaptığı şey msn'den bana "emin abi gel, burada sürüyle kız var, seni bekliyoruz" diye mesaj atıyor, sonra "ay pardon, sana mı atmışım, yanlışlıkla oldu" diyor. Ben de yazık gariban alınmasın üzülmesin espri yerini bulsun diye kızgın suratlar gönderiyorum. hehe. Emin'i de burda sürüyle yakışıklı çocuk var filan diye kıskandırmaya çalışıyorum. O da diyor, ben de Hale, Jale, Male bütün mahalleyi topluyorum şimdi eve, Murat da çağırıyor kolegalar var gel diyor, yok efendim Ukrayna'dan iş almış da Ukrayna'ya da bunu göndericeklermiş!!! Akılları sıra beni kıskandıracaklar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya bir de birkaç senedir şöyle bir geyik var, bu iki dalış manyağı Ukrayna'da dalış okulu açacaklar! Ya diyorum siz o çok iyi bildiğiniz pusulalarla, bırak Ukrayna'yı Laleli'nin yolunu bile bulamazsınız! hehehe :)))))&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23425005-1369326171675520411?l=leipziggunlugum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/feeds/1369326171675520411/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/11/almanlarla-arkadaslk.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/1369326171675520411'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/1369326171675520411'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/11/almanlarla-arkadaslk.html' title='Almanlarla arkadaşlık'/><author><name>ebru</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23425005.post-7136461186376042320</id><published>2009-11-23T20:54:00.016Z</published><updated>2009-11-24T01:16:36.666Z</updated><title type='text'>Almanca</title><content type='html'>Benim bu Almancayla hiç aram olmadı. İlk ortaokulda öğrenmeye başladım. Sonra üniversite zamanında, iki dil ile kolay iş buluruz ayağına Goethe Institute'e gittim. Orada da sanki ortaokulda hiç öğrenmemişim gibi en baştan başlattılar. Rokko denen dallama bir uzaylıyla Almanca öğrendik. Azimle Grundstufe'nin 8'ini de bitirdim. Sonra beni kesmedi tabi, grup dersi filan almaya başladım. Ama hatırlıyorum, bir yıldan fazla nerdeyse kursa gitmişim, bu grup derslerinde bile doğru düzgün konuşamıyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk Almanya ile münasebetim, Almanya'ya gönüllü çalışma kampına geldiğimde oldu ama burada da paso İngilizce konuşuyorduk zaten. Bir ay boyunca tek kelime Almanca laf ettiğimi hatırlamıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha sonra Almanca tiyatro maceram var, o daha da komik oldu. Biz çocuk tiyatrosu filan yaparken, güneye inelim, Almanca oyun oynayalım filan dedik. Ama bir gittik gördük ki, turistlerin hepsi Rus!! Şaka değil Ruslara Almanca oyun oynadık!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle iş görüşmelerinde filan da çok işime yaramadı. Aman sen Almanca da biliyorsun, pek de güzelmiş diyen olmadı hiç. Ama bir iş görüşmesi için gerçekten feci Almanca çalışmıştım. Almanca hocamla oturup hazırlanmıştım filan, o kadar yani. Bana iş görüşmesinde sorabilecekleri tüm olası soruları listeledik, cevaplarını tek tek yazdık. Ama görüşmede yaptıkları şey şu oldu, üzerinde küvet resmi olan bir kağıt verdiler ve bunu Almanca tarif et dediler. Ben dumur tabi. Yani bildiğimiz küvet, neresini tarif ediyim. Yıkanılır, beyazdır filan. Bir bok diyemedim tabi. Şimdiki muzurluğum olsa, içinde seks yapma potansiyeli vardır, jakuzili olursa daha makbuldur filan diye saydırırım. :D Kılım zaten bu İK sorularına!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İş hayatındaki ilk Almanca tecrübem, ve gerçekten hayatımdaki dönüm noktası, bir gazetede Almancacı muhabir olarak çalışmak oldu. Şimdi, bilen varsa yazmasın lütfen, ben de hangi gazete olduğunu söylemeyeceğim. Bir iletişimci olarak gazeteler hakkında ileri geri saydırmam hiç hoş değil. Ama üzerinden çok zaman geçtiyse de günahım kadar sevmem bu gazeteyi hala. Çünkü tek kelimeyle ağzıma sıçıldı. Yani orada çalıştığım süre boyunca ne sigara ne çay molası bile verdirmediler, sigara da içmem ya, olmayınca içesi geliyor insanın. Almış olduğum ve hala veremediğim tüm kilolar, burada yaşadığım stresten dolayıdır, bu böyle biline! Şimdi burada da iş görüşmesinde ben söyledim, çat pat Almanca bildiğimi. Her zaman yapamayacağım şeyleri söylerim, ben de insanım, elimden her iş gelir abi, her şeyi mükemmel yaparım diye bir şey yok hayatta. Kursu bitireli olmuştu bayağı ama dedim ben bunlara, geliştiririm ben bu dili, öğrenirim filan diye. Müdür daha işe başlamadan bana haber filan verdi, bunları yaz, bana mail at diye. Sonra, "ben habercilik hayatımda yeni başlayıp da bu kadar iyi haber yazan birini görmedim" diyerek bana bir gaz verdi ve çat pat Almancamla beni muhabir olarak işe aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün yine böyle Almanca siteleri filan tarıyorum, bir Türk anne ile yapılan röportaj gözüme çarptı. Kadının çocuğu artık ne idiyse hatırlamıyorum, ben buradaki bir cümleyi "Oğlum Guantanamo'da işkence görüyor" diye bir güzel çevirdim. Sonra müdüre gittim, önemli bir şeydir bu kesin diye. Gözleri yerinden fırlayacaktı, neredeyse yazı işleri toplantısına uçarak gidecekti. Manşetten girecek bir haber, o kadar önemli yani. Neyse ki yılların getirdiği tecrübeyle, benim de dallamalığımı tahmin etmiş olacak ki, sen şunu bir iyice oku dedi. Ben bir daha oturdum okudum iyice, Guantanamo, işkence manşet filan yalan oldu tabi :DD Ay hatta Almanya'da Hannibal bozması bir adam vardı, onun haberleri çarşaf çarşaf Alman gazetelerinde çıkıyordu, bu haberleri de hep ben yazıyordum, sevgilisinin penisini nasıl kesip yemiş o anlatılıyordu. O sırada da üniversitede travestilerle ilgili bir ödev yapıyorum. Düşünün artık psikolojimi!! Ah bir de arka sayfa güzellerinin haberlerini ben yazıyordum, karı kız sitelerinin hepsine üye olmuştum o ara. Hala gelir bu sitelerden newsletterlar. Neyse artık bu maceram çok sürmedi, iyi ki de sürmemiş, kaderin bir cilvesiyle iletişimci oldum -(bu da ayrı bir hikayedir, belki bir gün anlatırım.) Neyse ben hala plan proje yapıyorum, bir gün gelcek ben bu gazeteyi satın alcam filan, -aynı insanlar artık orada çalışmıyor olsa da- herkesin burnundan getircem, dönüşüm çok boktan olcak filan diye :DD&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aradan gel zaman git zaman ben hiç Almanca konuşmadım, yazmadım, okumadım, TV bile izlemedim. Ta ki, piyangodan Leipzig çıkana kadar. Ben harıl harıl bir başladım Almanca çalışmaya. Sonra buraya bir geldim, oryantasyon kursundan önce test yaptılar, 100 üzerinden 51 aldım, neredeyse çok az Almanca bilenlerin arasına düştüm. Hatta ilk gün, senin adın ne, ne yemek seversin ile filan başladık, uleyn dedim nereye geldim. Ya diycem bakın ben gazete filan okuyabiliyorum, yani tamam bir sürü kelime var anlamadığım ama şu kelimeleri anlasam ben çözdüm bu dili diye, ama diyemiyorum. Dallama bir Amerikalı var, o yavşak İngilizce aksanıyla "bu ne ya, ben süper almanca konuşuyorum, çocuk oyuncağı bunlar benim için" dedi ve benimle neredeyse aynı puanı almış olmasına rağmen bir üst kura uçarak geçti. Ben geçemedim, kıllık yapmiim dedim, dikkat çekmiim, yabancıyım dedim, geçmedim. Sonra bitti bu üç haftalık oryantasyon kursu, sanki üç haftada süper öğrendim ya, dönem boyunca alacağım kursta bir üst kura kesin geçerim, şu teste giriyim kesin 75'i çakarım dedim. Test aynıydı, yemin billah aynıydı ve ne aldım: 56!! Yani üç haftada 5 soru daha iyi mi yapar duruma geldim diye bunalıma girdim. Ve ben daha önce hatalarımı öğrenmek için testi gözden geçirmiştim, aman ne işime yarıycak bi daha diyip 5 soruluk yalap şalap bakmıştım tabi!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse dedim, kaderime razı olacağım. 50 aldıysan da testten öyle 60lık kursa girmene izin vermiyorlar, öyle domuzlar. 50'lik civarda seçtim birkaç kurs, çok yüklenmiyim kendime dedim, zaten konsantrasyon sorunun var, azar azar al dedim. Dört tane mi ne kurs aldım. Haftada 1.5 saat hepsi. Gramer, 2 konuşma, yazma. Sonra gitmeye başladım ben bu kurslara. Daha ilk günden renk vermeye başladılar zaten. İsminin "yazma kursu" olduğuna bakmayın nasıl dipnot yapılır, almanca kısaltma nelerdir diye, türkçede bile öğrenmekte zorlandığım şeylerin almanca versiyonunu öğreniyorsun, öyle bir bok yazmıyorsun yani. Yazma kursunu, şimdi tez yazıyorum türkiye kurallarıyla, almanların kurallarını öğrenip de kafam karışmasın dedim bıraktım. Gramer desen, negatif cümlelerle başladık, daha bir buçuk ayda yeni bitirdik. Konuşma hadi bir nebze daha iyi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kursu saati uymadığı için başkasıyla değiştirdim, beterin beteri var, böyle lanet domuz burunlu bir karının kursuna düştüm. Hepimizi tek tek tahtaya kaldırıp konuşturuyor, alkışlatıyor filan. Fenalık geliyor içime. Bir de bu Almanlar domuz, bir şeyi yanlış söyledin mi öyle kibarca, ne dediğini tam anlamadım, bir daha tekrarlar mısın lütfen filan demiyorlar "söylediğinin tek bir kelimesini bile anlamadım" diye dann diye suratına söyleyiveriyorlar. Ben de karının inadına, düşünmeden saçma sapan konuşuyorum, yanlış cümleler filan kuruyorum bilerek. Ben bu karıya gircem artık, ramak kalmış, bilen bilir ne lanet olduğumu. Neyse dedim, gitmek zorunda değilsin, kavga çıkarma şimdi, bir de Almanya'da da adın çıkmasın. Ben bu kursu bıraktım. Sonra gittim koordinatör Kristin'e, yaw kristin ben biliyorum bu almancayı aslında, bakma 56 aldığıma, sen beni şu 75lik gramer kursuna da yaz nolur, zaten kalcam şurda 5 ay, bir üst grameri filan da tekrar ediyim dedim. Kristin kırmadı beni oraya da yazdı. Şimdi elimde kala kala üç kurs kaldı, 2 gramer bir konuşma, haftada 4.5 saat. Ama nasıl sıkıcı nasıl sıkıcı ölcem yani, öyle böyle değil. Sürekli saate bakıyorum, bitse de gitsem, kendimi kütüphaneye atsam diye. Düşünün yani kütüphaneye gitmek için can atıyorum!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yandan bizim Seda, kardeş, küçük olan velet, Almanyada harıl harıl her gün kursa gidiyor, ben daha B1 lerde sürünürken, hayatımın kaç yılını Almancaya adamışken :P, bana yetişti üç ayda. Bu velet daha İstanbuldayken "ich möchte einen köfte diyebiliyorum ben sadece" diye kendi kendine hihohaho diye gülerken, burada telefonda benimle almanca konuşuyor. Bir de üstüne, söylediklerimi düzeltiyor "şu fiilin yeri yanlış oldu, şu kelimeyi yanlış söyledin" filan diye. Ben artık kurslardan patlarken, seda B2 oluvercek, ben burdan höyyttt ablalar geçilmez diye uçucam sedaya! :D farmville'de de bana yetişti zaten!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Valla kurs filan değil de, zaten 4.5 saatte bir bok öğrenilmiyo, ben en çok Monja ile konuşuyorum. Kızı fazla gördüğüm yok da işte, görüştüğümüzde de bayağı bayağı konuşuyoruz. Dinliyor beni, söylediklerimi düzeltiyor, açık ve net konuşuyor. Ama ben böyle öyle komik cümleler kuruyorum ki, yarılıyor kız gülmekten. Lavabo açacağını nasıl kullandığımı anlatırken "Lavabo açacağını döküyorum" yerine "Lavabo açacağının tadını çıkarıyorum", "Mumu yakalım" yerine "Mumu ateşe verelim", "Partide çok eğlendik" yerine "Partide çok ateşliydik" filan diye cümleler kuruyorum, kız geberiyor gülmekten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya zaten bu yabancı dil denen şey şöyle bir şey, dil dile değmeden öğrenilmiyor kardeşim, bunu bilir bunu söylerim. İngilizceyi, İspanyolcayı nasıl şakır şakır konuşuyorum zannediyorsunuz :DD (Şimdi ben bunu yazdım ya, Emin İstanbul'da kurdeşen döker, &lt;em&gt;yok valla aşkım bu Almanların hepsi domuz, hiç Almanca öğrenmeye niyetim yok, seviyorum seni :P&lt;/em&gt;) Yani o değil de, burada sürekli Almanca düşünmekten İngilizce ve İspanyolcayı da unuttum, ne zaman konuşmaya kalksam araya Almanca karışıyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu Almanların bir sistemi var, dil de öğrenseniz, üniversitede ders de alsanız illa sunum yapacaksınız. 10 dakika, tüm sunum tekniklerini uygulayarak böyle bir konu seçip anlatacaksınız. Konuşma kursunda sunum yapıyorlar, yani gerçekten hepsi çok sıkıcı. Bir de sizin kadar kötü konuşan birinden Almanca duymanız bir boka yaramıyor. Benim de bir sunumum var Pazartesi, daha önce yaptığım bir sunumu Almanca yapcam. Bir çocuk bulsam da çevirtsem diyorum hayrına. Yani tamam bu Almanlar hayır işi filan bilmez, bir kahve filan ısmarlarım artık napiim. Yok ya pardon, kahve de ısmarlayamam, niyesi de başka bir yazının konusu :D&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23425005-7136461186376042320?l=leipziggunlugum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/feeds/7136461186376042320/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/11/almanca-hayatm.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/7136461186376042320'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/7136461186376042320'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/11/almanca-hayatm.html' title='Almanca'/><author><name>ebru</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23425005.post-8080858344761231446</id><published>2009-11-21T22:22:00.015Z</published><updated>2009-11-22T01:07:07.573Z</updated><title type='text'>"Örneğin Türkler gibi!"