Alman tuhaflıkları

Uzun bir liste hazırlıyordum Alman tuhaflıklarını yazmak için. Geldiğimden beri gözüme çarpan tuhaflıklar. İyi eğlenceler :P

- Gürültülü sümkürmek: Yeni bir bilgi değil bu tabi ki. Küçüklüğümüzden beri biliriz neredeyse. Karşılaştığımız turistlerin yaz kış gürültülü bir biçimde sümkürmesine anlam veremiyorduk. Alman kültürünün bir parçası diyerek kabullendik. Ama ben burada kabullenemiyorum açıkçası. Hala sessizce sümkürmeye devam ediyorum. Bu işi sessiz yapmak varken, niye gürültüyle yaparsın ki? Bunun açıklaması ne olabilir? Tamamıyla kaba ve anlamsız bir davranış. Bir de bizi Avrupa Birliği'ne almıyorlar, hıh?!? Biz de onları kibar medeniyetler topluluğuna almıyoruz :PP

- Öfnungszeiten (açılış saatleri): Almanların bu açılış saatlerine hastayım. Aynı zamanda çalışma saati de anlamına geliyor. Aslında çalışıyorlar ama kamuya hizmete gelince bir açılış ve çalışma saati var. Hafta için her gün sabah 9 akşam 18 olduğunu zannediyorsanız yanılıyorsunuz. Örneğin Erasmus öğrencileriyle ilgilenen birim Salı 13.00-17.00 Cuma 09.00-13.00 arası açık. Ya da belediye her gün 18.00 e kadar açıkken, bir gün nedense 16.00'ya kadar, bir başka gün 20.00 ye kadar çalışıyor. Deutsche Bank haftanın bir günü kapalı. İçeride çalışıyorlar mı merak ediyorum. Bazı yerlere çalışma saatleri dışında gidip, nasıl olsa bir şekilde girerim diye bir Türk mantığı yürütürseniz yine büyük bir yanılgıya düşersiniz. Çünkü orada değiller, ayrıca çalıştıkları bir başka ofis daha var. Erasmus birimi öyle mesala. O ofis nerede hiçbir fikrim yok. Bu çalışma saatlerini kaçırırsanız, işiniz haftaya kalıyor. Türkiye'de bazı işlerin çok daha kolay yürüdüğünü düşünmeye başladım.

- Randevu: Bazı yerlere çalışma saatleri içinde gitmek de yetmiyor. Gitmeden önce randevu almanız gerekiyor. Mesala Deutsche Bank'ta hesap açtırmak için randevu veriyorlar.?!? Dolayısıyla iki kez gidiyorsunuz; bir randevu almak için bir de randevuya. Üniversite hocalarını öyle ben geldim diye çat kapı ziyaret edemiyorsunuz. Önceden mail atıp randevu almanız gerekiyor. Her öğrenciye yanıt veriyorlar mı meçhul. Bizim hocalar sınavdan sınava öğrenci görüyor, buradaki öğrencilerin resmen inek olduğunu, derslerde yer bulunmadığını söyleyebilirim. Bunlar sadece duyduklarım. Henüz bir tecrübe yaşamadım :PP

- Evrak, parola vs. işleri: Daha ilk ayda internete girmek için iki parola verdiler. Biri belli bir zamana kadar, diğeri o tarihten sonra kullanım için. Neden??!??? Hiçbir açıklaması yok, öyle. Ayrıca her yerde farklı numara, farklı password, kullanıcı adı, zamazingo vs. Kütüphane arşivine girmek için başka login, bilgisayar odasını kullanmak için başka. İnternetten sınav sonucunu öğrenmek için tek kullanımlık şifreler. Allahım insan kafayı yer burda!! Neyse ki master öğrencisiyim.

- Sandalyeleri sıraların üzerine çıkarmak: Bu işe de bir türlü anlam veremiyorum. Derse geliyorsunuz, sandalyeler sıraların üzerinde. İndiriyorsunuz. Ders bitiyor, sandalyeleri sıraların üzerine çıkarıyorsunuz. He okul bitiyor, temizlikçiler gelcek, o yüzden diye düşünüyorsanız yine yanılıyorsunuz. Sizden sonra başka bir sınıfın dersi daha başlıyor. Onlar da sandalyeleri tekrar indiriyor, ders bitince tekrar çıkarıyor. Almanlar kol kuvvetini mi geliştirmek için bulmuş bu egzersizi anlamadım. Yerde duran toz, saç da havaya her seferinde dağılıyor o ayrı.

- Çocuk sahipliği: Gencecik çocuklar ya hamile ya çocuk arabalarıyla geziyorlar. Alman devleti çocuk sahibi olan ailelere 500 euro gibi bir para veriyormuş. Ama bu kadarı da fazla. Yazık çok üzülüyorum. Bir de o çocuklar upuzun eşarplarla "anne kucağı" yapılarak taşınıyor. Ay düşüverecek çocuk?!!! diye yüreğim ağzımda.

Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Yaşadıkça ekleme yaparım :PP

3 yorum:

E. İDİL KARAGÖZ dedi ki...

almanların cok kuralci olduklari da soylenir. acaba sandalye meselesi ile ilgili yazili olmayan bir kurallari mi var:-p

Adsız dedi ki...

selamlar,

almanyada bir onceki donem erasmus yapmıs biri olarak yasadıklarınız bana cok cok tanıdık geliyor. fark olarak ben gitmeden once almanca bilmiyordum ve leipzig berlin arası trene 69 euro verecek butceye de sahip degildim, aynı mesafeyi mitfahrla 10 euro civarı bi fiyata gittim. ayrıca bana oturma izni vermediler, 7 ay 2 defa uzattıkları reisepassla kaldım orada. ben de schengen mi degil mi muammasıyla gezdim ama neredeyse hic pasaport kontrolune denk gelmedigim icin sorun yasamadım. neyse bu donem boyunca kucuk butcelerle biraz seyahat etme fırsatı buldum, leipzigte de bir gun gecirdim ama ben sizin kadar zevk almadım. ama orada yedigim en lezzetli bratwurstu da unutamıyorum:) ben de belki sizin kadar deneyimledim almanyayı ama kesinlikle sizin yazdıgınız kadar iyi anlatmayı basaramazdım. surekli gezi blogları arastıran birisiyim ve tesadufen sayfanızı buldum, cok da mutlu oldum. tebrikler, ve iyi eglenceler.

ugurcan

kedi ebru dedi ki...

Uğurcan,
güzel sözlerin için çok teşekkür ederim.
leipzig öyle ahım şahım bir yer değil tabi ki, mümkün olduğunca keyfini çıkarmaya çalışıyorum yoksa iyice zorlaşıyor her şey:P
başka konularda da yorumlarını merak ederim, arada yaz ;)
sevgiler

Yorum Gönder