A Serious Woman?

Hastayım. Düsseldorf'un havasından mıdır nedir bilemedim, grip oldum. Çünkü orada hava biraz daha iyiydi. Cumartesi yaptığım uzun yürüyüş beni hasta etmiş olabilir. Çok sıkı giyinmemiştim sanırım. Sonra buraya geldim, hava sıcaklığı daha da düştü. İlk önce hapşırıkla ve burun akıntısıyla başladı, hissettim, bir tylol hot çakıverdim ama durduramadım. Ertesi gün hem kursun da son günü olduğu için mecburen dışarı çıktım ve iyice kötü oldum. Neyse ki, vücudumda titreme vs. yok. Boğazlarım şiş değil. En azından bunlar iyiye işaret. Burada doktora nasıl gidildiğini bilmediğim için de üşeniyorum. Tylol hot bitti şimdi, Theraflu forte'ye başladım. Birkaç güne kalmaz düzelirim gibime geliyor.

İşin kötüsü son ayım burada, kütüphaneden çıkmam, çalışırım diye hayal kuruyordum. Çok hoş bir hayal değildi tabi bu, sıkıntılı bir hayal. Ama şimdi yataktan çıkamıyorum. İki şey yapsam yorgun düşüyorum. Yattığım yerden bilgisayar elimde, internetten makale filan araştırıyorum. İyi mi oldu kötü mü oldu çalışmamak için bahane mi oldu bilemedim.

Zaten şu tez olayı beni çok kasıyor. Bir de bunun doktorası var, kasıldıkça kasılıyorum sanki yapmak zorundaymışım gibi. Uzun vadeli işler hiç bana göre değil, bir işi başladım mı mutlaka hemen bitirmeliyim. Tez gibi bir senelik bir iş yeterince sıkıntı verici. Bir satır alıntı için, kitap kitap dolaşıyorsun... Gitmeden burada yapmam gereken imza, banka hesabı, bir sürü bürokratik iş de beni kasıyor.

Şimdi vakit de yaklaştı ya, başka konularda da iyice kasılmaya başladım. İstanbula dönücem, her şey yeni gelecek bana. Annemler yeni eve taşındı, şimdi Emre ile güllük gülistanlık yaşıyorlar. Seda da yok, iyice zor olacak. Üstelik odamı yerleştirmemişler bile, öyle taşındığı hali ile duruyormuş. Gidince beni bir sürü yük bekliyor. Bir de artık kullanılmayan ama atmaya da kıyamadığım şeyler var ya, en çok onlar bana sıkıntı veriyor. Annem dedi ne çok çantanız varmış sizin. Alıyoruz, fermuarı gidiyor, 10 liraya fermuar yaptıracağıma gidiyorum 15e yenisini alıyorum, napiim. Artık kullanılmayan bir sürü hediyelikler, ıvır zıvırlar, çocukluğumuzdan kalma asla atmaya kıyamadığımız oyuncaklar, vermeye kıyamadığımız ama giymediğimiz bir sürü giyisi, eski defterler, rengi solmuş modası geçmiş eşarplar ve daha neler neler. Sadece benim olsa iyi, Seda'nın da bir sürü eşyasını toplamak da bana kaldı. Bir sürü yaşanmışlık, eskimişlik, hatıralar... Emre de tutturdu, bir daha gelmeyin, orada kalın, istemiyoruz sizi, odanızı da kiraya vericem diye. Zaten geldiğimizden beri "Alman domuzu" olduk çıktık. Kıskançlığından çatliycak yakında. :))

Beni kasan bir başka konu da iş. Piyasa düzeldi mi oralarda hiç bilmiyorum. İlk başlarda Haziran'a kadar tezi bitiririm, sonra iki ay dalış filan yapar yazın keyfini çıkarırım, yazın arada ders çalışır doktoraya hazırlanırım, Eylül'de de çalışmaya başlasam değme keyfime filan diye plan yapıyordum. Nerden geldiyse aklıma dönüşte iş bulmalıyım çalışmalıyım filan gibi telaşa kapıldım. Hatta dün kariyer.netten iş başvurusunda bile bulundum. Bir yandan kovuyorum bu kötü düşünceleri, bir yandan şu para denen illet neden bu kadar önemli diye yeni düşünceler beliriyor...

Dün Gökhan'la Cohen Kardeşler'in "A Serious Man" filmini izledik. Bence film çok komikti. Komedi filmi değil tabi. Ama Cohenlerin filmlerindeki tuhaf durumlar ve diyaloglar beni çok güldürüyor. Aslında "ufak" sorunları olan bir adam, filmin sonuna doğru çok daha büyük sorunlarla karşılaşıyor. "Küçük" soruları, kaderi için hep bir cevap arıyor ama sonunda kendisini bekleyen, her şeyi yalayıp yutan kasıp kavuran dev bir boşluk... Birçok sorunun cevabı bile yok. Cevap bulmak için uğraşmak, tasalanmak bile yeni sorulara, sorunlara yol açıyor. En iyisi hiç cevap aramamak. Keşke her şey matematik gibi olsa, her sorunun çözümü ve cevabı belli olsa... Matematik "olasılık sanatı" değil miydi, olasılık sanatı neydi o zaman diye soruyor "ciddi adam"?... İstatistik miydi olasılık sanatı? Bir torbada olan kırmızı, mavi ve sarı topları çektiğimizde hangisinin gelme olasılığını niye merak ediyoruz, ya da zar attığımızda, ya da piyango bileti aldığımızda... Keşke merak etmesek... Akıyor işte hayat. Biz hayatımızla ilgili planlar kurarken, bir kasırganın gelip elimizdeki her şeyi alma olasılığı ne kadar?

Tamam artık kurmuyorum, kasılmıyorum, plan yapmıyorum, odam da kalsın öyle, iş miş de umrumda değil. Şu ana odaklandım. Leipzig, tezim, belki bir daha hiç göremeyeceğim dostlar ve ben... Rahatsız etmeyin...

2 yorum:

Dudu dedi ki...

Son zamanlarinin tadini cikar, nasil olsa su yazdiklarin icin orada da dusunup endiseleneceksin ve inan bunu 2 kere yaptigina degmez :)

kedi ebru dedi ki...

:)) iyi geldi :))

Yorum Gönder