</title><content type='html'>Bize buraya gelmeden önce Türkiye'den 3 aylık geçici bir vize veriyorlar. Şengen vizesi değil, tek girişlik Almanya vizesi. Hatta 3 ay içinde Türkiye'ye bir gidip geleyim deseniz gidemiyorsunuz, tek giriş, çıkış yok! Buraya geldiğinizde kalacağınız süre kadar oturma izni almanız gerekiyor. O oturma izniyle AB içinde seyahat edebiliyorsunuz, hatta çalışabiliyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepimiz geldik, evraklarımızla birlikte yabancılar bürosunun yolunu tuttuk. Böyle dünyanın dört bir yanından vatandaşla bir salonda saaatlerrrce bekliyorsunuz. Sabır limitleriniz zorlanıyor. İlk başvuru için bekliyorsunuz, sonra almak için. Arada bir şey istedilerse, her seferinde bekliyorsunuz. Kimimize hemen çıktı, kimimize hala çıkmadı. Büro o kadar uyuz ki, herkesi farklı işleme tabi tutuyor. Kimisi oturma izni için para veriyor, kimisi vermiyor, kimisinin 3 haftada çıkıyor, kimisinin 3 ayda çıkmıyor, kimisine iznin çıktığını e-posta yoluyla haber veriyorlar, kimisine mektup gönderiyor. Bu kadar farklı uygulamalar. Kendileri de öyle diyor zaten, herkesin farklı, bilemeyiz ne zaman çıkacağını!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben biliyordum bu oturma izniyle AB içinde seyahat edildiğini ama o kadar çok insandan farklı şey duyunca her zamanki gibi içime kurt düştü. Yabancılar ofisine tekrar gittim, sordum seyahat edebilir miyim diye. Bununla da yetinmedim, seyahat edeceğim ülkelerin konsolosluklarını tek tek aradım, izin var mı diye. Belli olmaz bu AB'lilerin işi, ona farklı buna farklı, pasaport kontrolünde anlat anlatabilirsen derdini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yandan yabancılar ofisi bize böyle kan kustururken bir yandan da insanlardan bir sürü şey işitiyorsunuz, uyuz oluyorsunuz. Açıkçası AB'ye aday ülkeyken niye Ruslarla, Suriyelilerle, ya da ne bileyim Allahın Korelisiyle aynı muameleyi gördüğümü anlamakta zorluk çekiyorum. Her yeri geldiğinde de bunu bir güzel dile getiriyorum. İnsanlar da pek bir meraklı zaten, AB'nin dört bir yanından gelen arkadaşlar "siz kendinizi avrupalı görüyor musunuz" diye soruyor. Çevremde birkaç kişiden daha duydum, geçen Sezgi de anlatıyordu, özellikle Almanca ya da yabancı dil kurslarında Türkiye'nin AB'ye üyeliği ile ilgili bir sürü tartışma dönüyor. Yani yemiyorlar içmiyorlar bunu konuşuyorlar adamlar. İşte Türkiye çok farklı değil mi, AB daha ne kadar genişleyebilir ki, yok işte siz Müslümansınız, biz Hristiyanız vs. vs... Geçen Monja bile dedi, biz Hristiyanız, siz Müslümansınız diye. Ulan herhangi birinizin bir Pazar günü de kiliseye gideyim dediği mi var, Hristiyanlığın şartlarını yerine getiriyor musunuz, hadi bıraktım inanıyor musunuz? Ne konuşuyorsunuz gerekli gereksiz biz Hıristiyanız diye!! Ne zannediyorlar, biz AB'ye üye olucaz, her sokak başına cami mi dikicez, napcaz yani!! Ben de bir gün diyeceğim dayanamayıp, daha 20 yıl öncesine kadar Doğu Almanyaydınız, bizim AB ile ilişkilerimiz taa 1960'lara dayanıyor!! Ötmeyin çok fazla!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Wilma denen öğrenci organizasyonundan bahsetmiştim. Bunlar arada Almanya dışına da gezi düzenliyorlar. Bu gezilerden önce de mail atıyorlar işte mail gruplarına. Bu gezilerde mutlaka diyorlar, AB üyesi olmayan ülke vatandaşları ya Şengen vizelerini ya da oturma izinlerini yanında getirsin. Sonra parantez içinde şöyle bir açıklama: (örneğin Türkler gibi)!!! Ya yani bunun Japonu var, Çinlisi var, Iraklısı var, yani niye Türkler?? Bunca yıl ne güzel yaşıyoruz ülkenizde, en pis işlerinizi yapıyoruz, patates ve domuzdan başka yemek bilmediğiniz mutfağınıza döneri soktuk, her gün kimbilir kaç ton yiyorsunuz daa yani niye Türkler???? Hayır yazmakla kalsalar iyi, gördükleri zaman da hatırlatıyorlar. Bugün Polonya sınırında Görlitz diye bir yere gideceğiz, sabah buluştuk, sordu bana Wilma'cı, ön saçı uzun, arkası kısa çocuk, oturma iznini getirdin mi diye. Zaten beni de o kıllandırmıştı, oturma izniyle gidilemeyebilirmiş AB ülkelerine filan diye!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse Görlitz için Leipzig'den bindik trene! Oturcaz bir yere. Trenlerde böyle dörtlü koltuklar var, arkadaşlarına sohbet ede ede gitmek istersen onlara bir güzel kurulabilirsin. Ben de gözüme kestirdim bir koltuk, ispanyol arkadaş ile oturduk. Karşımda bir kadın, sonra sohbet açıldı, anaokulu öğretmeniymiş filan. Ben bir Alman buldum bırakmayayım dedim, işte Türkiye'nin AB'ye üyeliğine nasıl bakıyor Almanlar diye sordum. Çoğunluk için fark etmiyor da, yani gelirseniz ben işsiz kalırsam babam işsiz kalırsa filan gibi bir şeyler söyledi. İkinci korku işsizlik!! Biz Türkler süper kalifiyeyiz ya, gelcez işlerini ellerinden alcaz :PP Dil bilmeyiz etmeyiz, ne konuşuyon teyze sen?? İşsizlik rekorları kıran İspanyollardan da korktunuz deli gibi, bi bok olmadı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görlitz, Polonya ile Almanya arasında kalmış küçük bir şehir. Şehir, nehir ile birbirinden ayrılıyor, bir yakası Almanya bir yakası Polonya. Köprüyle karşıya geçiyorsunuz. İşte bugün de karşı tarafa geçtik, Polonya topraklarına ayak bastık, çooook kısa bir tur atıp Almanya tarafına geri döndük. Böylelikle oturma iznimle Almanya toprakları dışına ilk seyahatimi yapmış oldum. Hatta şöyle girip girip çıksaydım keşke :PP&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim bu Wilma gezilerinde klasik yaptığımız şey döner yemek! Şimdiye kadar döner olmayan kasaba şehir görmedim. Görlitz'de de bulduk. Bir güzel mideye indirdik, Türk abiyle de muhabbet ettim, sordum oturma izni niye bu kadar zor filan diye. Schröder zamanında daha rahattı, Merkel döneminde çok zorluk çıkarıyorlar yabancılara dedi. Abi bize para ödetmedi, benim ispanyol dumur!! :PP&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5406710375419071650" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 225px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/Swh-cMJFzKI/AAAAAAAAACw/5P5pWHpzzLs/s400/DSC04176.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;Benim bu yabancı arkadaşlar Türkiye'nin AB'ye üyeliğiyle ilgili sorduğunda en çok üzerine basarak söylediğim şey, AB sürecine ihtiyacımız olduğu. Biz bir yerine getirelim şu Maastricht kriterlerini, acquis communataire'i, ya da ne bileyim otu boku püsürü bir halledelim, sonra almayın kardeşim, almazsanız almayın. Çok da!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten siz sonra yalvarcaksınız bize, nolur Türkiye'ye üye olalım diye, Türkiye bizi al!! Biz de diyeceğiz yok kriterlerimiz var: öncelikle insanlık öğrenin, yaşlısına yabancısına çocuklusuna yardım etmeyi, arkadaş olmayı, paylaşmayı, çay kahve yemek ısmarlamayı, trenlerde dört kişilik koltuklara birine çanta, birine palto koyup tek kişi yayılmamayı, içtiğiniz içkilerin şişelerini yolda kaldırımda kırmamayı, kıçınızı taharet musluğuyla yıkamayı (buna çok gülüyorum kihkihi) bir öğrenin, sonra biz düşünürüz. Hatta Müslüman olalım nooluuur diyeceksiniz de, biz yok kardeş diycez. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Dünya değişiyor, belli mi olur :D&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23425005-8080858344761231446?l=leipziggunlugum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/feeds/8080858344761231446/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/11/ornegin-turkler-gibi.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/8080858344761231446'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/8080858344761231446'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/11/ornegin-turkler-gibi.html' title='&quot;Örneğin Türkler gibi!&quot;'/><author><name>ebru</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/Swh-cMJFzKI/AAAAAAAAACw/5P5pWHpzzLs/s72-c/DSC04176.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23425005.post-8442255604959059608</id><published>2009-11-20T11:55:00.005Z</published><updated>2009-11-20T12:31:58.689Z</updated><title type='text'>İyi ki doğdun kuzum!!!</title><content type='html'>Benim burada bir kuzum var, adı Ezgi. Ama pek güzel, pek şirin bir şey bu Ezgi. Kuzucum kuzum kuzucum diye seviyorum. O da bana Ebru Abla diyor, pek bir hoşuma gidiyor. Böyle kardeşim gibi, sevesim, mıncıklayasım filan geliyor. Kıvır kıvır upuzun sarı saçları, renkleri gözleri var. Böyle minicik sevimli çok güzel bir kuzu. Pembe sırt çantasını sırtına takıp bir gidesi var, ay allahım ısıriyim yani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük olduğuna bakmayın, akıl veriyor çok bana, çok destek çıkıyor. Bir sohbet ediyoruz, bıcır bıcır konuşuyoruz. O beni anlıyor, ben onu anlıyorum, kendimce...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir makarna yapışı var. Allahım hayatımda böyle makarna yapma şekli görmedim, bu kadar lezzetli de makarna yemedim. Ezgi'den öğrendikten sonra ben de makarnayı hep öyle yapmaya başladım. Ama yok yani onun makarnası gibi olmuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu güzel kuzu bugün doğdu. Tam 20 yaşında oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5406161607438094226" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 222px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/SwaLVsGzz5I/AAAAAAAAACo/N2sL5NEOcgY/s400/DSC03234.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Ezgicim,&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Hep çok mutlu ol. Hep özgür bir kuzu ol. Gerektiğinde sürünün peşine takıl. Yeri geldiğinde sağduyunun sesini dinle, başka otlakları keşfet, kendi başına, özgürce. Hiçbir çobanın seni ezmesine izin verme. Daha yaşayacağın o kadar çok 20 yıl var ki, sağlıklı, mutlu ve gönlünce yaşa. Sevdiklerinden hiç ayrılma. Sevmediklerine yanaşma. Sen istedikten sonra başarı, mutluluk hep yanında, yamacında olacak. Nice 20 yaşlara...&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi Ezgi'yi bu kadar sevdim, yazdım bi şeyler. Diğeri kıskanmasın. Ezgi'nin ekurisi de Sezgi. İstanbul'da aynı okulda okuyorlar, burada yurtta birlikte yaşıyorlar. Çok iyi dostlar bana. &lt;em&gt;Sezgicim sen bu blogu okumasan da, okuma ihtimaline karşı yazayım dedim, seni de çok seviyorum.&lt;/em&gt; :)))&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ezgi'ye de 5 euro borcum vardı, unutmadan vereyim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23425005-8442255604959059608?l=leipziggunlugum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/feeds/8442255604959059608/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/11/iyi-ki-dogdun-kuzum.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/8442255604959059608'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/8442255604959059608'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/11/iyi-ki-dogdun-kuzum.html' title='İyi ki doğdun kuzum!!!'/><author><name>ebru</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/SwaLVsGzz5I/AAAAAAAAACo/N2sL5NEOcgY/s72-c/DSC03234.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23425005.post-5318881640092119130</id><published>2009-11-18T13:38:00.009Z</published><updated>2009-11-18T15:08:08.144Z</updated><title type='text'>"Müslümanım", yanaşmayın!!</title><content type='html'>Bir gün okul bahçesindeyim. Bir zenci çocuk durdurdu beni. Bir şeyler bir şeyler söyledi, sadece Jesus Christ kısımlarını anladım. Dedim, he çattık işte durup dururken. Pek de bir nazik geri çeviremiyorum, durdum dinledim. Zaten Liepzig'de sokakta kim bir şey satmak, anket yapmak vs. isterse durup dinliyorum hepsini. Hiçbir şey anlamıyorum, he he filan diyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zenci çocuğa dedim ki sonra "ben Müslüman'ım". Nasıl bir Müslümansam artık. İftar sofrasında bira içerim, iki kelimeyi biraraya getirip dua okuyamam, Kuran'ın sadece bir kitap olduğunu biliyorum içinde ne yazdığı hakkında en ufak bir fikrim yok. Tek bildiğim "kadınları dövün"den ibaret olan kulaktan dolma bilgiler. İzlediğim filmlerden dolayı Hristiyanlığı bile daha çok biliyorumdur kesin. Bir gün olur da yurt dışında islamcı teröristler bir yeri basar da dua bilenleri öldürmezler diye şimdi şimdi en azından, ortaokulda öğrendiğim Fatiha bilgimi tazeleyim diye arada tekerleme niyetine söylüyorum içimden ...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse çocuk anlatmaya başladı, işte "çok çalışıyoruz, derslere giriyoruz, koşturuyoruz, peki geriye ne kalıyor?" Ben hayatı yaladım yuttum ya bilmiş bilmiş "Hiçbir şey, sadece sevgi" diye cevap verdim. Tam da damarına bastım. Zaten "sevgi" dedin mi her dinden insanla anlaşırsın. "Heh" dedi "Evet sevgi, Tanrı sevgisi, İsa sevgisi". Şimdi bu İsa deyince ben tüm peygamberlerin, tüm dinlerin sevgisi (Bak bunu biliyorum en azından, Müslümanlık tüm dinleri kucaklıyor) diye düşünürken verdim cevabı: "Muhammed sevgisi, diğer peygamberleri filan sevelim" gibi Almanca bir şeyler saçmaladım. Diğer dinlerin peygamberleri hakkında da en ufak bir fikrim yok bu arada!! Zenci çocuk da demez mi "Ama sadece İsa hayatından fedakarlık yaptı, diğerleri yapmadı" Allahım dedim, sıçtık, tamam ben almayayım. Yani bu mudur, bu kadar mı? Hem sevgiden bahsediyoruz, hem kucaklayalım filan diyoruz; yani ben diyorum, o demiyor, hem de böyle karşılaştırmalar yapıyoruz. Yani hiç hoş değil, hiç değil!! Neyse bana bir kağıt verdi, her Perşembe mi ne toplaşıyolarmış, konuşuyorlarmış filan falan. İyi dedim, memnun oldum tanıştığımıza, hadi bana hoşçakal.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yurtlarda ilan asılan yerlerde, posta kutularınızda hep "Yalnız mısınız, gelin bize, arkadaş olalım", "İngilizce mi öğrenmek istiyorsunuz, gelin ücretsiz öğretelim" filan gibi mesajlara, broşürlere, ilanlara rastlarsanız bilin ki misyoner bunlar. Ulan bu devirde kim kime ücretsiz bir şey öğretiyor!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de birkaç kişiden duymuştum, misyoner çocuklar yurtlarda kapı kapı dolaşırmış. Bir gün bana da denk geldi. Açtım kapıyı. Tek tip giyinmiş, saçlarını yana yalamış iki sarışın çocuk. Ay çok komikler, uniforma giymişler, armaları bile var. Bir de sırt çantaları, tam kolejli tipler. Sanki ikiz gibi aynı anda konuşuyorlar gibi sanki. Ezberlemişler ne diyeceklerini, yüzlerinde bir ışık, bir gülümseme. Jesus Christ'in güçük versiyonu mübarek! Yine İsa misa bir şeyler saçmaladılar. Ben yine "Müslümanım" diye yırtmaya çalıştım. Bu kez yine sordu "İsa'ya inanıyor musun peki" 'Uleyn siktir git' diye içimden geçiriyorum bir yandan, bir yandan da nezaketimi bozmadan ne yapsam da savuştursam diye düşünüyorum. Zaten iki kelime Almancayı biraraya getirene kadar onlar beyin yıkamaya devam ediyor. Ben de altta kalmyacağım, cevap vereceğim ya "Müslümanım işte, biz tüm dinleri seviyoruz" diye aklımda Almanca cümle kurmaya çalışıyorum. Neyse ki Monja evdeydi, bir hışımla odasından çıktı, "Müslümanım dedi işte duymadınız mı" diyerek kapıyı çocukların suratına şıraakkkk diye kapadı ve beni bu dumur durumdan kurtardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim Almanca kursunda rahip bir adam var. Yani adam bayağı rahip, bildiğiniz. Bizim gibi kısa dönemliğine gelmiş, teoloji okuyor. Yani şimdi hiç imam bir arkadaşım olmadı, rahip de olması tuhaf kaçar, zaten bi boka inanmıyorum, bozar beni bu işler diye hiç yanaşmadım. Bir yandan merak ediyorum deli gibi, yani bu adamlar ne yer ne içer nasıl yaşar, bildiğiniz insan mı, yoksa kutsanmış filan mı, yukarıdakiyle konuşuyor mu filan diye... Geçen gün denk geldi, öyle ders saatinin başlamasını bekliyoruz. Sınavımız var, sohbet ediyoruz filan. Herkesle olduğu gibi sıra sen burada ne yaparsın, ne okuyorsun, nereden geldin, ne kadar kalacaksın sorularına geldi. Ben başladım anlatmaya. Ama rahip de buldum ya, böyle olaylara duygu yükleyerek de anlatıyorum. "İletişim okuyorum"un artık neresine duygu yüklediysem!! İşte dedim hiç dersim yok, kütüphaneye gidiyorum, çalışmaya çalışıyorum ama bir türlü konsantre olamıyorum, arkadaşım da yok zaten, herkesin işi gücü var, hocalar da hiç yardım etmiyor, yapayalnız kaldım öyle filan diye yani Leipzig'deki hayatımı iyice duygusallaştırarak bir güzel özetledim. Aralıkta yapacağım seyahatten bahsettim (sürpriz, sonra yazacağım) Rahip arkadaş bana dedi ki "Çok mut'sun" Allahım bu mut ne ola ki!! Almancasını anlamadım, İspanyolcasını söylettim, ama onu da anlamadım. Elini de kalbine filan götürdü, ben dedim herhalde çok içlisin, duygulusun filan diyo bana. Anaammm bir sevindim bir sevindim. Rahip bana duygulusun dedi, beni anlayan insanlar da var bu dünyada, zaten psikolog gibi bir şey bu rahipler ne güzel diye böyle bir mutlu oldum. Sonra rahip arkadaş benim bu kederliliğimden çok etkilenmiş olacak ki, akşamki teoloji öğrencilerinin partisine çağırdı. Ama bilmiyorum nerede olacağını ben sana mesaj atarım arkadaşın telefonundan dedi. He gelirim herhalde, siz bana mesaj attın ben gelirim filan. Sonra eve gittiğimde bir baktım meğer "cesaretliymişsin" demiş, he bu da güzel ya, içli daha iyiydi ama tamam cesaretliyim de kabulümdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse akşam oldu, gittim bu partiye. Yazık telefonu da yok, arkadaşının telefonundan mesaj yazıyor. Ben de kontör yok, arkadaşımın telefonundan he geldim, ordayım diye mesaj atıyorum. İçler acısı yani durumumuz. Parti bir kalabalık bir kalabalık. Uleyn dedim ne çok teoloji okuyan var. İşte bizim kurstan çocuklar filan da orada. O anda çaktım hepsinin teoloji okuduğunu, o kadar ilgisizim ki kurslara; kimin adı ne, ne okur bir türlü belleyemiyorum. Bunlar beni bayağı bir sıcak karşıladı, bir sürü yeni insanla tanıştırdılar. Teoloji okuyanların biraz tuhaf olduğunu söylemeden geçemeyeceğim, ama Leipzig'de gördüğüm en güzel partiydi. Tabi bizim partiler gibi kimi nasıl götürsem, kim kiminle kırıştırıyor, şundan ne dedikodu alsam gibi durumları olmadığı için herkes hep birlikte eğleniyor. Kimse birbirine sürtünmüyor. Süper müzikler çalıyor, içiyorlar, dans ediyorlar. Rahip arkadaşa dedim, ya rahipler içer mi. Şili'de içiliyor, içmezsen ayıplarlar dedi. Biz de insanız dedi. Ne güzel dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rahip arkadaş bana yurtlarda değil de, teoloji öğrencilerine özel bir yurtta kaldıklarını, yabancı öğrencilere kilisenin hibe verdiğini fanlattı. Böyle şeylere korkuyla bakılan bir ülkeden geldiğim için çok ilginç geliyor tabi bunlar bana. Hep birlikte yaşıyorlarmış aynı binada. O yüzden herkes birbirini tanıyor. Ama inanılmaz kolluyorlar, koruyorlar birbirlerini. Bu grup süper hoşuma gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra gidelim dedik. Rahip arkadaşla tramvayı beklerken bir muhabbete daldık. Türkiye ile Şili karşılaştırması yapıyoruz. Almanların tuhaflıklarından bahsediyoruz. Ona tuhaf gelen bana da tuhaf geliyor. Şili ile Türkiye sanki aynı kültürden ülkeler filan gibi yani, o derece. Türkiye Şili'de çok ünlüymüş, ama bizi muhafazakar biliyorlarmış. "Yok ya hiç değiliz biz, çok az kişi türban takıyor" filan diye durumu kurtarmaya çalışıyorum. Muhabbet uzadı da uzadı sonra, hadi merkezde kahve içelim dedik. Ama tabi gecenin biri, açık kahve bulmana imkan yok. Starbucks akşam yedide kapanıyor. Ama yine imdadımıza gözünü sevdiğim McDonalds yetişti. Tren istasyonunda McCafe'ye oturduk, sohbet ettik. Ben yine bayağı bir şeyler anlattım, psikolog gibi kilit sorular sordu. Sonra dedi Tanrı sana yol gösterir filan. Psikologlar da dese ya Tanrı yol gösterir. Bir rahatlıyor insan bir rahatlıyor öyle bi rahatlama yani!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra ben Mevlana'dan bahsettim. Mevlana hakkında da bir bok bildiğim yok da işte, Almanca iki kelimeyi biraraya getirene kadar zaten bir sürü şey anlatıyorsun. "Peki" dedi "ünlü bir sözü var mı bu Mevlana'nın". "Gel, gel ne olursan ol yine gel"in çürük Almanca çevirisini yaptım. "Vay be" dedi, "çok güzelmiş"...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23425005-5318881640092119130?l=leipziggunlugum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/feeds/5318881640092119130/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/11/muslumanm-yanasmayn.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/5318881640092119130'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/5318881640092119130'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/11/muslumanm-yanasmayn.html' title='&quot;Müslümanım&quot;, yanaşmayın!!'/><author><name>ebru</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23425005.post-8605006115418317185</id><published>2009-11-16T21:43:00.005Z</published><updated>2009-11-16T22:44:01.038Z</updated><title type='text'>Hanslar ve Helgalar</title><content type='html'>Şimdi bu Almanlar acayip güzel. Öyle sandığımız gibi koca göbekli Hans, elma yanaklı Helga durumu yok ortada. Yeni nesil de mi var bir şey, yoksa hep böylelerdi de, bizim Türkiye sahillerine hep orta yaş üstü nesil mi geldi pek anlayamadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En çirkin kızda bile var bir güzellik. Burun yapıları, gözleri, kaşları, ayrı bir güzel. Beyaz ten, renkli göz, sarı tonları saçlar. Her köşe başında kuaför olduğuna saşmamalı. Ben de dönmeden bir Alman usulü kestirmem lazım ama yok benzeyemem ki bu millete. Bir kere inanılmaz alımlılar, uzun boylular. O boya posa ne giysen yakışıyor. Çok güzel giyiniyorlar. Mağazalara girince dibim düşüyor. İstanbul'da yok böyle kıyafetler. Zaten İstanbul gençleri göstermelik giyiniyor. Buradakiler kendileri için giyiniyor. Rahatlar her şeyden önce. Minicik etekleri kış vakti geçirip, bir de üstüne bisiklet sürüyorlar. Topukluyla bisiklet sürülür mü mesala, oluyor işte. İstanbul'da arabayı üstüne üstüne sürer, çiğnerler valla adamı. O topuklu çizmelerin içine hem incecik bacaklar, hem kot pantolanları nasıl sığdırıyorlar hiç anlamıyorum. Benim bacakların alt tarafı onların iki katı olduğu için, çizme bile zor giyiyorum. İspanyol paça biz koca butlu İspanyol ve Türk kadınları için keşfedilmiş zaten :D&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erkekler desen, Alman erkeklerin yanında Brad Pitt halt etmiş!!! Özellikle dikkatimi çekti, herkes saçını kız gibi kestiriyor. Önler uzun, arkalar kısa. Çok yakışıyor onlara. Bazen bakıyorum, kendimi film setinde, podyumda filan zannediyorum. Yanına gidip fotoğraf çektirsem, fotoğrafı da yüklesem Facebook'a "Alman film yıldızıyla fotoğraf çektirdim" diye kandırabilirim herkesi. O kadar!! Neyse bakmadığım için zati, fazla da yazacak bir şey yok bu konuda :PPP&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Almanlar güzelliklerinin yanında çalışkanlar da!! Allahın her günü kütüphane dolu olur mu? Oluyor! İlk kez geçen Pazar günü gideyim dedim, şöyle yayıla yayıla çalışırım, giren çıkandan dikkatim dağılmaz. Yok yine dolu, yine. Neredeyse yer bulamayacağım öyle yani. Ama bu eğitim sistemi yavrucakları mahvediyor. Her derse bir sunum hazırlıyorlar, bizim yüksek lisansta yaptığımızı onlar lisansta yapıyorlar. Kütüphaneye gidiyorum, her biri kendisini çalışmaya gömmüş. Motive ederler beni ne güzel diyorum, ama dikkatim dağılıyor elimde değil. Ne çalışırlar, hangi kitapları okuyorlar, aaa bak yanında termosla çay getiriyor ben de mi getirsem, ayakkabıları çıkarıp şu kanepeye ben de mi yayılsam, şu kızın şalı da pek güzelmiş, o hırkadan ben de mi alsam durumu var sürekli bende... Hele şu WLAN'ı bilgisayara kurdurdum kurduralı sürekli bir mail ve Facebook, Farmville kontrol etme durumu başladı, çok fena. O değil, birine yakalanıcam, çalışkan ve güzeller güzeli Alman gençliğine rezil olucam!! Zaten buraya geldim geleli kafam büyüdü sanki, esmerleştim mi ne? Yakında kütüphanede hem güzel hem akıllı ayağına göbeğimi içeri çekerek dolaşıcam!!! Ya da Pedro Almadovar'ın gelip beni keşfetmesini beklemeye devam etcem!!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23425005-8605006115418317185?l=leipziggunlugum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/feeds/8605006115418317185/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/11/hanslar-ve-helgalar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/8605006115418317185'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/8605006115418317185'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/11/hanslar-ve-helgalar.html' title='Hanslar ve Helgalar'/><author><name>ebru</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23425005.post-5184626443422998226</id><published>2009-11-12T13:36:00.007Z</published><updated>2009-11-16T22:32:31.699Z</updated><title type='text'>Sonbahar ve ders çalışmak</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/SwHR6dkPSwI/AAAAAAAAACQ/wNEYjI06E7w/s1600/DSC04130.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5404831830120549122" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 225px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/SwHR6dkPSwI/AAAAAAAAACQ/wNEYjI06E7w/s400/DSC04130.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hayatımda bu kadar güzel sonbahar görmedim. Yaprakların ağaçlardan bu kadar güzel düşüşüne şahit olmadım. Yerlerin bu kadar sapsarı oluşuna... Bazı günler dışarı çıktığımda nefesim kesildi. Öyle ormanda filan değilim. Yurdun önü bile çok güzel.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hafta sonu Jirka burdaydı. Çekya'dan arkadaşım. Kız arkadaşı Annika, Jirka ve ben bisiklet gezisine çıktık. Pazar hava çok güzeldi. Kanal boyunca bisiklet sürdük. Kanal Cafe'de mola verdik. Ormanda bisiklet sürdük. Küçük gölün kenarında ördekleri seyrettim. Keşke dedim, keşke fotoğraf makinemi yanıma alsaydım. Bir daha hayatım boyunca göremeyebilirim. Bir daha Almanya'da sonbahara şahit olamayabilirim. Dolayısıyla buraya fotoğraf da yükleyemeyeceğim. Ve sizi bu muhteşem görüntülerden yoksun bırakacağım. Ama Cumartesi günü fotoğraf makinemle bu kez gezmeyi planlıyorum. Umarım, umarım sonbaharı kaçırmamışımdır. Çünkü artık ağaçlar yavaş yavaş çıplak olmaya başladı. Tek bir yaprak kalmadı. Yaz boyunca yaprakların arkasına gizlenen ayrıntılar şimdi ortaya çıktı. Bakalım kış nasıl olacak, merak ediyorum...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5404832020192034754" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 225px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/SwHSFhoz_8I/AAAAAAAAACY/1vkYg7vYDhI/s400/DSC04125.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;Son bir ay sonbaharın mahmurluğuyla verimsiz geçirdim. Tezim konusunda kendimde çok daha fazla bir ilerleme bekliyordum ama pek başarılı olamadım. Bahaneler üretip durdum. Bilgisayarı kütüphaneye götürürsem daha rahat çalışabilirdim. Ama ilk önce mouse'um yoktu. Mouse'suz çalışılır mı hiç canım, imkanı yok!!!! Sonra kütüphanede ya tuvaletim gelirse, ya kahve içmek istersem napcam dedim, her seferinde bilgisayarı toparlayıp götüreceğim, sonra geri mi geleceğim. Bunun da çaresi çok kısa zamanda bulundu. Bilgisayar kilidi aldım. Bu çelikten bir kordon, masaya dolayıp bilgisayara takıyorsunuz. Türkiye'de hiç görmedim. İsteyen varsa getirebilirim. (10 euro :)) Ama yine de uzun süreli gidişlerde, yemeğe giderken örneğin bilgisayarı yanıma alıyorum. Nolur nolmaz. Sonra Üniversitenin kablosuz ağına bağlı değildim. İnternet olmadan da çalışılmaz!!! Mümkünatı yok!!! Onu da hallettim. Abilere götürdüm bilgisayarı, bir güzel kurdurdum WLAN'ı. Defter, kalem, silgi, çok önceden alındı zaten. Artık çalışmamak için hiçbir bahanem kalmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi her gün bilgisayarım, defterim, kalemim, internetim kütüphanenin yolunu tutuyorum. Öyle oturuyoruz hep birlikte!!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de planlarımın gerisinde değilim. Tez öneri raporunu tamamlayıp hocama gönderdim. Sonra kendisinden çok motive edici bir mail aldım. Leb demeden leblebiyi anlamışım. Bir de ben ne anladığım anlasam. Şimdi kendisinden geri dönüş bekliyoruz. Bilgisayarım ve ben!! Yok bu arada boş oturmuyorum, ben yine okumaya devam ediyorum. En azından günde 1-2 sayfa okursam 4 ayda bu tezi yarılayabilir miyim?? Türkçe kitap olsaydı keşke, günde en az 10 sayfa okurdum!!!! 10 sayfa vay be! En az 10 katı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, gerçekten çok geride değilim sanırım. En azından birkaç hafta sonu çalışırsam planıma yetişebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hafta sonu!! Yok bu hafta sonu değil de, ondan sonraki hafta sonu olsa? Olmaz mı? Malum sonbahar, tadını çıkarıyorum...&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5404832694271466530" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 225px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/SwHSswx33CI/AAAAAAAAACg/M-5QwVW2deU/s400/DSC04114.JPG" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23425005-5184626443422998226?l=leipziggunlugum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/feeds/5184626443422998226/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/11/sonbahar-ve-ders-calsmak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/5184626443422998226'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/5184626443422998226'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/11/sonbahar-ve-ders-calsmak.html' title='Sonbahar ve ders çalışmak'/><author><name>ebru</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/SwHR6dkPSwI/AAAAAAAAACQ/wNEYjI06E7w/s72-c/DSC04130.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23425005.post-5681202462767130528</id><published>2009-11-04T22:22:00.012Z</published><updated>2009-11-25T12:37:48.305Z</updated><title type='text'>Leipzig'de öğrenci olmak</title><content type='html'>Birkaç zamandır düşünüyordum, buradaki pratik bilgileri yazayım, buraya benden sonra gelecek arkadaşlara kolaylık olsun diye. Bülent tercihini buradan yana yaptı. İlkbaharda Gözde geliyor. Bülent beni soru yağmuruna tutmaya başlamıştı zaten. Gözde'den de bir takım sorular gelince bir takım bilgileri paylaşmakta fayda görüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dil&lt;br /&gt;Leipzig Üniversitesi bize gönderdikleri kabul kitapçığında dil formunu doldurup geri göndermemizi istiyor. Almanca seviyenize göre bu formu doldurup, okuldan birine (bölüm başkanı, dekan vs.) imzalatarak, başvuru belgenizle birlikte gönderebilirsiniz. İlk başta çok önemli gibi görünüyor. Almanca bilmezseniz size kabul mektubu da göndermeyeceklermiş gibi duruyor ama işin aslı öyle değil. Ben de ilk başta çok panik yapmıştım, iyi bir seviye isteyeceklerini düşünmüştüm. Ama buraya geldiğimde benim kadar bile Almanca bilmeyen öğrenciler gelmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten üniversite dönem başlamadan önce 3 haftalık bir dil ve oryantasyon kursu öneriyor. Bu kursu da istiyorsanız, başvuru kitapçığındaki formu doldurup göndermeyi unutmayın. 3 haftalık kurstan önce sizi bir teste alıyorlar ve Almanca seviyenizi ölçüyorlar. Hiç Almanca bilmiyorsanız, ya da çok az biliyorsanız sorun olmuyor, sizin seviyenizdekilerle bir kurs yapıyorsunuz. Kursun içeriği konusunda önceki yazılarımda sanırım bahsetmiştim. 3 hafta boyunca hem dilimizi geliştirmek hem de buradaki hayata adapte olabilmemiz için bir sürü etkinlik düzenlediler. 3 haftalık kurs hafta için her gün sabahtan öğleye kadar sürüyor. Öğleden sonra kimisi zorunlu kimisi tercihli olan bir dizi etkinlik düzenleniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kursa yazıldıysanız her derse ve etkinliklere katılmak zorunlu. Çünkü kurs bitiminde kredi alıyorsunuz. 3 ECTS kredi :) Ama mutlaka üniversitenizin bu krediyi kabul edip etmeyeceğini öğrenin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kursu düzenleyen üniversiteye bağlı bir okul. Studienkolleg. Bu okul dönem boyunca gidebileceğiniz Almanca kurslar da veriyor. Yazma, konuşma, gramer ve fonetik kursları. Erasmus öğrencileri için ücretsiz. Ama Almanca bilgisi sıfır olanlar 240 euro gibi bir para ödüyor. Erasmus da olsa fark etmiyor. O yüzden gelmeden önce biraz Almanca öğrenmekte, sonra 3 haftalık kursta pekiştirmekte fayda var. Ayrıca buradaki yaşam için de daha kolay. Zira ilk başta kayıt, yurt vs. için irtibatta olacağınız kişilerle Almanca konuşuyorsunuz. 3 haftalık kurs süresince Studienkolleg'deki kurslar hakkında size bilgi veriliyor. Oryantasyon kursunuzun bitiminde kayıtlar başlıyor. Kurs, dönem sonuna kadar sürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğrenci kartı&lt;br /&gt;Unicard deniliyor. Kayıt sırasında bu konuda size bilgi veriliyor. Yalnız dikkat!! Bu kart ücretli. Her ne kadar Türkiye'de dönem parası yatırmış olsak ve bize burada herhangi bir ücret ödemeyeceğimiz söylenmiş olsa da, burada bu kartı almak durumunda bırakılıyorsunuz. 101 Euro. Bankaya yatırıyorsunuz. Almadan olmuyor. Çünkü yemekhanede uygun fiyata ancak bu kartla yiyebiliyorsunuz. Yemekhanede para geçmiyor, bu karta para dolduruyorsunuz, ödeme sırasında karttan düşülüyor. Aynı şekilde bu kart ile Computer Pools'da çıktı alabiliyorsunuz, ödemeyi yine bu kartla yapıyorsunuz. Kütüphane hizmetlerinden ancak bu kartla yararlanabiliyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ulaşım&lt;br /&gt;Leipzig'de ulaşım çok rahat. Unicard'ı aldığınız zaman LVB firmasından (bu tramvay firması) Semesterticket alabilirsiniz. Bir dönem için 75 euro ödüyorsunuz. Oldukça ve oldukça uygun. Yani yurdunuz veya eviniz üniversiteye yakın değilse, mutlaka almak gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca Unicard ile akşam 19.00 sabah 04.00 arası ücretsiz seyahat edebiliyorsunuz. Ayrıca hafta sonları ve tatillerde de sanırım tüm gün ücretsiz. (Ben semester ticketı almadım, gündüz bisiklet, akşam Unicard ile seyahat ediyorum.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bisiklet bir başka alternatif. Yeni almanıza pek imkan yok, çok pahalı. Zaten dışarıda bırakmaya da kıyamazsınız. Ama ikinci el bir bisiklet alabilirsiniz. Açık artırma düzenleniyor, kaçırmazsanız ucuza bir bisiklet kapatabilirsiniz. Ben 80 euroya aldım bisikleti. Moritz diye bir adamdan aldım. Kendisinin nosunu bilmiyorum ama kursta herhalde hocalardan öğrenmek mümkün olabilir. El altından satıyor, dükkan filan değil. Dolayısıyla telefonla randevu alıp, bisikletleri tuttuğu depoya gidip kendinize uygun seçebilirsiniz. Ben pahalıya aldım, 20 ye alan da var, 40 a alan da. Ayrıca kilit almayı da unutmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://dsb.uni-leipzig.de/"&gt;http://dsb.uni-leipzig.de/&lt;/a&gt; - Das Swarze Brett'de de ikinci el bisiklet bulabilirsiniz. Burası ikinci el bir ilan sitesi. Satın almak istediğiniz başka bir şey olursa yine burdan bulmak mümkün olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem Semester ticket hem bisiklet de almak bir tercih olabilir :))&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konaklama&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konaklama için iki alternatif var. Birincisi Wohngemeinshaft dedikleri birlikte yaşanılan öğrenci evi. İnsanlar zaten yerleşmiş, boş odalarına birini arıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.wg-gesucht.de/wohngemeinschaft.html"&gt;http://www.wg-gesucht.de/wohngemeinschaft.html&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;bu siteden bakabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben yurtta kalıyorum. Yurtlarla Studentenwerk ilgileniyor. İstanbul'dayken online başvuru yaptım ve rezerve ettim odamı. Buraya geldiğinizde Frau Prall'a gidiyorsunuz, (Studentenweek Goethestraße 6'da), kaydınız yapıyor, bir takım belgeler veriyor ve ilk ay kiranızı ve depozitoyu yatırmak için aynı binada başka bir odaya yönlendiriyor. Ayrıca yurdunuza nasıl gideceğinizi tarif ediyor ve hausmeister'ın bilgilerini veriyor. Oda anahtarınızı Hausmeister'dan alıyorsunuz. Ayrıca Hausmeister size İnternet kullanımıyla ilgili belgenizi veriyor. Ayrıca kira sözleşmesi yapmanız gerekiyor, her yurtta bu işle ilgilenen kişi farklı, yine Frau Prall bu bilgileri size veriyor. Studentenwek'in linki aşağıda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.studentenwerk-leipzig.de/"&gt;http://www.studentenwerk-leipzig.de/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu linkte tüm yurtları, fiyatlarını ve adresleri görebilirsiniz. Benim tavsiyem Strasse des 18. Oktober, Tarostrasse, Philip-rosenthall strasse ve Nürnberger strasse üzerinde yoğunlaşmanızdır. Online başvuru sırasında en az üç tercih yapıyorsunuz. Buralarda kalırsanız hem diğer öğrencilere hem de partilere hem de merkeze yakın olursunuz. Yine bu yurtların fiyatlarına da bu siteden bakabilirsiniz. En uygun fiyatlı sanırım Tarostrasse'dekiler. Ama fiyat seçme şansınız yok sanırım. Yurt seçerken fiyat aralığını seçmiş oluyorsunuz aslında. Ucuz oda da gelebilir, pahalı oda da. Başvuru yaparken bir bakın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;WG'de kalmak da zevkli olabilir. Türkiye'de internetten bakıp, anlaşabilirsiniz de. Ya da buraya gelip birkaç gün otelde kalıp WG gezip insanlarla konuşursunuz, içinize yatan bir yer ile anlaşabilirsiniz. WG'de kalmanın avantajları da olabilir. Alman arkadaşlarınız olur, Leipzig'i tanıyorlardır, size yardımcı olurlar, dilinizi geliştirebilirsiniz. Yine fiyatlara yukarıdaki siteden rahatlıkla bakabilirsiniz. Gohlis tarafında faşistler olduğunu duymuştum, o tarafa gitmeyin siz yine de :)) Yurtlarda genelde yabancılar kalıyor, gözlemlediğim kadarıyla. Almanlar rastlamak da mümkün. Bende olduğu gibi :))&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yurt odaları&lt;br /&gt;Yurtlar tek odalıdan 6 odalıya kadar gidiyor. Her bir apartman kendi içinde ev gibi. Herkesin kendi odası var, mutfak ve banyo ortak. Ben ikili de kalıyorum. Üçlü ve daha fazlalarda mutfak biraz daha büyük ve iki banyo var. Sitede yurt grafiklerine bakarsanız daha iyi gözünüzde canlanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Odalarda bir yatak, bir gardrop, bir kütüphane, bir masa, bir çalışma masası ve sandalye var. Perde yok ve burada çok pahalı!! Odalar genelde standart. Ama sanırım mobilyalı olmayan odalar da var. Başvuru yaparken dikkat edin ne tercih ettiğinize. Yatak var ama yorgan, yastık, çarşaf yok. Buradan alabilirsiniz, ama birazcık pahalı, biraz kasarsanız ucuz da bulmak mümkün. Ama ben istanbuldan getirdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabak çanak bardak yok. Oda arkadaşınız paylaşımcı biriyse onunkileri kullanırsınız. Ama değilse almak durumundasınız. Ben buradan aldım. Ucuza bulabiliyor, hemen hemen her şeyi çok uygun fiyata aldım. Bir başka alternatif de yurtlarda asılı olan ilanlar. Öğrencilerin işi bitiyor, odasını boşaltıyor vs. buraya ikinci el satılık ilanları asıyor. Ben de dönerken asacağım mesela. Su ısıtıcı, çamaşır askısı, halı, ütü, masa lambası, kahve makinesi, bardak çanak vs. gibi şeyleri satıyorlar. Dediğim gibi oda arkadaşınızın kahve makinesi ya da su ısıtıcısı varsa almanıza gerek kalmayabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hazır yeri gelmişken birkaç da market ismi vereyim :P&lt;br /&gt;Lidl - uygun fiyat&lt;br /&gt;Rewe&lt;br /&gt;Hit&lt;br /&gt;Aldi - uygun fiyat&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mac-Geisz - böyle yazılıyordu sanırım :)) Burası 1 Euro'cu. Ama 1 Euro'nun altında ve üstünde de bir sürü şey satılıyor. Bizde hediyelik eşya işe yaramaz şeyler satan 1 milyonculara benzemiyor. Temizlik malzemesinden tencereye aklınıza gelebilecek her şey her şey var burada. Ve süper uygun fiyat.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galeria Kaufhof- Merkezde lüks bir alışveriş merkezi. Ama indirimli ürünleri de çok var. Çok uygun fiyata ürünler bulabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saturn - Conrad- İnternet kablosu almanız lazım. Ve diğer tüm aklınıza ne gelirse elektronik şeyler burada var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yurt olanakları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnternet kiraya dahil. Aylık 20 Gb kullanım hakkınız var. Eğer geçerseniz hem bağlantınız kesiliyor hem de bir sonraki ay ceza yiyorsunuz, kullanamıyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yurtlarda çamaşır yıkama odaları var. Aşağıda iki makine var, 2 euroyla çalışıyor. Üç haftalık çamaşırı çok rahat yıkayabilecek büyüklükte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca yurtlarda misafir ağırlayabileceğiniz mutfaklar, parti odaları ve fitness salonları da var. Ancak bunları kullanmak için ilgili kişilere mail atıp anahtarı almak gerekiyor. Yurtlarda asılı mailler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Isınma, ocak, elektrik, su yine kiraya dahil. Bunlar için de herhangi bir ödeme yapmıyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asansör var :PP&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Siz sorun ben yazayım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23425005-5681202462767130528?l=leipziggunlugum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/feeds/5681202462767130528/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/11/leipzigde-ogrenci-olmak.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/5681202462767130528'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/5681202462767130528'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/11/leipzigde-ogrenci-olmak.html' title='Leipzig&apos;de öğrenci olmak'/><author><name>ebru</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23425005.post-4630839153285651838</id><published>2009-10-23T09:47:00.003Z</published><updated>2009-10-26T18:18:24.487Z</updated><title type='text'>Ben burada ne yapıyorum</title><content type='html'>Bilen var bilmeyen var, bir anlatayım dedim burada ne yaptığımı, hayatın nasıl geçtiğini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç haftalık yoğun dil ve oryantasyon kursundan sonra Almanca kursları başladı. Sömestre sonuna kadar, yani 5 Şubat'a kadar sürecek. Haftanın iki günü gidiyorum, toplam 4,5 saat kurs alıyorum. Pazartesi iki tane konuşma kursum, salı günü de gramer kursum var. Am bu kursların ne kadar sıkıcı olduğunu size anlatamam. Bu tarz kursları keyifli geçmesi tamamen hocaya bağlı. Benim şanssızlığıma sıkıcılar düştü. Hele bir tane var, domuz burunlu yaşlı bir hoca. Tema veriyor konuşmak için, hadi konuşun birbirinizle diyor. Nasıl yani? Zaten biz konuşuyoruz dışarıda da, buraya niçin geldik? Bir konu var mesala, onunla ilgili cümle kurulacak, sırayla herkese kurduruyor. Ortada diyalog filan yok, monolog.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoğun kurslar da vardı ama tezime vakit ayıramam diye almadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tezim. En çok kafamı kurcalayan konu. Omarcığım konusunu merak ettiği için yazayım dedim: Sosyal medyanın (Facebook, Youtube, Twitter vs.) gençler üzerindeki sosyal ve kültürel etkilerini inceleyeceğim. Herkes haldır haldır Avrupa'nın dört bir yanını gezerken, ben kafayı tezime takmış bulunuyorum. Fazla da vaktim yok, Noel tatiline iki ay kaldı. Sonra da Ocak var. 5 Şubatta zaten okul tatile giriyor. Topu topu 3 ay. Bir ne yapacağımı anlayabilsem gerisi gelecek de, ben araştırdıkça kafam karışıyor. İstanbul'a dönünce de yaparım o sorun değil de, dönmeden önce burada anket çalışması yapmam lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İletişim Fakültesinde bu konuda bana yardımcı olacak kimse yok. Erasmus koordinatörü beni hoca ile görüştürmedi. Sen buraya tez için gelen ilk öğrencisin dedi. Ve hiçbir konuda bir fikri yok kadının. Neyse belki tezime, araştırmama yardımcı olur diye okulda bir derse gireyim dedim. "Yeni medya" konulu. Ders alma zorunluluğum yok, ama burda bir giriyorsanız hep gireceksiniz. Ayıp olurmuş aksi türlü, başka öğrencilerin yerini alırmış gibi olurmuş. Herkesin ne kadar inek olduğundan bahsetmiştim daha önce. Neyse giriyorum ben de işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geri kalan zamanı ise odada, kütüphanede, orda burda geçiriyorum. Hafta sonları bir yerlere gidiyoruz. Bu hafta sonu Berlin'e gideceğiz örneğin. Arkadaşlar güzel, hepsi iyi çocuklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ev arkadaşım var Monja, Alman kendisi. Müzik okulunda okuyor. Şarkı söylüyor, opera söylüyor. Sevimli, yardımcı bir kız. Biraz pasaklı sadece. Eh idare ediyorum, daha kötülerini duydum. Zaten hafta sonları olmuyor, genelde bana kalıyor burası. Hafta sonu evine gidiyor, bir Bremen'e bir Hamburg'a. Bir haftadır yok mesala. Yalnızım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arada bisiklete biniyorum, arada arkadaki ormanda koşuyorum. Spor yüksek okulunun yüzme ve masa tenisi buluşmaları var, onlara gitmeyi planlıyorum. Ayrıca spor yüksek okulunda flamenko'ya yazıldım :P Daha başlamadı, haftaya başlayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle geçiyor işte günler. Merak ettiğiniz varsa, sorun yazayım :))&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23425005-4630839153285651838?l=leipziggunlugum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/feeds/4630839153285651838/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/10/ben-burada-ne-yapyorum.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/4630839153285651838'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/4630839153285651838'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/10/ben-burada-ne-yapyorum.html' title='Ben burada ne yapıyorum'/><author><name>ebru</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23425005.post-2210682927015667091</id><published>2009-10-18T20:47:00.007Z</published><updated>2009-10-18T22:19:28.047Z</updated><title type='text'>Wilma bizi seviyor!!</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;Leipzig'e gelen yabancı öğrenciler için Wilma diye bir öğrenci organizasyonu var. Partiler düzenliyorlar, etkinlikler yapıyorlar, her Pazartesi buluşma düzenliyorlar, hafta sonu öğrencilere yakın ve uzak yerleri gezdiriyorlar.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu hafta sonu Wilma ile ilk geziye katılmış bulunuyorum. Wernigerode am Harz diye bir köye gittik. Köy işte bildiğimiz. Yan yana dizili eski tip evler. Muhteşem bir kalesi var tepede. Ama kaleye çıkacak kadar vaktimiz yoktu. Köyün merkezinde kısa bir gezintiden ve öğle yemeğinden sonra dağa çıkmak üzere yola koyulduk.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/StuT3ZnCqkI/AAAAAAAAACA/b39IwEwHdks/s1600-h/DSC03728.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5394067558683028034" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 180px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/StuT3ZnCqkI/AAAAAAAAACA/b39IwEwHdks/s320/DSC03728.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Önceki trekking deneyimlerimden tecrübeliydim. Zor yürüyüşler için olan botlarımı giydim. Suya filan batar çıkarız diye yanıma yedek çorap aldım. Ama bir tane değil 3 tane!! Tedbirli olmak da bir yere kadar. Çantamın içinde bir ben eksiğim. Bir koca şişe su, sabah çayım için matara, iki sandaviç, meyveli yoğurt, armut (ay bir kilo kadar vardı sanırım bu armut. Sen niye yanına armut alırsın ki, taşırsın oralara kadar), yağmurluk ve daha bir sürü ıvır zıvır. Gördüğünüz gibi ormanda kaybolursam mahsur kalırsam bir yerde, ölmeyeyim açlıktan diye her şeyi aldım. Zaten çantamın ağırlığından yürüyemeyecek haldeydim o dağ tepeyi. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bir yokuş bir yokuş. Kayalar ıslak, altından kayıyor. Neyse ki sevgili arkadaşım Edu halime acıdı da, çantaları değiş tokuş ettik. Pratik olmak böyle bir şey işte, adamın çantası kuş kadar hafif. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Çok keyifliydi de... Grup önde, ben en arkada. Neyse ki yine Edu beni yalnız bırakmadı. Çünkü grup bir ilerledi mi, görmenize imkan yok, yollar keskin, arkasından koşmanız lazım. Neyse ki her yol ayrımında bekliyorlar. Beni tabi ki, kimi bekleyecekler. Haa bir de fotoğraf çekenleri. Şu turistlere hastayım. Ağaç görsünler fotoğraf, ot görsünler fotoğraf. Hiç mi yok sizin oralarda diyesim geliyor.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Tepeyi çıktık, çıktık. Sonunda bizi bir cafe bekliyor. Çaylarımızı yudumlayacağız. Öyle heyecanla çıktık yani. Cafeye vardığımızda grup içeri girmemiş, Edu ile beni bekliyorlar. Wilma'dan bir arkadaş geldi naptınız filan diye. Hemen arkasında bizim elinde fotoğraf makineli turist kızlardan biri demez mi "Şarkı söyletecek miyiz onlara" diye. (Şarkı olayını şöyle anlatayayım. Buluşma yerine geç kalanlar kısa bir şarkı söylüyor.) Ulan allahın dallaması ne şarkısı!! Zaten anam ağlamış buraya çıkana kadar. Size yetişeceğim diye. Ortada geç kalma durumu yok. Aklınca biz şarkı söyleyeceğiz, bizim fotoğrafımızı çekecek!! Ay çok komik çok çocuk bunlar. Öldürecekler beni gülmekten.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/StuToEoosqI/AAAAAAAAAB4/GoBNPju4v3E/s1600-h/DSC03774.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5394067295354532514" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 180px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/StuToEoosqI/AAAAAAAAAB4/GoBNPju4v3E/s320/DSC03774.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Tepenin sonunda bizi bekleyen manzara&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bir grup çoktan içeri girmiş çaylarını yudumlamaya başlamıştı. Tam oturalım dedik, yine Wilma'dan bir ses "Fazla vaktimiz yok, gitmemiz gerek" Daha yeni gelmiştik!!! Bir şey içemeden tekrar yola koyulduk. Dönüş yolu bu kez daha düz ve engebesiz bir yol. Biraz daha uzun ama çok rahat. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ormanın bitiminde bizi şehre götürecek trenin duracağı istasyona geldik. Orada beklerken yine bizim turistlerden biri nasılsın diye bana sordu. Ben de yoruldum dedim. Nasıl yorulursun diye tekrar anlamsız bir soru sordu, sanki yorulacak bir şey yapmamışız gibi. Allahım öldürecek beni bunlar. Valla dağ tepe dolaşmaktan, parti parti gezmekten 10 yıl erken yaşlanacağım. Gençsiniz tabi, keçi gibi tırmanıyorsunuz. Ah nerde eski günlerim. Yaştan değil de, yaşla birlikte kilo da her yıl bir artınca böyle oluyorsunuz :))&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sonunda tren geldi. Tren bildiğimiz korku filmi treni. Kömürle çalıştığı için dumanlar filan çıkıyor her tarafından. Gece görsem korkumdan ölürüm yemin ederim. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/StuTXfhErwI/AAAAAAAAABw/29VAnYWjA2c/s1600-h/DSC03783.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5394067010512793346" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 180px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/StuTXfhErwI/AAAAAAAAABw/29VAnYWjA2c/s320/DSC03783.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sonunda istasyona geldik. Bizi evimize götürecek trene cümbür cemaat doluştuk. Sızdım bir ara. Güzeldi...&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23425005-2210682927015667091?l=leipziggunlugum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/feeds/2210682927015667091/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/10/wilma-bizi-seviyor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/2210682927015667091'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/2210682927015667091'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/10/wilma-bizi-seviyor.html' title='Wilma bizi seviyor!!'/><author><name>ebru</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/StuT3ZnCqkI/AAAAAAAAACA/b39IwEwHdks/s72-c/DSC03728.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23425005.post-997669804749326413</id><published>2009-10-16T10:49:00.009Z</published><updated>2009-10-16T11:33:25.286Z</updated><title type='text'>30'lar Kulübü</title><content type='html'>30 yaşıma Almanya'da giriyorum. Yoksa 31 mi demeliyim. Ay bu hep bir muammadır ortaokul yıllarından beri. Nasıl beni sinir etmişlerdi. 12 yaşındaydım ortaokula başladığımda. Yok aslında 10 yaşındaymışım. Doğduğunda 1 yaşında mı olurmuş insan. Bir de sene sonuna doğru doğmuşum zaten, bir yıl da oradan kaybediyormuşum falan filan. 30 olunca artık bir önemi kalmadı tabi bu hesapların :PP Neyse ki yaşımı çok göstermiyorum da yırtıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçenlerde Opera'ya gittik. Genç kart var, öğrencilere verilen. İnanılmaz indirimli opera izleyebiliyorsunuz. Bir kere gitseniz bile kara geçiyorsunuz, genç kartı aldığınız için. Kasadaki kadın size veriyim dedi, ben fark ettim ki, 27 yaşına kadar geçerliymiş. Söylemez olaydım, 30 yaşındayım ben dedim. Kadında bir şaşkınlık, "aaa var mısınız o kadar?" Sanki pasaportuma bakacak, söylemesene yaşını. Aynı dallamalığı geçen gün müze girişinde de yaptım. Bilet alırken direkt sordu kadın, kaç yaşındasınız diye. Salak gibi 30 dedim, ve indirimden yararlanamadım tabi ki. Yok öğrenciyim filan fayda etmedi. Bundan sonra nereye gidersem gideyim 25'im ben diyeceğim. Öğrenci kimliğinde de yazmıyor nasıl olsa :P&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görünüşte göstermesem de ruhum mu yaşlanıyor nedir. Eskisi gibi değilim. Buradaki tüm Erasmus öğrencilerinin ortalama yaşı 20 civarı. Her gece bir eğlence, bir parti, bir koşturmaca. Erasmus'un şanına yakışır bir eğlenme. Takip edemez oldum partileri. Gittiklerimden de bir şey anlamıyorum ya o ayrı. Kimseyi bulamıyorsunuz, şöyle karşılıklı dans edecek, herkes kendi kafasına göre takılıyor. Erkekler bir kız tavlama derdinde. Kızlar desen erkeklerin ağzına düşecek, saçlarıyla oynaya oynaya erkek tavlıyorlar. Çok zor olmuyor tabi bu durumda iki taraf için de. Bir öpüşen çifti ertesi gün birlikte görmeyebiliyorum. Yine Erasmus şanına yakışır bir davranış. Artık bunlar batmaya başlıyor tabi. Malum yaş 30 :P&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müzikler hoşuma gitmiyor. Hoş burada iyi müzik çalan bir yere daha rastlayamadım. Kulüplerde dans müzikleri bir acayip. Zorla dans ettiriyor insana. Dün akşam doğum günümde farklı bir şey yapalım dedik. Canlı blues çalınan bir yere gittik. Yaşlı amcalar blues çalıyor. Onları dinleyenlerin ortalama yaşı 40. Benimkilerin pek hoşuna gittiğini söyleyemeyeceğim. Neyse ki Ebru Ablaların hatırına katlandılar. Bir daha hayatta kimseyi götüremem Tonelli's e.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;30 yaş dedin mi, kafamda hep Sex and the City's in aptal karıları gibi buluşan, dedikodu yapan, erkek arkadaşlarıyla maceralarını anlatan kadın profili geliyor aklıma. Allahım neyse ki böyle kadın arkadaşlarım yok ki, yırtıyorum. O Sex and the City's musibetine bir kez rastladım. Böyle rezil bir dizi daha izlemedim hayatımda. Senaryoda bir bok yok bir kere. 30'unu geçmiş daha kapağı hiçbir erkeğe atamamış olmanın ezikliğini yaşayan, "biz kendimize yeteriz" havalarında kadınlar barda buluşup şarkı söylüyordu, izlediğim bölümde. Bizim sarışın ünlü hatun, sevdiği erkeği nişanlısıyla limoya binerken görüyordu, sonra erkek limodan inip kadının yanına geliyordu, kısa bir konuşmadan sonra kadın "zaten sen beni hiç anlayamadın" gibi saçma sapan bir laf ederek lafı gediğine koyduğunu zannedip sırıtık bir suratla uzaklaşıyordu. Allahım kim yazdı bu deli saçması senaryoyu, kim çekti bu diziyi böyle?? 30 yaşlarını devirmiş kadınlara biraz umut verme, aslında siz hala güzelsiniz, hala sizde iş var diyor Amerika dünyaya. Sonra gelsin yüz kırışıklığını giderici kremler, bilmem kaç yaş gençleştiren sihirli makyaj malzemeleri, parfüm reklamlarında boy gösteren sarışın baş karakter... Hele filmi de çekildi ya, kadınlar akın akın gitti izlemeye. Gerizekalı sarışın, erkeğini artık elde etmenin gururuyla sırıtık bir biçimde gelinlikler içinde. Allahım gözüme çarpmaz olaydı. Bir kadın bu kadar aşağılanabilir mi?... Çevremde hiç böyle kadın olmasın lütfen. Sex and the City's in yalan hayatını yaşayanlar uzak dursun benden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;30 deyince kimsenin aklına eminim, Almanya'da Erasmus öğrenciliği yapan biri gelmiyordur. :P Ama ben mutluyum burada olmaktan. Sıkıntılarım bile nasıl bir tercih yaptığımı, ileride hayatla ilgili nasıl tercihler yapacağımı, nasıl bir kültürden geldiğimi, kendi memleketimde nelere artık daha hoşgörüyle yaklaşmam gerektiğini gösteriyor bana... Bu konulara daha sonraki yazılarımda değineceğim... Leipzig güzel, hayat güzel, 30 güzel...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23425005-997669804749326413?l=leipziggunlugum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/feeds/997669804749326413/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/10/30lar-kulubu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/997669804749326413'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/997669804749326413'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/10/30lar-kulubu.html' title='30&apos;lar Kulübü'/><author><name>ebru</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23425005.post-1231144032775056299</id><published>2009-10-12T22:53:00.008Z</published><updated>2009-10-12T23:35:03.367Z</updated><title type='text'>Allahım çok korkuyorum :P</title><content type='html'>Almanya'da korkuyorum ben. Kendime yeni yeni korkular geliştirdim. Yalnız olduğumdan mıdır nedir, sürekli bir korku halindeyim. İşte korkularım. İyi eğlenceler :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Orta yaş ve üstü kadınlardan çok korkuyorum. Şimdiye kadar herhangi kötü bir deneyim yaşamadım, yaşamamak için de elimden geleni yapıyorum. Biraz size bu kadınlardan bahsedeyim. Genelde korktuklarım çalışanlar oluyor. Bizdeki gibi giyim mağazalarında, marketlerde, restoranlarda gençler çalışmıyor, bu kadınlar çalışıyor. Genelde 80'lerden kalma saç modeli ve saçları var. Annemize filan benzemiyorlar. Ve tabi ki hiç modern giyinmiyorlar. Bir gün azar yiyeceğim diye çok korkuyorum. Giyinme kabinine giriyorum örneğin. Denediklerimi asla orada bırakmıyorum, hatta kabin dışındaki askılara da asmıyorum. Gidiyorum, kat yerlerinden katlıyorum, aldığım yere güzelce yerleştiriyorum. Yeter ki beni azarlamasınlar. Allahım nolur !!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Gece sokakta tilki gördük. Evet yanlış duymadınız tilki. Dağdan inmiştir diyeceksiniz. Yok burada dağ da yok, park bahçe var. Peki bu hayvan gündüz nerede?! Park bahçede. Ve öyle gecenin bir yarısı salına salına dolaşıyor, insanlardan korktuğunu hiç sanmıyorum. Aslında uzaktan bakmak bu hayvana gayet sevimliydi. Yalnız değildim o sırada. Ama her gece yalnız eve dönerken filan aklıma bu hayvan geliyor. Bir de yurda giden arka bir yol daha var. Bazen tramvaydan inince burayı kullanıyorum. Bu yolun bir yanı ağaçlık. Sürekli hışır hışır bir sesler. Tilkiyi de gördükten sonra Shyamalan'ın filmlerindeki gibi bir yaratığın çalıların ağaçların arasından atlamasında çok korkuyorum. Allahım bana akıl sağlığı ver. Amin!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Punklardan korkuyorum. Yaw punk modası geçmedi mi? Bu adamlar ne diye saçlarını boyar, diker, tuhaf giyinir anlamıyorum. Gothik diye de bi şey var, bunlar da siyah giyiniyor tamamen. Ama ikisi aynı şey mi anlamadım: punk ve gothik. Aynı da olabilir, farklı da olabilir. Neyse gayet korkutucu olduklarını söyleyebilirim. Bir gece tramvayda geliyoruz Gökhan'la (Erasmus yoldaşım). Bunlar bindi. Allahım nasıl tırstım. Hele birinin yüzü ve gözü beyazdı. Yani böyle bir şeyle karşılaşınca gecenin bir yarısı naparsınız?? Gökhan da tutturdu, fotoğraflarını çekicem diye. Öyle uzakta değiller, dibimizde. Allahının seversen çekme diye yalvardım ama fayda etmedi. Çekti telefondan çaktırmadan. Neyse atlattık. Meğersi o gece gothik gecesiymiş, hepsi sokaktaymış, partideymiş filan. Neyse ben bu tarzı pek anlamadım. Yaw bunlar kedi de kesiyorlar mı, yani var mı satanistlikle bi ilgisi bu gotikliğin? Neyse ki burda hiç sokak kedisi yok. Yarabbi şükür!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bir şeyi yanlış yapmaktan korkuyorum. Yani bunu anlatmak zor biraz. Ne bileyim yanlış soru sormaktan, tuhaf soru sormaktan filan. Mağazada bir şey düşürmekten. Yapmamam gereken bir şeyi yapmaktan. Ne bileyim bir sürü şey sayabilirim bu maddenin altına. Her yeni yapacağım bir şey beni heyecanlandırıyor, acaba becerebilecek miyim diyorum :PP&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün yüzmeye gidiyim dedim örneğin. Kimseyi bulamadım görevli. En sonunda hizmetli gibi biri vardı, ona sordum büro nerde filan diye, üyelik şartlarını öğreniyim dedi. "Büroyu napıcaksın dedi" Nasıl yani?? Sorucam dedim. Bugün kapalıyız, açık olan zamanda gel dedi (Bu açılış saatlerini komikliğinden bahsetmiştim) Sonra tekrar gittim. Bu hizmetli var yine. Başka kimse yok havuzda!! Nasıl üye olunuyor dedim, aylık mı nedir dedim. Sen ne kadar istiyorsan o kadar ne bileyim filan dedi. Bir de lanet bir kadın. Meğersi havuza isteyen gidiyormuş, parasını verip giriyormuş, öyle üyelik felan yok yani. Nasıl küçük olduğunu, içinde en az 30 kişinin yüzmeye çalıştığını söylemeden geçemeyeceğim. Bone ve duş zorunluluğu yok. Hastalık kapmaktan korktum, 20 dakka sonra kendimi dışarı attım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mensa (yemekhane) kartları var manyetik. İçine para dolduruyosunuz, yemek aldıktan sonra okutuyorsunuz. Ben kartı okutucuya her zaman düzgün yerleştirmeye çalışıyorum. Halbuki nasıl yerleştirirsen yerleştir, okunuyor :)) Kasiyerin biri en sonunda "ön arka ters fark etmez" dedi, gülerek. Neyse ki herkes çok anlayışlı. Yarabbi şükür!! Mensa'da elimdeki tepsiyi yere düşürmekten korktuğumu da ayrıca eklemeliyim :PP&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdilik aklıma bunlar geliyor. Ben korktukça yazarım :P Siz takip edin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23425005-1231144032775056299?l=leipziggunlugum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/feeds/1231144032775056299/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/10/allahm-cok-korkuyorum-p.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/1231144032775056299'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/1231144032775056299'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/10/allahm-cok-korkuyorum-p.html' title='Allahım çok korkuyorum :P'/><author><name>ebru</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23425005.post-9206542253123410258</id><published>2009-10-11T11:07:00.005Z</published><updated>2009-10-11T11:33:18.221Z</updated><title type='text'>Alman tuhaflıkları</title><content type='html'>Uzun bir liste hazırlıyordum Alman tuhaflıklarını yazmak için. Geldiğimden beri gözüme çarpan tuhaflıklar. İyi eğlenceler :P&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Gürültülü sümkürmek: Yeni bir bilgi değil bu tabi ki. Küçüklüğümüzden beri biliriz neredeyse. Karşılaştığımız turistlerin yaz kış gürültülü bir biçimde sümkürmesine anlam veremiyorduk. Alman kültürünün bir parçası diyerek kabullendik. Ama ben burada kabullenemiyorum açıkçası. Hala sessizce sümkürmeye devam ediyorum. Bu işi sessiz yapmak varken, niye gürültüyle yaparsın ki? Bunun açıklaması ne olabilir? Tamamıyla kaba ve anlamsız bir davranış. Bir de bizi Avrupa Birliği'ne almıyorlar, hıh?!? Biz de onları kibar medeniyetler topluluğuna almıyoruz :PP&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Öfnungszeiten (açılış saatleri): Almanların bu açılış saatlerine hastayım. Aynı zamanda çalışma saati de anlamına geliyor. Aslında çalışıyorlar ama kamuya hizmete gelince bir açılış ve çalışma saati var. Hafta için her gün sabah 9 akşam 18 olduğunu zannediyorsanız yanılıyorsunuz. Örneğin Erasmus öğrencileriyle ilgilenen birim Salı 13.00-17.00 Cuma 09.00-13.00 arası açık. Ya da belediye her gün 18.00 e kadar açıkken, bir gün nedense 16.00'ya kadar, bir başka gün 20.00 ye kadar çalışıyor. Deutsche Bank haftanın bir günü kapalı. İçeride çalışıyorlar mı merak ediyorum. Bazı yerlere çalışma saatleri dışında gidip, nasıl olsa bir şekilde girerim diye bir Türk mantığı yürütürseniz yine büyük bir yanılgıya düşersiniz. Çünkü orada değiller, ayrıca çalıştıkları bir başka ofis daha var. Erasmus birimi öyle mesala. O ofis nerede hiçbir fikrim yok. Bu çalışma saatlerini kaçırırsanız, işiniz haftaya kalıyor. Türkiye'de bazı işlerin çok daha kolay yürüdüğünü düşünmeye başladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Randevu: Bazı yerlere çalışma saatleri içinde gitmek de yetmiyor. Gitmeden önce randevu almanız gerekiyor. Mesala Deutsche Bank'ta hesap açtırmak için randevu veriyorlar.?!? Dolayısıyla iki kez gidiyorsunuz; bir randevu almak için bir de randevuya. Üniversite hocalarını öyle ben geldim diye çat kapı ziyaret edemiyorsunuz. Önceden mail atıp randevu almanız gerekiyor. Her öğrenciye yanıt veriyorlar mı meçhul. Bizim hocalar sınavdan sınava öğrenci görüyor, buradaki öğrencilerin resmen inek olduğunu, derslerde yer bulunmadığını söyleyebilirim. Bunlar sadece duyduklarım. Henüz bir tecrübe yaşamadım :PP&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Evrak, parola vs. işleri: Daha ilk ayda internete girmek için iki parola verdiler. Biri belli bir zamana kadar, diğeri o tarihten sonra kullanım için. Neden??!??? Hiçbir açıklaması yok, öyle. Ayrıca her yerde farklı numara, farklı password, kullanıcı adı, zamazingo vs. Kütüphane arşivine girmek için başka login, bilgisayar odasını kullanmak için başka. İnternetten sınav sonucunu öğrenmek için tek kullanımlık şifreler. Allahım insan kafayı yer burda!! Neyse ki master öğrencisiyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sandalyeleri sıraların üzerine çıkarmak: Bu işe de bir türlü anlam veremiyorum. Derse geliyorsunuz, sandalyeler sıraların üzerinde. İndiriyorsunuz. Ders bitiyor, sandalyeleri sıraların üzerine çıkarıyorsunuz. He okul bitiyor, temizlikçiler gelcek, o yüzden diye düşünüyorsanız yine yanılıyorsunuz. Sizden sonra başka bir sınıfın dersi daha başlıyor. Onlar da sandalyeleri tekrar indiriyor, ders bitince tekrar çıkarıyor. Almanlar kol kuvvetini mi geliştirmek için bulmuş bu egzersizi anlamadım. Yerde duran toz, saç da havaya her seferinde dağılıyor o ayrı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Çocuk sahipliği: Gencecik çocuklar ya hamile ya çocuk arabalarıyla geziyorlar. Alman devleti çocuk sahibi olan ailelere 500 euro gibi bir para veriyormuş. Ama bu kadarı da fazla. Yazık çok üzülüyorum. Bir de o çocuklar upuzun eşarplarla "anne kucağı" yapılarak taşınıyor. Ay düşüverecek çocuk?!!!  diye yüreğim ağzımda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Yaşadıkça ekleme yaparım :PP&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23425005-9206542253123410258?l=leipziggunlugum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/feeds/9206542253123410258/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/10/alman-tuhaflklar.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/9206542253123410258'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/9206542253123410258'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/10/alman-tuhaflklar.html' title='Alman tuhaflıkları'/><author><name>ebru</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23425005.post-3886054592452727479</id><published>2009-10-08T21:40:00.007Z</published><updated>2009-10-11T21:29:15.361Z</updated><title type='text'>Leipzig... Leipzig...</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/StJNblk-zlI/AAAAAAAAAAs/oTHZtJUQuyM/s1600-h/DSC03185.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5391456840254934610" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 180px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/StJNblk-zlI/AAAAAAAAAAs/oTHZtJUQuyM/s320/DSC03185.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Leipzig... Leipzig... ya da Almanya... Almanya... mı demeliyim? Burası Amanya'nın bir sureti mi? Yoksa tamamen kendine has dokusu ve havası olan bir şehir mi henüz anlayamadım. Daha önce ve şimdi başka şehirlere de gittim ve gidiyorum. İstanbul'a döndüğümde Leipzig'de mi yaşadım demeliyim, yoksa Almanya'da mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şehir merkezinin hareketliliği, yeri geldiğinde sukuneti, parkları, kiliseleri, yolları, eğlencesi, pasajları, başka hiçbir yere benzemiyor. Başka bir yere gittik mi, bizim Leipzig daha güzel diyoruz. Her seferinde buraya dönüğümde sanki evime gelmiş gibi oluyorum. Hiçbir şehirde buradaki havayı bulamıyorum. Alıştım sanırım. Ve sevdim ...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/StJN1o7pkMI/AAAAAAAAAA8/q3WpA0QA81E/s1600-h/DSC03372.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5391457287831916738" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 180px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/StJN1o7pkMI/AAAAAAAAAA8/q3WpA0QA81E/s320/DSC03372.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Opera binası&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Leipzig, Saksonya eyaletinde bulunuyor. 500 bin kişi bu şehri yaşıyor. Bu rakamın yüzde 10'u sadece öğrencilerden oluşuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şehre ayak basar basmaz sizi görkemli tren istasyonu karşılıyor. Böyle bir şehre bu kadar güzel ve büyük bir tren istasyonunun olması şaşırtmıştı açıkçası beni. Burası aynı zamanda bir alışveriş merkezi. Yemek yiyebileceğiniz restoranlar da var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tren istasyonundan çıkar çıkmaz, karşıya geçiyorsunuz ve şehrin merkezine adım atmış oluyoruz. Merkez, daire şeklinde ve yerleşim yerlerinin bu dairenin etrafında yayılarak genişlediğini söyleyebiliriz. Merkezde, kiliseler, restoranlar, cafeler, iki büyük alışveriş merkezi (yine birbirine yakın yerlerde ve bu kadar küçük şehirde alışveriş merkezi olması şaşırttı beni), mağazalar, müzeler, seyyar Bratwurst'çular (sosisci - Nuraycım senin için yazıyorum :)) ve hayatımda yediğim en güzel sosis bunlar) ve aklınıza gelebilecek her şey. Burası gün boyunca devamlı olarak kalabalık. Güzel havalarda çok daha güzel olduğunu söyleyebilirim. Böyle günlerde adım başı bir müzisyen görmeniz mümkün. Ve onu çevreleyen bir kalabalık. Merkez, hep gürültülü, coşkulu, kalabalık ve neşeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daireden çıkar çıkmaz, sessiz sedasız bir şehir başlıyor. Tek duyduğunuz gürültü tramvay düdüğü ve neden bu kadar çok çaldığını anlayamadığım polis ve ambulans sesi. Herkes ulaşım için ya tramvayı ya bisikleti tercih ediyor. Bisikletle bu şehirde yaşamak çok daha kolay hale geliyor. Bir yerden bir yere gitmek 5-10 dakikanızı alıyor. Bisiklet demişken Leipzig'in Almanya'nın en çok bisiklet hırsızlığı yapılan şehir olduğunu söylemekte fayda var. Sabah bir uyanıyorsunuz, kapının önündeki bisiklet parkında en az bir bisikletin ya tekerleğinin, ya gövdesinin yok olduğunu görüyorsunuz. Söküp öylece götürüyorlar. Kilit fayda etmiyor. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/StJNmB0MCpI/AAAAAAAAAA0/tatE_PVdfR8/s1600-h/DSC03199.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5391457019633601170" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 180px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/StJNmB0MCpI/AAAAAAAAAA0/tatE_PVdfR8/s320/DSC03199.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;sokak müzisyenleri muhteşem&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kibarlık Leipzig'lilere özel mi bilmiyorum. Ama Almanların bu kadar kibar olduğunu bilmezdim. Nereye giderseniz gidin herkes sizi güleryüzle karşılıyor, iyi günler, merhaba diyişlerinde hep bir tonlama var. Çok yardımcı ve anlayışlılar. Ters insanlara rastlamıyor musunuz, her zaman. Ama yine de bu insanların kibar olduğu gerçeğini değiştirmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şehir nüfusunun önemli bir kısmını öğrencilerin oluşturduğundan bahsetmiştim. Genelde ya yurtlarda, ki yurt şartları inanılmaz rahat, ya da ev tutarak farklı öğrencilerle birlikte yaşıyorlar. Yurtlar genelde şehrin merkezinde, rahat ve ucuz. Evde kalmak biraz daha masraflı olsa da sürekli yanında ve çevrende insan olması ve sürekli dil pratiği yapabilmek güzel.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğrencilerin hepsi, şehrin tek üniversitesi Universitat Leipzig'de okuyor. Leipzig Üniversitesi, tam şehrin kalbinde bir üniversite. Tek bir kampüsü yok. Fakülte ve binaları şehrin dört bir yanına yayılmış durumda. Şehrin herhangi bir yerinde her an bir enstitü, fakülte veya bina ile karşılaşabilirsiniz. Ve Leipzig Üniversitesi bu yıl 600'üncü yaşını kutluyor. 600'üncü yaşında yeni bir binaya da kavuşuyor. Şehrin tam merkezinde yeni üniversite binası inşa ediliyor. 2 Aralık görkemli bir açılış bizi bekliyor :PP&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23425005-3886054592452727479?l=leipziggunlugum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/feeds/3886054592452727479/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/10/leipzig-leipzig.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/3886054592452727479'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/3886054592452727479'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/10/leipzig-leipzig.html' title='Leipzig... Leipzig...'/><author><name>ebru</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/StJNblk-zlI/AAAAAAAAAAs/oTHZtJUQuyM/s72-c/DSC03185.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23425005.post-2664835168974738431</id><published>2009-10-07T20:26:00.005Z</published><updated>2009-10-11T21:24:50.988Z</updated><title type='text'>Rüya gibi bir hafta</title><content type='html'>&lt;div&gt;08 - 14.09.09&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgilimle Leipzig'de bir hafta geçirdik. Dolu dolu bir hafta. Buraya gelmeden önce yakındaki başka şehirlere de gitme gibi bir planım vardı: Berlin, Dresden. Leipzig'e adım atar atmaz bu plandan vazgeçtik. Burada yapacak o kadar çok şey var ki, zaman akıp gidiyor, hatta yetmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vaktimizin bir kısmını odam için alışveriş yaparak geçirdik. Odada perde yoktu, perde aldık, mutfak ve temizlik malzemesi aldık. Yorgan ve yastığımı neyse ki yanımda getirmiştim. Yoksa bayağı pahalıya patlayacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geri kalan zamanda şehri yürüyerek turladık. Emin oruçlu olduğu için çok kolay olmadı tabi. Ama otel çok merkezi olduğu için dönüp dinlenebildik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir günümüzü bisikletle dolaşarak geçirdik. Bisiklet kiraladık. Burada herkes bisiklet sürüyor. Küçük büyük herkes! Bebekler bile bisikletlerin üzerinde. Bisikletlerin arkasında bebek pusetleri var. Oraya oturtuyorlar bebekleri, hatta önlerine de bir çocuk alıyorlar. Tüm aile bisiklet üzerinde yolculuk yapıyor. Bisikletlilere özel yollar var, yaya kaldırımlarının yanında. Bisikletliler için trafik ışıkları bile var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk başta benim için sürmesi çok kolay olmadı. Uzun zamandır da bisiklet sürmediğim için bocaladım. Ama aşkım bana yol gösterdi. :P O hep önden gitti, ben onu takip ettim. :) Bisikletle ormana gittik, ormanda sürdük, yattık, dinlendik, güneşlendik. Clara Zetkin park gerçekten çok güzel ve devasa. Neredeyse şehrin yarısı kadar büyük. Öyle ki bir ara hiç çıkamayacağız zannettim. Neyse ki burada harita ile yol bulmak çok kolay.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geri kalan zamanda yedik, yattık, dinlendik. Şehirde görülmesi gereken önemli yerleri gördük. Hatta bir haftada hepsini görmediğimizi, çok önemli yerleri ıskaladığımızı, dibimizdeki barlar sokağını fark etmediğimizi Emin gittikten sonra fark ettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrılık vakti tabi ki çabuk geldi. :(( Emin'i uğurlamak çok zor oldu benim için. Çok kötü oldum. Bir hafta kendime gelemedim. Ağladım :((&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse ki kurs çabuk başladı da, biraz olsun kendimi yalnız hissetmedim.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/StJNCLskQyI/AAAAAAAAAAk/hRjiH4_Q5iI/s1600-h/DSC03094.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5391456403810698018" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 180px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/StJNCLskQyI/AAAAAAAAAAk/hRjiH4_Q5iI/s320/DSC03094.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Clara Zetkin park'ta bisiklet sürdük :)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23425005-2664835168974738431?l=leipziggunlugum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/feeds/2664835168974738431/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/10/ruya-gibi-bir-hafta.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/2664835168974738431'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/2664835168974738431'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/10/ruya-gibi-bir-hafta.html' title='Rüya gibi bir hafta'/><author><name>ebru</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/StJNCLskQyI/AAAAAAAAAAk/hRjiH4_Q5iI/s72-c/DSC03094.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23425005.post-1786888171824721613</id><published>2009-10-03T14:50:00.005Z</published><updated>2009-10-11T21:20:27.241Z</updated><title type='text'>Leipzig günlüğüm başlıyor</title><content type='html'>Aslında yazma konusunda çok isteksiz olduğumu söyleyebilirim. İlk önce kendimden haberler vermek üzere kurdum bu blogu tabi ki. Hatta istanbuldayken yazdım. Ama buraya gelince elim bir türlü klavyeye gitmedi. Şimdi canım Gülşah'ımın hatırlatmasıyla Leipzig'teki ilk sayfayı açıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;08.09.2009&lt;br /&gt;Leipzig, Berlin'in kuzeyinde, Berlin'e trenle bir saat uzaklıkta bir şehir. Bizim Anadolu yakasından Avrupa yakasına geçmemizden daha kısa sürüyor demeyin, trenler müthiş hızlı. Bizdeki hızlı trene hiç binmedim ama Ankara'nın 5,5 saat sürdüğünü biliyorum. Komik yani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Leipzig'e İstanbul'dan direkt uçuş yok. Sadece Antalya'dan Pegasus'un var. Biz de Berlin'e uçtuk. Biz Emin ve ben oluyoruz. Dil ve oryantasyon kursu başlamadan bir hafta birlikte tatil yapacaktık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Berlin Tegel havalimanına indik. Havalimanı gerçekten küçük mü, yoksa indiğimiz yer küçük bir bölümü mü gerçekten anlamadım. İndiğimiz yerde yerdeyse hiçbir şey yoktu. Pasaport kontrolü benim için çok rahattı da Emin biraz soru yağmuruna tutuldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Niyetimiz araba kiralayıp Leipzig'e gitmek. Araç kiralamak için tüm şirketlerin olduğu başka bir yer var hemen havalimanının yanında, oraya gittik. Ne yazık ki hiç kimsenin elinde hiç araç yoktu. Tek çare tren istasyonuna gitmek. Taksiye atladık hemen, taksici tabi ki Türk. Bizi Berlin Hauptbahnhof'a bıraktı. Tren istasyonu, havalimanından daha büyük :P&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sırada bilet almak var. Bilet alacağımız büroyu bulana kadar biraz zorlandık. Sonunda bulduk. Evet biletleri alıyorum, ilk Almanca cümlem: "BURADA BİLET SATILIYOR MU?" Kadın bana gülerek "Tabi ki, kesinlikle bilet satıyoruz" diye cevap verdi. Neredeyse hiç Almanca hatırlamıyorum ama kadının her dediğini anladım ve derdimi de anlattım. Birinci sınıf iki bilet 138 Euro tuttu. Emin Bey, Osmanlı şehzadesi olduğu için birinci sınıfta seyahat etmeyi tercih ediyor. :) İkinci sınıf bilet de çok ucuz değil tabi. Trenin burada çok pahalı olduğunu söylemeliyim. Duyduğuma göre Avrupa'nın en pahalı tren şirketi Deutsche Bahn'mış. Ama hakkını vermek lazım. Raylar altından kayıyor sanki. Tek bir ses duymuyorsun. İnanılmaz konforlu ve rahat. Birinci sınıf olduğu için değil ha, ikinci sınıf da bir o kadar rahat :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve Leipzig'e vardık. Tren istasyonundan iner inmez, ... karnım acıktı :) VE ne yaptım, McDonalds da yedim. :P&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse garın dışına çıktık, hemen rezervasyon yaptırdığımız oteli karşımızda gördük. Otelin şehrin merkezinde olduğunu biliyordum da, bu kadar iki adım olacağını tahmin etmemiştim. Bir de haritada her yer uzakmış gibi görünüyor. Aslında çok yakın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Otele yerleştik. Yerleştikten sonra hemen odam için başvurdum. Çünkü görüşme saat ve günleri kısıtlı. Bugün başvuramazsam perşembeyi beklemek zorunda kalacağım. Öğrenci işleri, otelin olduğu sırada. Studentenwerk Leipzig. Burada öğrencilerin ihtiyacı olabilecek her şey var. İş bulma birimi bile var. İlk ayın kirasını ve depozitoyu yatırdım. Burdan Hausmeister'a (ev sahibesi gibi bir şey) gidip anahtarımı almak kalıyor sadece. Ama o kadar yorgunduk ki, gidemedik ve günü Leipzig merkezi dolaşarak kapattık.&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/StJLioSYE9I/AAAAAAAAAAU/32p_XXecplM/s1600-h/DSC02956.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5391454762218034130" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 180px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/StJLioSYE9I/AAAAAAAAAAU/32p_XXecplM/s320/DSC02956.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;odamın manzarası&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23425005-1786888171824721613?l=leipziggunlugum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/feeds/1786888171824721613/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/10/aslnda-yazma-konusunda-cok-isteksiz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/1786888171824721613'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/1786888171824721613'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/10/aslnda-yazma-konusunda-cok-isteksiz.html' title='Leipzig günlüğüm başlıyor'/><author><name>ebru</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_DUDo5OWGvWw/StJLioSYE9I/AAAAAAAAAAU/32p_XXecplM/s72-c/DSC02956.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23425005.post-1412922180109287571</id><published>2009-08-13T08:50:00.003Z</published><updated>2009-10-11T21:19:59.324Z</updated><title type='text'>Son detaylar</title><content type='html'>Vizemi aldım, kalacağım yurdu ayarladım, orada kalacağımız oteli ayarladım, uçak biletimi aldım. Geriye gitmeden İstanbul'da halletmem gereken işler ve bavul toplamak kalıyor. Kendime uzun bir liste hazırlamak istiyorum. :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23425005-1412922180109287571?l=leipziggunlugum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/feeds/1412922180109287571/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/08/son-detaylar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/1412922180109287571'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/1412922180109287571'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/08/son-detaylar.html' title='Son detaylar'/><author><name>ebru</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23425005.post-1046648751245578534</id><published>2009-08-12T13:01:00.003Z</published><updated>2009-08-12T13:08:53.111Z</updated><title type='text'>Son bir ay!</title><content type='html'>Son bir ayın içerisindeyim. Yapmam gereken evrak vs işlerini halettim de, hala tez konusunda ne yapacağımı bilemiyorum. :(( Gitmeden tez danışmanım da izinden gelmiş olacak. Oturur, hallederiz herhalde diye düşünüyorum. Aynı tarihte okula da kayıt yaptırmam lazım. Dolayısıyla tez konumun artık belli olması lazım :((&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Leipzig'de Almanca kursu başlamadan önce bir hafta bir tatil yapacağız sevgilimle. :)) Otelde pinekleyeceğiz, Leipzig'i gezeceğiz, benim yurduma kayıt yaptıracağız, belki odam için biraz alışveriş yapacağız. Yakın şehirler Dresden ve Berlin'e gitme gibi bir planımız da var :)) Ama arabayla mı gitsek yoksa trenle mi hala karar verebilmiş değilim. Araba kiralamak kesinlikle trenle gitmekten daha ucuz. Ama tabi benzin fiyatı ne kadardır ve bir depo benzin bizi kaç gün götürür emin değilim. İki kişi için araba kiralamak neredeyse aynı fiyata geliyor bu durumda. Ama üç dört kişiyseniz trenle gitmek çok pahalı oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada Bahncard için de başvuru yapacağım. Malum her hafta sonumu bir başka Almanya şehrinde geçirmek istiyorum :))) Münih'te ünlü Oktoberfest'e gitsem mi diye düşündüm ama aynı tarihlerde Almanca kursum devam edecek. :(( Başka festlere artık :))&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23425005-1046648751245578534?l=leipziggunlugum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/feeds/1046648751245578534/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/08/son-bir-ayn-icerisindeyim.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/1046648751245578534'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/1046648751245578534'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/08/son-bir-ayn-icerisindeyim.html' title='Son bir ay!'/><author><name>ebru</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23425005.post-9087712508569533628</id><published>2009-08-06T12:53:00.002Z</published><updated>2009-11-06T00:08:43.739Z</updated><title type='text'>Vize</title><content type='html'>Almanya'ya vizem bir günde çıktı. Hala inanamıyorum. Pazartesi günü kabul belgem geldi ve aynı gün IKS firmasından randevu aldım. Salı günü, vize görüşmesine gittim. Çarşamba günü vizeli pasaportum elimdeydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erasmus ile Almanya'ya gidecek arkadaşlar için yaşadığım vize sürecini ve gerekli belgeleri kısaca paylaşmak istiyorum. Zira bu konuda bir sürü yorum ve görüş okudum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- 12 ay geçerli pasaport - Okuldan Erasmus ile harçsız pasaport almaya hak kazandığınıza dair belge alıyorsunuz ya. Bu belge ile direkt Emniyet Müdürlüğü'ne gidemiyorsunuz. Önce vergi ve harçlar dairesine gidip onay almanız gerekiyor. Ben uğraşmadım, yatırdım direkt parayı. Ama onay için Cevizlibağ'daki vergi ve harçlar dairesine gidin, orada bir yıllık veriyorlar. diğer dairelerde 6 aylık için onaylandığını duydum.&lt;br /&gt;Ben Kadıköy Eminyet Müdürlüğü'nden uzattım. Sabahları kuyruk olabiliyor. Önceden gidip sıraya girmek gerekiyor. Pasaport için belgeleri yanınızda götürmeyi unutmayın. Emniyet Müdürlüğü'nün sitesinden bakabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- 3 adet biyometrik resim. Fotoğrafçıya Almanya için çektireceğinizi söyleyin. Makyaj yapmayın. Yüzünüz görünecek şekilde olsun, saçlarınız yüzünüzü kapatmasın.&lt;br /&gt;Hazır resim çektirmişken, normal fotoğraf da çektirin. Yurt dışındaki bilumum işlem için ihtiyaç olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Üniversitenizden alınan burs belgesi. Almanca tercümesi ile birlikte. Ben Keyhan Tercüme'ye yaptırdım. Hemen konsoloslugun yan sokağında bir büroları var. Hemen yapıp teslim ediyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Üniversitenizden öğrenci olduğunuza dair belge. Bu belge hiçbir yerde yazmıyor. Randevu alırken IKS'deki kız bana söyledi. İsteniyor dedi. Almanca tercümesi ile birlikte.(Benim de randevum ertesi gün, bir günde öğrenci belgesi almama imkan yok. Okula dilekçeyi faks çektim. Ertesi sabah erkenden koştura koştura evrak kayıttan teslim aldım. Daha çıkmamıştı bile belgem!!)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Almanya'daki okuldan kabul belgesi. Gönderiyorlar. Kendinize fotokopi almayı unutmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Oradaki geçiminizi gösterecek belge. Ben Deutsche Bank'a para yatırdım. Biraz zahmetli ve pahalı oluyor. İlk önce Deutsche Bank'a mail atıyorsunuz, size form gönderiyorlar. O formları doldurup, konsoloslugun hukuk bölümüne gidiyorsunuz, onaylatıyorsunuz. Önceden imzalamayın, onların gözü önünde imzalıyorsunuz. Geçerli pasaportunuzun fotokopisini götürün. Ayrıca yanınızda 20 Euro götürün. Daha sonra DHL'e gidip burs belgenizin bir fotokopisi ve onaylanmış pasaport fotokopinizle birlikte bu belgeleri Deutsche Bank'a gönderiyorsunuz. 70 TL tutuyor, öğrenci belgenizi gösterdiğiniz takdirde. Konsolosluğa en yakın DHL, Taksim'de Havaş'ın hemen yanında. Orada geçiminizi sağlayacağınızı gösteren başka yollar da var sanırım, ebeveyninizden taahhütname alıyorsunuz, yurt dışındaki bir türk bankasına para yatırıyorsunuz vs. Ama bunların ayrıntılarını tam bilmiyorum ne yazık ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bankada ne kadar paranız, yatırım hesabınız varsa, belgelerinizin yanına ekleyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Nüfus dairesinden vukuatlı aile tekmil. Artık adı her ne ise. Nüfus cüzdanınızı göstererek alıyorsunuz. Ücretsiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sigorta. Almanya'daki üniversiteye kayıt olana kadar geçen süre için seyahat sağlık sigortası. Tüm Şengen ülkelerinde bu sigortanın geçmesi gerekiyor. 30.000 Euro'luk yaptırıyorsunuz. Ben her ihtimale karşı orada kalacağım süre için 6 aylık sigorta yaptırdım. Fazla bir şey tutmadı. Ergo İsviçre'den yaptırdım, 90 TL verdim. Ama vize görüşmesinde görüştüğüm kişi 6 aylık sigorta ypatırmana gerke yoktu dedi, erasmus öğrencileri otomotik olarak sigortalı zaten dedi. Ama sanirim degil. Okula geldiginizde sizden 6 aylik sigortanizi gostermenizi istiyorlar. Gostermenizin yani sira, size uninin gonderdigi kitapcikta bulunan sigortali oldugunuza dair belgeyi de, sigorta yaptirdiginiz sirkete imzalatmayi unutmayin. Gelirken yaninizda getirin. Tabi bizim boyle bir seyden haberimiz olmadigi icin burdan istanbula belgeyi faks cektik, imzaladilar, gonderdiler. ama bir suru zahmet yani. o yuzden sigortayi tanidik bir acentada yaptirin. Ayrica sigorta policenizin bir fotokopisini oturma izni basvurusunda vereceksiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm belgelerin 2'şer fotokopisini alıyorsunuz ve asıllarıyla birlikte vize görüşmesine gidiyorsunuz. Kendinize de fotokopi almayı unutmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benden şimdilik bu kadar. Aklıma gelen her şeyi yazdım. Başka detaylar olursa eklerim. :))&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23425005-9087712508569533628?l=leipziggunlugum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/feeds/9087712508569533628/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/08/vize.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/9087712508569533628'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/9087712508569533628'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/08/vize.html' title='Vize'/><author><name>ebru</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-23425005.post-9136234395231782394</id><published>2009-07-29T13:09:00.004Z</published><updated>2009-10-11T21:18:39.354Z</updated><title type='text'>Leipzig'e 1 ay kala</title><content type='html'>O kadar az bir zaman kaldı ki, çok heyecanlıyım.&lt;br /&gt;Hala kabul belgemi bekliyorum. Vizeye bile başvuramadım daha. Kabul belgem gelir gelmez, vizeye de başvuracağım. Umarım kötü bir sonuçla karşılaşmam. Tüm planlarımı buna göre yaptım. Hatta ay sonunda işi bile bırakıyorum.&lt;br /&gt;Bu bir ayı çok iyi değerlendirmeliyim. Almanca çalışmalıyım, ki şimdiye kadar çok az çalıştım. Tez konumu, amacımı ve yöntemimi belirlemeliyim. Anket yapacaksam ona göre evren-örneklemi şimdiden belirlemeliyim.&lt;br /&gt;Bavulumu hazırlamak için liste yapmalıyım.&lt;br /&gt;Okulla ilgili işlerimi halletmeliyim.&lt;br /&gt;Sevgilimle daha fazla vakit geçirmeliyim :))))&lt;br /&gt;Liste uzayıp gidiyor, ben de postacının yolunu gözlüyorum. Tabi kafamda bin bir türlü senaryolar var. Ya postacıya bir şey olursa, tüm mektupları yollara dağılırsa, kabul belgemi rüzgar alıp uçurursa :PP&lt;br /&gt;Hayatımda ilk kez yurt dışından bir üniversiteden kabul belgesi alacağım, çok heyecanlıyım :))&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/23425005-9136234395231782394?l=leipziggunlugum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/feeds/9136234395231782394/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/07/leipzige-1-ay-kala.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/9136234395231782394'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/23425005/posts/default/9136234395231782394'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://leipziggunlugum.blogspot.com/2009/07/leipzige-1-ay-kala.html' title='Leipzig&apos;e 1 ay kala'/><author><name>ebru</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
